Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu



Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Cuma, Ekim 20, 2009

Sözcü Gazetesi EMİN ÇÖLAŞAN: İmralı Güncesi (Çok Gizli)


Sözcü Gazetesi EMİN ÇÖLAŞAN   20 Kasım 2009

İmralı Güncesi (Çok Gizli)

17 Kasım 2009 Salı. Saat 10:

Abdullah Bey uyandı. Duşunu aldı; kahvaltısı görevliler tarafından kontrol edildikten sonra odasına getirildi.

Kahvaltıda çay, süt, tereyağı, kaşar peyniri, beyaz peynir, siyah ve yeşil zeytin, vişne reçeli, gül reçeli, domates, yumurta vardı. Yumurta az pişmiş, bundan sonra dikkat edilmesini istedi. Peyniri tuzlu buldu, not edildi.

Saat 11: Yeni gelen konuklarla tanışması için odasından alındı. Gelenlerle, deniz kıyısındaki gazinoda çay içmek istediğini söyledi. Gazino o saatte henüz açılmamış olduğu için müdür beyin odasına hep beraber girildi. Garsonlara çay sevisini oraya yapmaları söylendi.

Abdullah Bey için özel seçilen ve öteki cezaevlerinden henüz getirilen çoğu katil ve tamamı terörist beş konuk da müdür beyin odasına getirildi. Tanışma çok heyecanlı oldu. Abdullah Bey’in elini öptüler, saygı sundular. Abdullah Bey bazılarını zaten isim olarak tanıyormuş.

“Adamıza hoş geldiniz, hayırlı osun. Burası güzeldir, rahattır. Bizi el üstünde tutarlar, bir dediğimiz iki etmezler” dedi. Çayla birlikte bisküvi geldi. Hep birlikte yenildi içildi, muhabbet edildi.

Saat 11.30: Beyefendinin odasındaki buzdolabı, istekleri doğrultusunda dolduruldu. Meyve suyu, süt, meyve, geceleri acıkınca yemesi için peynirli sandviç konuldu.

Saat 12.30: Abdullah Bey acıktığını söyledi. Hava biraz düzelmişti, yemeği deniz kıyısındaki gazinoda yemek arzusunu belirtti. Yeni gelenlerle birlikte orada yemek yediler. Uzun uzun denizi seyrettiler. Yeni gelenlerden biri “Biz hem önderimizin yanına, hem de cennete gelmişiz. Bire de balık tutma izni verilirse harika olur” dedi. Yemekte ızgara köfte, pilav, mevsim salata, zeytinyağlı taze fasulye, komposto, tulumba tatlısı vardı. Yemek sonrasında deniz kıyısında kısa bir gezinti yapıldı.  

Saat 13.30: Abdullah Bey’e yurtdışından, ABD ve AB ülkelerinden gelen kutlama mesajları (müdürlük tarafından okunduktan sonra) verildi. Onları okuyunca çok mutlu oldu. Dün sağlık kontrolü için doktor istemişti. Doktorların niçin geciktiğini sert bir ifade ile sordu. Birazdan gelecekleri kendisine söylendi.   

Saat 14: Abdullah Bey odasında istirahata çekildi. Rahatsız olmaması için çevredeki inşaat gürültüsü engellendi.

Saat 15: Bursa’dan doktorları geldi. Dâhiliye, üroloji, kulak burun boğaz, radyolog, göz, diş hekimi. Ayrıntılı bir muayeden geçti, Kanı alındı. Aşırı sağlam çıktı. Bazen başı ağrıyormuş, aspirin verildi. Mide yanması için de ilaç verildi. Abdullah Bey İmralı’da bir dispanser ve laboratuar kurulmasını istedi, ilgili makamlara derhâl iletildi.

Saat 16.30: Yeni gelen konuklarımızla yeniden görüşmek istedi. Bu kez hobi odasında buluştular. Onlara “Hepimizin gazası mübarek olsun. Hepimiz iyi işler başardık. Yakında Kürdistan kurulunca bizi bırakırlar” dedi. Biraz tavla oynadılar. Konken oynamak için iki deste kâğıt istediler. Adamızda iskambil kâğıdı yoktu. Abdullah Bey biraz kızdı. “Bu nasıl iş, kâğıtlar yarın akşama kadar mutlaka getirilsin” dedi. Ayrıca televizyona bu akşam Roj TV, Samanyolu gibi kanalların bağlanmasını istedi. Teknisyen bulunursa bu akşam bağlanacak. Bu bağlamda ayrıca, her gün odasına tarafımızdan bırakılan gazetelere, iktidar yandaşlarından bazı eklemeler yapılmasını istedi. Bundan sonra Vakit, Sabah, Taraf, Star, Bugün, Zaman, Yenişafak alınacak. Sözcü gazetesini okuyunca sinirleri bozuluyormuş; onu bir daha görmek istemediğini özellikle vurguladı.   

Saat 17.30: Akşam çayı hep birlikte içildi. Yanında bisküvi, kek ikramı yapıldı. İştahı çok iyiydi. Viski olup olmadığını sordu, olmadığını söyledik. Ne de olsa burası cezaevi. O konuda ısrarlı olmadı. Adamıza, Avrupa’nın ricalarıyla kendisine arkadaş olarak getirilen ekibine iltifatlarda bulundu. Yarın adaya avukatlarının geleceğini söyledi ve yönetimden onların da iyi ağırlanmasını istedi. Söylediğine göre, örgütüne son direktiflerini yine avukatları aracılığı ile gönderecekmiş. Yine söylediğine göre, “Kürt açılımı, fikir ve ifade özgürlüğü” doğrultusunda yakında İmralı’da basın toplantısı yapmasına izin çıkacakmış. Zaten tek eksiğinin bu olduğunu vurguladı. Ayrıca avukatlarına “Eski odamda daha rahattım, burası iyi değil” diyerek kamuoyuna İmralı’nın bir cennet olmadığı mesajını ileteceğini belirtti. Adamıza yeni gönderilen terörist konuklarımızdan biri, sohbet sırasında kendisine Sayın önderim, hükümetimizin bu açılımını nasıl buluyorsunuz” diye sorduğunda “Onlara yol haritasını buradan ben verdim. Ancak bazı eksikleri olduğunu düşünüyorum. Yakında onlar da tamamlanınca bizi kimse tutamaz” dedi. Yine ekipten bir başkası, “Sayın önderim, AKP iktidarımızı nasıl buluyorsunuz?” sorusunu yöneltti. Yanıtı aynen şöyle oldu: “Gerek adaşım Abdullah Bey gerekse Tayyip Bey çok sağlam duruyor. Bizden bile sağlam çıktılar. Adım adım hedefe yaklaşıyoruz. Onlara güvenim sonsuzdur. Yarın hobi odamızda buluşunca size ayrıntılı anlatırım.” Saat epeyce ilerlemişti, yemek vakti geliyordu. Abdullah Bey odasına döndü duşa girdi.

Saat 19: Abdullah Bey yemeği tek başına yemek istediğini bildirdi. Yemeği kontrol edildikten sonra odasına gönderildi. Bonfile, kızarmış patates, çoban salata, yoğurtlu ıspanak, muz, revani. Daha önce de uyardığı halde, bugünkü bonfilenin iyi pişmemiş yani kanlı olduğundan yakındı. “Ben kan göremem, kanı hiç sevmem” dedi. Kendisinden özür dilendi, aşçıbaşı uyarıldı. Yemekten sonra odasında televizyon izledi, sonra biraz kitap okudu.

Saat 23.15: Abdullah Bey yattı. İyi uykular. Allah rahatlık versin.

Cuma, Ekim 20, 2009

‘İslamofaşist Darbe’ Üzerine... İLHAN SELÇUK

Image Hosted by ImageShack.us

PENCERE

İLHAN SELÇUK

İslamofaşist Darbe’ Üzerine...

Birkaç gün önce bizim gazete birinci sayfanın göbeğinden ilginç bir haber yansıttı..

Başlık:

Erdoğan’a Ağır Suçlama”

“Washington Times gazetesi Erdoğan’ın İslamcı-faşist bir darbe istediğini, Büyükanıt ve Aşkın olaylarının da bunun bir parçası olduğunu ileri sürdü.”

*

İslamofaşizm’ ilginç bir deyiş...

İslam bir din!..

Yine birkaç gün önce Cumhuriyet’e açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı Profesör Ali Bardakoğlu ne diyordu:

“- İslam bir dindir.”

Ve ekliyordu:

“- İslamı siyasi bir rejim olarak algılama çabaları doğru değildir.”

Ancak anlaşılıyor ki AKP iktidarı Türkiye’ye bir siyasal düzen olarak Müslümanlık üzerine rejim biçmek hevesine kapılmıştır...

AKP iktidarının bu hedefe dönük gözü kara!..

Cumhurbaşkanıyla, yargıyla, orduyla, üniversiteyle, laik öğretimle, devlet bürokrasisiyle çatışmalarında pervasız...

İlginç olan ne?..

Amerikan gazetesi Türkiye’ye yakıştırılan yeni rejime “Ilımlı İslam Devleti Modeli” adını münasip görmüyor...

Daha yakışanını bulmuş:

İslamofaşizm...”

*

Avrupa’daki faşizm Aydınlanma devriminden sonra ortaya çıkıp Birinci Dünya Savaşı ertesinde ortalığı haraca keserek kasıp kavurduğu için “Hıristiyanofaşizm” diye anılmadı; Almanya ve İtalya gibi gelişmiş ülkelerin doğasında gelip geçici bir kara salgın işlevi gördü...

Türkiye’deki İslamofaşizm düpedüz dinci sermaye diktası içeriğini taşıyacaktır...

Çünkü adı üstünde:

İslamofaşizm!..

Bugün AKP iktidarının gidişatını ilgisiz gözlerle seyredip yan gelen kimi laik işadamı iş işten geçtikten sonra dövünebilir...

*

Peki, Washington Times AKP’yi neden İslamofaşist darbe” ile suçluyor?..

İslamofaşist”i anladık..

“Darbe” neyin nesi?..

Neresinden bakarsanız bakın yaşanan sürece “darbe” sözcüğü de yakışıyor...

Yüzde 25 oranında oyla Meclis’in yüzde 65’ini, başka deyişle azınlık oylarıyla çoğunluğu ele geçiren AKP’nin bu kez yukardan aşağıya uyguladığı operasyon Türkiye’de anayasal rejimi oldubittiye getirmek üzerinedir.

Ne diyor Amerikan gazetesi:

“...Erdoğan’ın ülkedeki laik kurum ve geleneklere karşı giriştiği İslamofaşist darbe isteğinin karşısındaki ordunun...”

*

21’inci yüzyılda “durum vaziyeti” değişti..

20’nci yüzyıl Türkiyesi’nde ordu darbe yapardı..

21’inci yüzyılda “orduya karşı darbe” yapılıyor..

Hem de “anti-laik” darbe...

Cümlenin haberi ola!..

(17 Mart 2006 tarihli yazısı)


Cuma, Ekim 20, 2009

Hukuk Hepimiz İçin... HİKMET ÇETİNKAYA


POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

Hukuk Hepimiz İçin...

Hukukta eşitlik ilkesi gün gelir herkese gerekir...

Cumhuriyet, Korku İmparatorluğubaşlıklı bir yazı dizisi yayımlıyor...

Ben yazı dizisini okurken, Türkiyenin nereden nereye geldiğini, laik demokratik bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin, AKP iktidarı tarafından nasıl altının oyulduğunu düşünüyorum...

Dünkü yazımı, Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şenerin telefon dinlemelerine ilişkin sözleriyle bitirmiştim:

Beni, Başbakan Erdoğan dinletiyor!

Şenerin bu sözleri Korku İmparatorluğunun başında kimin olduğunu göstermesi bakımından bence çok önemliydi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ile 56 yargıç ve savcının dinlenmesi kararı ne zaman alınmıştı?

2008 yılının nisan ayında...

Dinlemeler ne kadar sürmüştü?

2009 yılının eylül ayına dek!

Savcıların ve yargıçların dinlenmesi iki ay önce bitirilmişti...

Dinlemelerin bitirilmesinin gerekçesi şuydu:

46 yargıç ve savcı hakkında soruşturmaya gerek duyulmamıştır.

17 ay 56 savcı ve yargıç dinlenmiş... 10 savcı ve yargıç hakkında soruşturmaya gerek görülmüş...

Melih Aşık, bu konuya değinen çok önemli bir yazı yazdı... Ceza Muhakemesi Yasasına göre telefon dinleme kararlarının hangi koşullarda verileceğini belirtti:

Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda verilebilir. (14 Kasım 2009-Milliyet)

Burada şu soru akla geliyor:

Yargıç ve savcılar 17 ay gibi uzun bir süre içinde dinlenirlerken suç işlediklerine ilişkin bir kuşku saptanmışsaneden görevde tutuldular?

***

Melih Aşık haklı olarak soruyor:

Görevde kaldıklarına göre demek ki izlemeler suç süphesi üzerine yapılmadı? Acaba hangi gerekçelerle yapıldı? Yoksa bu kişileri suçlayacak ya da kendilerine şantaj yapılacak malzeme elde edilmesi için mi?

Dinlemeleri dönemin Adalet Bakanlığı Ergenekon kapsamında yapmış...

O zaman da yine bir başka soru geliyor akla:

Ergenekon kapsamı nedir? Bu süreç ucu açık bir soruşturma mıdır?

Mustafa Balbay Silivride 9 aydır yatıyor... İlhan Selçuk üç ayı aşkın süredir hastanede fizik tedavi görüyor...

Gözaltına alınmadan önce sapasağlam olan İlhan Selçuk, gözaltının ardından kalp krizi geçirdi ve ameliyat oldu.

Bu olaydan sonra bir türlü kendini toparlayamadı...

Ergenekonun kasası olduğu öne sürülen Kuddusi Okkır, kanserden hastane köşesinde öldü. Okkırın cenazesini arkadaşları kendi aralarında para toplayarak kaldırdı.

Bu süreç İlhan Selçuktan Türkan Saylana, Mustafa Balbaydan Mehmet Haberala, gazeteci-hukukçu Emcet Olcaytodan Gürbüz Çapana, Mustafa Yurtkurandan Ferit Bernaya değin uzayıp gider.

Bu ülkenin yurtsever bilim insanlarını, gazetecilerini, hukukçularını, çete-mafya-katilüçgeninde yer alanlarla aynı torbaya koymak ne demektir?

Ergenekonun nerede başladığı ve nerede biteceği bugün belli değil!

Onun için bu iş sulandırıldı!

İnsanlar sindirildi, yıldırıldı, korkutuldu!

Unutmayın hukuk bir gün size de gerekli olur!

Cumhuriyete atılan bombalara İlhan Selçukun işidiyenler, kimlerin attığının ortaya çıkmasından sonra utanç duydular mı?

***

Cumhuriyeti ele geçirmek için çetelerle işbirliği yapanlar, İlhan Selçuku, Balbayı, Çapanı ve bazı yurtseverleri ucu açık bir soruşturmanıniçine sokarak neyi amaçlıyorlar, öğrenmek istiyorum...

Yaşamımız çetelerle, cuntalarla, darbecilerle, din bezirgânlarıyla mücadeleyle geçti!

Beş gün önce, İlhan Selçukla konuşurken şöyle demişti bana:

Temel hak ve özgürlükler baskı rejimlerinde değil demokrasilerde olur. Cumhuriyet gazetesi bu yüzden demokrasi için baskıcı sivil-askeri rejimlerin karşısında olmayı sürdürecektir.

Demokrasi mücadelemiz sürecek!..

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

Cuma, Ekim 20, 2009

Kimmiş Bölücü?.. CÜNEYT ARCAYÜREK


GÜNCEL

CÜNEYT ARCAYÜREK

Kimmiş Bölücü?

Beyefendi lütfedip açıkladı da bölücü kimdir, kim değildir öğrendik.

AKPyi (tabii RTEyi ve hükümetini) bölücülükle suçlayan muhalefeti taa Romadan yanıtladı.

RTEye göre: Sıvasın ötesine geçemeyen, Türkiyenin 81 vilayetinin 81ini dolaşamayanlar”… bölücü!

İçişleri Bakanı Beşir Atalay; Mecliste Güneydoğuda AKP dışındaki oyları düşük partileri Türkiye partisi olmaktan çıkarmış; bölge partileri diye tanımlamıştı da, tepkiler karşısında öyle demek istemediğini söylemek zorunda kalmıştı.

Başbakan bir adım daha ileride. Muhalefeti bölge partileri olmaktan da öteye bölücülükle suçluyor.

Neymiş bölücü olmanın koşulları? Buyurunuz RTEnin bölücülük reçetesine:

Sıvastan öteye gidemedin mi, hapı yuttun!

Türkiyenin 81 ilini ayağına kızgın demir değmiş gibi gezmedin mi?.. sen, ben o CHP veya MHP bölücü!

Sonuç: 81 ili gezdiği için -bundan böyle- RTEyi hiç kimse bölücüsün veya açılımın ucu bölücülüğe gidiyor diye suçlayamaz!

Bu engin ve zengin mantıkla ülkede huzur, barış ve kardeşlik aramak...

Ancak ve ancak RTEye nasip oluyor.

***

Gün boyu o konu da bu konudaki eleştirilere laf yetiştirmekten olacak:

Yardımcısı Bülent Arınçın dediği gibi civanımın çalışmaktan gözlerinin altı mosmor!

Muhalefete, medyaya yanıt vermekten vakit ayırdığı zaman, hükümetinde bakanlık koltuğunda oturanı top ateşine tutuyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağın eşi, kız çocukları türbanlı tam tamına Müslüman aile babası olmak yetmiyor.

Domuz gribi aşısında görev yapıyor Bakan; hayır! Bakanını kendisine danışmadan vatandaşı aşıya zorluyor diye AKP grubu önünde azarlıyor.

Aşı olmayacağım, zorla bakalım beni demeye getiriyor.

Bakan ne yapsın? Demokrasilerde başbakana ters düştün mü bakanlığa veda edilirmiş.

Geçiniz bir kalem: Bakanımızın defterindeki demokrasi sözlüğünde böyle yazmıyor.

Ne yazıyorsa o; yani RTE gibi konuşmak!

Bakan bu yolu seçiyor.

***

Fakat Başbakanın koşutu konuşmak yeterli olmuyor.

Romada konuştu RTE; aşının başarılı biçimde uygulandığını, kimseyi aşıya zorlamadığını söylemesine karşın Bakana istifasını öne aldıracak bir başka açıklama daha yaptı: Ailem de aşılanmadı, aşılanmayacak dedi.

Bu da yetmedi. Bakan bir başka açmazla daha karşı karşıya kaldı. Medyada kimileri var, cin gibi Bakana, Siz Başbakanın aşı olmayı zorlamayan yaşta olduğunu söylüyorsunuz, ama aslında şeker (diyabetik) hastası olduğu, ters etkisinden çekindiği için mi aşıdan uzak duruyor diye soruverdiler.

Zaten RTE ile arası limoni bakanımızın. Nasıl yanıt versin bu soruya? Evet diyabetik hastasıdır; doktorları -herhalde- aşının kimi olumsuz sonuçlar vereceğini, aşılanmamasını salık verdiler diyebilir mi?

RTEnin sakladığı sırrı açıklasın da görsün dünya kaç bucak.

Zira, RTE demokrasisinde üstelik bakan yaptığı kimse Müslüman aile babası da olsa Türkiyenin 17. büyüğünü eleştirmesine olanak tanınmaz!

***

Sağlık Bakanı ile Başbakan arasında anlaşmazlık devr-i RTEde ufak tefek olaylardandır.

Bakınız şu günlerde Başbakan, Bakan ve hatta bakanlar koro halinde yasadışı telefon dinlemeleri -Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın yorumuna göre- iğrenç buluyorlar.

Telefon dinlemelere karşı hassas mı hassaslar!

Ne zaman? Bu hassasiyet ancak Başbakanın, yardımcısı Cemil Çiçekin ve diğer kimi bakanların telefonlarının da dinlendiği zaman ortaya çıktı.

Ne zaman? Bir Alman gazetesinin Telekulak Cumhuriyeti Türkiye başlıklı bir yazı yayımladığı Alman Büyükelçiliğindeki diplomatın telefon dinlenmesine karşı öneriler salık verdiğiBakkal bile telefonu çırağa verip dışarı gönderiyor, sonra politikacılara küfrediyordiye yazdığı sırada

Ne zaman? Adalet Bakanı Sadullah Ergin, RTE hükümetinin son üç yılında:

113 bin 270 kişinin dinlendiğini ancak devede kulak örneğinde olduğu gibi, evet ancak 12.988 kişiye mektupla dinlendiniz ama suç bulamadık diye bilgi verildiğini açıkladığı gün

Başbakan RTE, bölücü olmakla suçladığı muhalefete sabahları aynaya ve coğrafyaya iyi bakmalarını salık vereceği yerde

Öncelikle kendisi aynaya bakmalı ve önce ülkeyi bugünkü durumuna getiren bir siyasetçi olarak kendini sorgulayabilmeli

Tabii bir sabah olsun, yüreği yetiyorsa!

Cuma, Ekim 20, 2009

‘Darbeci Baro Taksim’e Hoş Geldin’... ALİ SİRMEN


DÜNYADA BUGÜN

ALİ SİRMEN

Darbeci Baro Taksime Hoş Geldin

İstanbul Barosu mensubu avukatlar, Türkiyenin diğer 46 barosunun temsilcilerinin katılımıyla, önceki gün baro önünden başlayarak, Taksime kadar Yargıya ve ülkene sahip çık yürüyüşü yaptılar.

Hem bu etkinlikte başı çeken İstanbul Barosunu, hem katılan öbür baroları, hem de onların yürüyüşlerini yaptıkları gün, Türkiye Yargı Tarihindeki Talihsiz Gelişmeler Üzerine gazetelere ilan veren Barolar Birliğini kutlamak gerek.

Çünkü hukukun alabildiğine çiğnendiği, temel hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı, herkesin büyük kulağın tehdidinde yaşadığı, sivil darbenin başarıya ulaşmasının önünde engel olarak görülen yargının bağımsızlığının son kırıntılarının da ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir ortamda, görevi hukuku savunmak olan kurumlardan ses gelmesi zorunluydu.

Bir kamu kuruluşu olan barolar, hukukun üstünlüğünü savunmakla yükümlüdürler.

Türkiyenin kısa ve çok çileli demokrasi tarihinde barolarımız gerektiği hallerde, sesini yükselterek hukuku savunma işlevini yerine getireceklerini kanıtlamıştırlar.

12 Eylül zindanlarında nahak yere yatan, o günlerde sağlığını yitirip, amansız hastalığa yakalanan ve tedavisi için gerekli izinleri alamadığı için sağlık açısından yapılabileceklerin hepsini yapma olanağı bulamayarak canını yitiren Orhan Adli Apaydın, Kenan Evren yönetiminin keyfi kararıyla zindana atıldığında İstanbul Barosunun başkanıydı.

***

İstanbul Barosunu büyük kılan da işte bu ve bu gibi olaylardır; yoksa yalnızca, 25 bin üyesiyle dünyanın nüfus olarak üçüncü barosu olması değil.

Baronun yürüyüşü sevindiricidir, çünkü hukukçuların sesi kısılmadığı sürece demokrasi umudu tükenmemiş demektir. Önceki gün, avukatlarımız demokrasi umudunun tükenmediğini herkese gösterdiler. Sivil darbecilere meydanı boş bırakmamak için Taksim Meydanındaydılar, onlar önceki gün.

O gün sivil darbeciler de oradaydılar. Herhalde orada mevzilenmiş polislerin de farkında olmamalarından!” yararlanarak, Sıraselviler Caddesinin girişindeki Square Otelinin 7. katından Darbeci Baro Taksime Hoş Geldin yazılı bir pankart sarkıtmışlardı.

Sivil darbeciler bir süredir Türkiyede bütün dikkatleri muhal (hayali) bir askeri darbenin üzerine yoğunlaştırarak, sivil darbe girişimlerini dikkatlerden kaçırmaya çalışmakta, bu amaçla hayali sahte belgeler dahi yayımlamaktadırlar.

Sivil darbenin elebaşlarının kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız, bana sormayın, Anayasa Mahkemesine gidin ve sorun:

- Sizin kararınızda laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu en küçük şüpheye mahal bırakmayacak şekilde belirtilen kimdir?

Size verecekleri yanıt, sivil darbecilerin de adresidir işte.

***

Sivil darbeciler, yalnızca bir siyasal parti ve yöneticileriyle sınırlı değil, 21. yüzyıl mütareke basını ve kalemleri de onların suç ortakları olarak, klasik yöntemi kullanıyorlar. Kimi saf vatandaşlar da onlara kanıyor ve gerçekten Türkiyede bir askeri darbe olasılığı varmış gibi göstererek, sivil darbeyi gözden kaçırtıyorlar.

Ne gariptir ki, Square Otele İstanbul Barosunu darbecilikle suçlayan pankartın asılmasından bir iki saat sonra, bir televizyon konuşmasında, Türkiyedeki hukuk ihlallerini, AKPnin yargı bağımsızlığına tasallutlarını, gizli dinleme uygulamasının hukuk dışılığını belgeleri ile anlatan Süheyl Batumu, Mehmet Altan, Ergenekon örgütü savunuculuğuyla suçluyordu.

Bu Mehmet Altan mantığına, hem İstanbul Baro Başkanı Muammer Aydın, hem de Prof. Dr. Süheyl Batum gerekli yanıtı verdiler:

- Biz darbeci değiliz, hem askeri darbeye hem de sivil darbeye karşıyız.

Haklıydılar, askeri darbeye karşı olduğunu söylerken sivil darbeye karşı çıkmayanlar, demokrasi şarlatanlarıdırlar.

DUYURU: Bu akşam saat 21.00’de, Cem TVdeki Ayıptır Söylemesi programında Prof. Dr. Süheyl Batum ile ben, konuğumuz İstanbul Baro Başkanı Muammer Aydın ile bütün bu konuları enine boyuna konuşacağız.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

Cuma, Ekim 20, 2009

Tayip Bey’in Aşı Kaşıntısı... AHMET TAN


GÖRÜŞ

AHMET TAN

Tayip Beyin Aşı Kaşıntısı...

Son beş günü hastane koridorlarında ve doktor muayenehanelerinde geçiren ve konuşulanlara kulak verenler, TBMMnin genel kurul salonundan da siyasi parti kulislerinden de zengin bir bilgi ve haber birikimine sahip olur.

Güncel siyasetin tomografisini, ultrasonunu ve MRını çok daha net ortaya çıkartır.

***

- Doktor Bey affedersiniz, bağışlayın beni. Siz ve aileniz domuz gribi aşısı olacak mı?

- Efendim, burası devlet hastanesi. Bir şey söylemem, siyaset yapmak olur.

- Niye ki? Ben size siyasi değil, tıbbi bir soru sordum

- Aşı sorusu artık tıbbi olmaktan çıktı.

- Neden?

- Hastanemiz Sağlık Bakanlığına bağlı. Sağlık Bakanlığı da torunuma bile aşı yaptırmam diyen Başbakanlıka bağlı..

- Yani?

- Yanisi şu: Ben size aşı konusunda bir şey söyleyemem!

***

Hasta boynu bükük dışarıya çıkıyor. Kapı önünde bekleyen arkadaşına doktorun söylediği sözleri aktarıyor.

Arkadaşın yanıtı:

- Bunda şaşacak ne var? Doktor sana açıkça muayenehaneme gel demiş.

- Ya?..

- Doktor, Başbakanın iradesine aykırı tıbbi beyanda bulunacak kadar enayi mi? Burası devlet hastanesi...

- Yani?..

- Aşı işini fazla kaşıma! Olacaksan ol. Olmayacaksan da bunu mahallende sağa sola açıkça ilan et. Ki, iktidar ileride bir nimet dağıtacaksa ondan istifade edebilesin!

***

Başbakan ile Sağlık Bakanı arasındaki aşı çatışması üzerinde 72 milyon kafa patlatıyor.

Başbakan doktor moktor değil.

Küçükken doktorculuk oynadığı bile şüpheli...

Çünkü küçüklüğünde oyun oynamak yerine simit sattığını biliyoruz.

Askerde ise kantin subayı idi. Belki Aspirin, yara bandı markaları konusunda bir bilgisi var, ama aşılar konusunda bir sıhhiye onbaşısı kadar bilgi sahibi olduğu kuşkulu.

Ama yine de H1N1 aşısı konusunda, en nihai tıbbi mütalaayı o veriyor.

Neden?

***

Hastane koridorlarında dillendirilen iki olasılık var:

- Malum rahatsızlığı yüzünden sürekli olarak kullandığı ilaçlar var. Bu ilaçların çapraz yan etki yaratacağını düşünen doktorları, kendisine aşı yaptırmamasını önerdiler. O da bunu perdelemek istiyor.

- İkinci neden ise hem siyasi hem polisiye. 43 milyon birimlik aşıyı getiren aracı şirketin ortakları arasında AKPliler de varmış. Bu söylenti bütün yurda yayılmış durumda. Başbakan, bu aşı işini bir anlamda sabote ederek, bu ortaklıkla ilgisi olmadığını ispata çalışıyor.

***

Siyasetin en şaşmaz kuralı, Şuyüu vukuundan beterdir!dir.

Yani bir şeyin dedikodusunun çıkması, o lafın doğru olmasından daha kötüdür...

***

Bir Başbakan kendi bakanını, hem de kamuoyunun önünde neden azarlar?

Azarlarsa bunun tıbbi olmaktan öte derin bir anlamı da olması gerekir.

Sayın Başbakan, dünya çapında bir hastalık salgını söz konusu iken ve bu salgına karşı ülke ölçeğinde bir aşı kampanyası yürütülüyorken, durup dururken bu kampanyayı neden ve hangi gerekçeyle sabote etmek ister ve sabote eder? Bu soruların yanıtı verilmediği sürece, aşıyla ilgili vurgun veya yan etki söylentileri hastane koridorlarından okul koridorlarına, oralardan da sokaklara ve kentlere ve bütün ülkeye yayılacaktır.

***

Başbakanın Torunlarıma bile aşı yaptırmayacağım!demesi, Ak Partisinin yüzüne gözüne bulaştırdığı aşı işini aklamaya yetmeyecektir.

Perşembe, Ekim 19, 2009

Sözcü Gazetesi EMİN ÇÖLAŞAN: AKP’nin En Hayırlı İşi Olur


Sözcü Gazetesi EMİN ÇÖLAŞAN   19 Kasım 2009

AKP’nin En Hayırlı İşi Olur

Sevgili okuyucularım, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir rezillik, kepazelik ve iğrençliği son birkaç yıldan bu yana, AKP iktidarı sayesinde yaşıyoruz. Hâkimler, savcılar, askerler, siyasetçiler ve gazeteciler dâhil herkesin telefonu dinleniyor. Yasal veya yasadışı yöntemlerle yani suyun başındaki birileri isterlerse, beş saniyelik bir işlemle telefonunuz dinlemeye alınıyor.

Özellikle son iki yıldan bu yana bu konuda nice rezalete hep birlikte tanık olduk. Dinlemeler iki yoldan yapılıyor:

       1- Mahkeme kararıyla dinleme.

Bu yöntem çok ilginç. Herhangi bir teftiş kurulundan farkı olmayan ve doğrudan iktidarın Adalet Bakanı’ndan emir alan Adalet Bakanlığı müfettişleri (ya da savcılar) istedikleri kişi hakkında dinleme kararı çıkartıyorlar. Bu karar mahkeme tarafından onandıktan sonra yürürlük kazanıyor. Ancak mahkemeye gönderilen listelerde dinlemenin hangi gerekçeyle yapılacağı, telefonu dinlenecek kişinin ismi ve görevi yer almıyor. Sadece telefon numarası var!

Mahkemeler, bu istemlerden herhangi birini acaba şu veya bu gerekçeyle geri çevirdi mi? Bugüne kadar böyle bir şey oldu mu? Bunu bilmiyoruz. Belki mecliste bir önergeye konu olur ve (isimler gizli tutulsa bile) sayı açıklanır.

Bugüne kadar bu süreçte dinlenenlerin tamamının (adî suçlar hariç) AKP karşıtları olduğunu bilmekte yarar var.  

       2- Yasadışı dinleme.    

Birileri korsan yöntemlerle devreye girip toplumu dinliyor. Sadece telefonunuz değil özel yaşamınız da dinleniyor. Teknik takip araçlarıyla iziniz sürülüyor; evde, işyerinizde veya başka yerde yaptığınız konuşmalar kayda alınıyor. Bu iş polis tarafından yapılıyor.

İşin en iğrenç tarafında şimdi geliyorum. Yapılan bu (yasal ve yasadışı) dinlemeler (özellikle AKP karşıtlarının konuşmaları) bir süre sonra derhâl AKP ve Fethullah medyasına sızdırılıyor. Burada sadece iki örnek vereyim. Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un eşine ve Hurşit Tolon Paşa’ya ait olduğu iddia edilen, hem de sesli olarak servis yapılıp sızdırılan ses kayıtları, acaba mahkeme kararıyla mı ele geçmiştir?

                                                          ***

Bu dinleme olaylarındaki kepazelik, en sonunda AKP’nin de jetonunu düşürdü. Anladılar ki, bu işin sonu kendileri açısından hayırlı olmayacak… Ve hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, pazartesi günkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra bir açıklama yaptı:

“Dinlemeler için yasalarda öngörülen cezalar az geliyor. Bu nedenle yeni bir tasarı hazırlanıyor. Cezalar artacak.”

Bu, AKP hükümetinin bugüne kadar yaptığı ve yapacağı en olumlu iş olur. Ancak, sadece dinleme yapan ve yaptırana değil, bunları yayınlayanlara da (gazeteler, televizyonlar, dergiler ve özellikle internet siteleri dâhil) en ağır ve caydırıcı cezaların verilmesi gerekir.

Asıl cezayı hak edenler, dinleyen ve dinletenler kadar, bu dinlemeleri yayınlayan ve kullananlardır.

Çiçek’in söylediğine göre bu suçlara verilen hapis cezalarında erteleme ve para cezasına çevirme olmayacakmış… Tasarı henüz ortada yok. İşin ne ölçüde ciddi tutulduğunu, açıklandığı zaman görürüz. Eğer meclise ciddi bir tasarı gelirse, muhalefet partilerinin cezaların daha artırılmasını istemeleri doğaldır. Çünkü AKP, bugüne kadar sadece kendisine yarayan ve karşıtlarını linç etmeye yönelik böyle bir furyanın önünü yeterince kesmek istemeyecektir.

Yani korkarım ki amaç, göstermelik bir ceza artışı getirilerek “İşte biz de gereğini yaptık” demek olacaktır.

Bu tasarının en kısa zamanda gündeme gelmesi gerekiyor. İçini o zaman öğreneceğiz. Göstermelik olup olmadığını o zaman göreceğiz. Burada bir şey daha var: İşin içinde dinleme olmasa bile, özel yaşamın gizliliğini çiğneyenler için ne yapılacak?

Şunu unutmayalım. AKP’nin bu tasarıyı hazırlama nedeni, işin cılkının iyice çıkmış olmasıdır. Bu sürecin hesabını ileride vereceklerini biliyorlar, ‘Zararın neresinden dönsek kârdır’ diyorlar. Hükümetin ve partisinin, nalıncı keseri gibi hep kendine yontan bu iğrenç sürece, bu rezillik ve kepazeliğe hangi ölçüde karşı çıkacağını en kısa zamanda görmek dileği ile!..  

Kurbanınızı Yamyamlara Kaptırmayın

Türkiye’de ne kadar yamyam varsa, bayram öncesinde hepsi de kurbanların peşine düşer. Çünkü kurbanın hem etinde hem de derisinde büyük kazanç vardır.

Siz siz olun, lütfen kurbanınızı bu sahtekârlara, din tüccarlarına, din sömürücülerine kaptırmayın. Kurban derilerinizin verilemesi gereken tek yer, her zaman olduğu gibi Türk Hava Kurumu olmalıdır.

Kurbanı vekâleten kestirecekseniz, Mehmetçik Vakfı’nda şaşmayın. Kurban parasını vakfın banka hesabına yatırın ve içiniz rahat etsin. O yolla hem kurbanınız sizin adınıza bürün dini gerekler yerine getirilerek kesilecek, hem de elde edilen gelirle şehit ailelerine, gazilere yardım eli uzanacak. Onların çocukları okutulacak, ihtiyaçları giderilecek.

Yamyamlar pusuda bekliyor. Bazıları vakıf, bazıları yardım derneği adı altında örgütlenmiş. Kurbanınız için şimdi iştahla ellerini ovuşturuyorlar. Sizin kartınıza bin bir yalanla çıkıyorlar ve çıkacaklar. Bu oyuna gelmeyin. Kurbanınızı Cumhuriyet düşmanlarına, din tüccarlarına kaptırmayın, onlara katkıda bulunmuş olmayın.

Perşembe, Ekim 19, 2009

Birleştirici- Toparlayıcı Çankaya... CÜNEYT ARCAYÜREK


GÜNCEL

CÜNEYT ARCAYÜREK

Birleştirici- Toparlayıcı Çankaya!

Yargıtay, Danıştay.. barolar.. hukuk adamları telefon dinlemelerinin yasal da hukuksal da olmadığını söylüyorlar.

Yargıçların, savcıların telefonlarının dinlendiği açıklanıyor.

70 bin kişinin telekulak kurbanı olduğu öne sürülüyor.

Yasadışı dinlemelerle kimilerinin suçlandığını gösteren bilgiler ortalıkta.

Yandaş, yalaka ve dinci medya yargıya baskı olmadığını.. (Fetocu Zaman) iki bin ihbarın işleme bile alınmadığını yazıyor. Müslümanlık cinneti geçiren Vakit; Dinlemeyaygarası çete (Ergenekon) taktiğidir, diye manşet atıyor.

Telefon dinlemeleriyle zaten giderek aşağılara düşen itibarını frenlemek için

.AKP korosu karşı saldırıya geçiyor.

Önce Başbakan RTE, telefon dinlemelerini savunuyor.

Telekomünikasyon İletişim Başkanı (TİB) Fethi Şimşek, Başbakanın telefonu bile dinleniyorsa başkalarınınki neden dinlenmesin demeye gelen açıklamalar yapıyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin yasal dinlemeleri savunuyor ve.. tabii Çankayadaki AKPlinin -medyamızın ayıla bayıla yazdığına göre- devreye girmesi ile savunu korosu tamamlanıyor.

Manzara bu.

***

Anayasanın kurumlar arasında uyumla görevlendirdiği Çankayadaki AKPli devreye girince:

Adalet Bakanı ile 45, yargıçların savcıların, hatta Yargıtay santralının dinlenmesini eleştiren Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ile 25 dakika süren görüşmelerle telekulak olaylarına şıpın işi çare mi bulmuş oluyor?

Hayır! Çankayadaki de Başbakan, Bakan telefon dinlemelerini nasıl savundularsa, üç aşağı beş yukarı aynı ifadeleri kullanıyor.

Çankayanın ulusal bir felakete dönüşen telekulak sorunuyla ilgili bir şeyleryapmasını bekleyen medya; görüşmeleri ertesi günü arka sayfalarda mini bir haberle “...Dinleyen ve dinletenderdini Köşke anlattı başlıklarıyla duyurdu. O kadar!

Peki ama: Köşkün birleştirici, toparlayıcı, ülkenin, insanların dirlik ve düzenini savunacağını öngören temel ilkeleriyle bağlantılı...

Hükümete, yasalara karşın ortaya çıkan sakıncaları kaldıracak düzenlemeler önermesini içeren beklentiler ne oldu?

Bir zamanların ünlü şiirinde yinelenen dize gibi: “…Ümitler döndü birer iğdeye...

***

Ama Çankayadakinin hakkını Çankayadakine verelim.

Önümüzü açan, gönlümüzü serinleten öyle açıklamalar yaptı ki.. yalın gerçekleri kestirip attı:

Telefon dinlemeler yasal da olsa özen gösterilmeli dedi.

Nihayet AKPnin Cumhurbaşkanı. Elbette tıpkı Başbakan gibi Yeri geldiğinde kanunların emrettiği şekilde dinleme yapılıyorsa buna çok özen göstererek yapılması gerekir…” demeyi de ihmal etmedi.

Bu söylemleri bir yerden anımsıyorum; Başbakan da böyle cümlelerle dinleme olaylarını olağan ve yasalara oturtmaya çalışıyor diyebilirsiniz.

Ama böyle demek veya düşünmekle Çankayadaki ile Başbakanın hemen her soruna bakışlarının aynı çizgide olduğunu.. nihayet Köşkte bir AKPlinin oturduğunu unutmuş olmayacak mısınız?

Hâlâ medyada ve hatta AKPye karşıtlığı tartışılmaz kimi yayın organlarıyla siyaset dışı çevrelerde Çankayadakini; RTEnin yadsınan düşünce, görüş ve davranışlarına bir seçenek.. hatta ve hatta RTEye karşı tutunacak dal gibi görenlere bakıyorum da.. insanların bu kadroyu bu denli hâlâ tanımıyormuş olmalarına hayret ediyorum.

***

Kadronun birbirinden ayrılmazlığı; örneğin AKPnin kökenindeki Milli Görüşü RTE kadar sindirdiği, Dışişleri Bakanı iken Almanyanın terör listesine aldığı Milli Görüş Teşkilatı ile ilgili olarak Nisan 2003te büyükelçiliklere gönderdiği kriptolu gizli bir genelge ile kanıtlandı.

Genelgede Cumhuriyet değerlerine yönelik her türlü yıkıcı faaliyetlerini sürdüren bu kuruluşlarla temas ve işbirliği içinde bulunma talimatı verildi.

Hadi paşa gönlü olsun diye genelge olumsuz biçimde Çankayadaki aleyhine yorumlanıyor diyelim.

Almanyanın güvenlikle ilgili biriminin hazırladığı rapordaki; Almanya Milli Görüş Teşkilatının en büyük hedefi; Türkiyedeki laik düzeni kaldırarak yerine şeriatçı ve Kurana dayalı bir düzen kurmak olup, adil düzen ve Allahın İslami hükümetini oluşturmaktır ifadelerini nereye koyacağız?

Birleştirici ve toparlayıcı ve de üstelik tarafsız bir Çankaya ha?

Güldürmeyin insanı!

Perşembe, Ekim 19, 2009

AKP’nin Korkusu... HİKMET ÇETİNKAYA


POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

AKPnin Korkusu...

Habertürk muhabiri Hasan Öymez, Erdoğanın önemli konularda anket yaptırdığı Metropolün son kamuoyu araştırmasının sonuçlarını yazdı. Habertürk de Öymezin haberini manşetine taşıdı:

Yollara düşüren anket

31 kentte yapılan kamuoyu araştırmasına göre, AKPnin oy yüzdesi 32.2’ye düştü. Kürt açılımı tartışmaları, AKPnin yüzde 39.4 olan oy oranını 7.2 puan düşürmüş.

CHP yüzde 23.1’e, MHP yüzde 18.4’e yükselmiş...

Habere göre, AKP seçmeninin yüzde 37si açılım projesinin bölünmeye neden olacağına inanıyor.

Ankete göre, milliyetçi oylar MHPye geri dönüyor...

Bir süre önce bir yabancı banka da aynı kapsamda bir kamuoyu araştırması yaptırmıştı. Bir arkadaşımın anlattığına göre, o kamuoyu yoklamasında AKPnin oyu yüzde 30.7 idi.

CHP yüzde 24.5, MHP ise 19.9...

Genel seçimler 2011 yılında yapılacak. Bu süre içinde durum ne olur, elbet bilinmez.

Özellikle Ege ve Akdenizi dolaşıyorum, oralardaki havayı biliyorum...

İki bölgede AKP oylarında hızlı bir düşüş var.

Başbakan Erdoğan durumun farkında, önce Malatyaya ardından İzmire gitti.

Akdeniz kırsalında MHPde hızlı bir yükseliş var. MHP Burdur, Isparta, Antalya, Denizli, Aydın, Afyon, Uşak, Balıkesir, Manisa gibi kentlerde AKPye kaptırdığı milliyetçi oyları yavaş yavaş geri alıyor.

CHP de Ege ve Akdenizde başarılı bir çizgi izliyor.

2009 yerel seçimlerinde Balıkesir ve Manisada belediye başkanlığını AKPnin elinden alan MHPnin oylarını 2011’de çoğaltması olağan.

Hüsamettin Cindorukun genel başkanı olduğu DPnin de güçlendiği haberleri geliyor.

***

Türkiyede siyasi gündem halkı fazla ilgilendirmiyor...

Kırsal kesimde yaşayan üreticiler yaşam kavgasında... Esnaf ve küçük işletmeler kepenk kapatıyor.

Üç yıl önce yılda bir milyar dolar tekstil ürünü ihraç eden Denizlide iflas eden, yaşamına son verenlerin öyküsünü yazdım.

Yolunuz Ege ve Akdenize düşerse, şöyle Uşaktan Afyona uzanırsanız olayın boyutlarını görürsünüz.

Mecliste tartışılanlar, gazetelerin manşetlerine taşınan haberler, Anadolu insanını hiç ilgilendirmiyor.

Yurttaş geçim derdinde!

Bu yüzden AKPnin oyları hızla düşüyor, halkta yeni parti beklentisi giderek ivme kazanıyor.

2011’de yapılacak genel seçimlerde DP, SP Meclise girerse kimsenin şaşırmaması gerekir...

AKPnin tek başına iktidar olma şansı oldukça zor!

AKP yollara düşerken, dinci, tarikatçı ve iktidar yandaşı medyada üç bin askeri belge haberlerinin gündeme gelmesi ilginç...

TSK bu belgelerin bazılarının eski bazıların da sahte olduğunu açıklarken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, savcılara böyle bir belgenin gelmediğini belirtti.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, gazetecilere, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Enginin dinlendiğini doğrulamasına karşın, yandaş medya ve dincilerin manşetleri dün gerçekten utanç vericiydi.

Star, Dinlenme oyununa son nokta başlığını atarken dinci gazetenin manşeti şöyleydi:

Dinleme yaygarası çete taktiği!

Bu ülkede Başbakan Erdoğanın bile birileri tarafından altı ay süreyle gizlice dinlenmesi ortadayken, böyle başlıkların atılması, mesleğimiz açısından utanç vericidir.

Gazeteci kimliğiyle aramızda dolaşan muhteremler bari Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün sözlerini okusalardı.

***

Seçimler erkene alınmayacak...

AKPnin kan yitimi sürüyor...

Bu arada da el altından sızdırılan belgeler, savcılığa gitmeden kimi gazetelere gönderiliyor.

Yargıçlar, savcılar, işadamları, gazeteciler, siyasetçiler dinleniyor...

Önceki akşam Fatih Altaylının Habertürkte konuğu olan Türkiye Partisi lideri Abdüllatif Şener ne diyordu:

Beni, Başbakan Erdoğanın dinlettiğinden eminim!”

AKPyi açılım çarptı ve yollara düştü...

Dinci, tarikatçı ve AKP yandaşı medyanın telaşı bu yüzden!

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

Perşembe, Ekim 19, 2009

Vurun Onur Öymen’e!.. ALİ SİRMEN


DÜNYADA BUGÜN

ALİ SİRMEN

Vurun Onur Öymene!..

Zaten sabıkalıydı.

Suçu müthişti bu emekli büyükelçinin.

Düşünebiliyor musunuz, yıllar yılı, Türkiye Cumhuriyetini yabancı ülkelerde temsil etmiş bu kişiulusalcıydı”.

Ulusalcı bir TC temsilcisi, olacak şey miydi bu?

Dışişlerine başvurduğunda da, önüne engel çekmişlerdi onun, solcuolduğu için.

F. Almanyada büyükelçilik yaparken, ırkçıların Solingende öldürdükleri Türkler ile ilgili cinayeti, birkaç çocuğun işi olarak gösteren zihniyete karşı mücadele verip, arkadaki ırkçı komployu vurguladığında, yıllar sonra ülkesinin basını tarafından Zaten Almanlar da onun ırkçı olduğunu söylemişlerdidiye suçlanacağını hiç düşünebilir miydi?Reichstag yangınının alaturka benzeri Ergenekonu görmezden gelenlerin, başlarındaki Hitlere biat edenlerin bir gün kendisine Hitler bıyığı takarak faşist dönemin egemenlerinin yanında saf tutacaklarını düşünmüş müydü dersiniz?

Ama dediğim gibi, her şeye müstahaktı, çünkü Onur Öymen bir ulusalcıydı.

Türkiye Cumhuriyetini yurtdışında temsil etmiş bir ulusalcı olacak şey miydi? Bir gün bir dili sürçmesindi, herkes üstünde çullanıp linç etmeye kalkışacaktı.

Öyle de oldu.

***

Eğer salt, Yeniçeriler gibi TSKyi de lağvedelimdiyenler ile Yeni Hayatta İslam - Malt İskoçsentezi yapanlarla sınırlı kalsaydı saldırı, söz etmeye bile değmezdi.

Ama bir haftadır, birçok yönden gelen saldırıların hedefi oldu Öymen.

Dersim isyanını yapanlarla oturup konuştu mu Atatürk? Analar ağlamasın diye isyana seyirci mi kalmak gerekir?diye sormak, hiçbirimizin onaylamadığı, yanlışlığını herkesin kabul ettiği katliama alkış tutmak demek mi?

El insaf beyler!

Velev ki dil sürçmesiyle, başka yönlere çekilecek biçimde yanlış konuşmuş olsun Öymen, bütün bir yaşam mücadelesinin bilançosu, bir tek tümceyle mi sıfırlanacak?

Bütün bir yaşam sosyal demokrasi mücadelesi vermiş olanlara, Madımak katliamının canilerini hapishanede özel olarak ziyaret edip, sonra vekâletlerini üstlenen Adalet Bakanının mensubu olduğu iktidar partisinin İstanbul il başkanı olarak en ufak tepki göstermeyen bugünün Başbakanından esirgenen reaksiyonu göstermek hangi vicdana sığar?Adamın biri çıkacak ve yargıya saldırmak için Alevileri kullanacak ve Türkiyede Alevilerin yargıdaki oranlarının genel nüfus içindeki oranlarından daha fazla olduğunusöyleyecek, yargının sorununun bu olduğunu, bu yüzden tarafsız olamadığını söyleyecek, HSYKye Alevileri öne sürerek saldıracak; yurtsever, hukuka, etnik ve inançsal kimliklere saygılı bir profesör haykıracak, Size saldırıyorlar, kimliğinize hakaret ediyorlar, yok mu derneğiniz birliğiniz, örgütünüz bunun hesabını soracak?diye, kimsenin gıkı çıkmayacak.

O zibidiye gösterilmeyen tepkinin bin misli şimdi Onur Ömene yöneltilecek. İnsaf!

***

- Aleviler, nüfus içinde azınlıktadırlar, o yüzden hiçbir zaman seçimle iktidara gelemezler, bu sebeple de cuntacıdırlar, diye ahmaklık şaheseri bir laf edecek biri.

Aynı profesör bir kez daha isyan edecek, Yok mu birliğiniz, yok mu örgütünüz, derneğiniz, bundan kimse hesap sormayacak mı?” diye. Çıt çıkmayacak...

O gün çıtı çıkmayanlar, bugün Onur Öymeni linç kampanyasına koşarak gidecekler.

Yapmayın beyler, etmeyin efendiler!

Size karşı olanlar, varlığınızı, kimliğinizi tanımayı reddedenler, sizin kimliğinizi tanıyınca satanistlere de saygı gösterilmesi gerektiği gibi garabetler ileri sürenlerin oyununa geliyorsunuz.

Onur Öymenin sözlerini tartışmıyorum. Yanlış konuştu diyelim.

Ona şimdi vurmaya kalkan kardeşim, peki vur ama önce dinle!

Ona vururken, seni ikinci sınıf kılmaya ve öyle tutmaya çalışanların oyununa geliyorsun.

Peki vurun Onur Öymene....

Ama görün ki, oyuna gelip aslında kendinize vuruyorsunuz.

Bu savaşım, yanlış yönlenmiş öfke ile değil, akıl ile kazanılır.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

« Önceki ::
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>