Erdoğan Bunu Becerdi Bari Biz Dikkat Edelim... ALİ SİRMEN

DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
Erdoğan Bunu Becerdi Bari Biz Dikkat Edelim
İzmir olaylarının yansımaları daha sürerken, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde meydana gelen gerginlik, Türkiye’de çok tehlikeli bir tırmanışın yaşanmakta olduğunu gösteriyor.
Futbol alanlarından başlayarak, ülkenin yüzeyine yayılma eğilimi gösteren olayların Tayyip Erdoğan’ın ünlü “açılım”ıyla birlikte başlamış olması, olayın baş sorumlusunu, bizzat Tayyip Bey’den başka yerde aramanın ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor.
Şurası yadsınamaz bir gerçektir ki, Türkiye açılım sonrası, açılım öncesinden çok daha gergindir.
Bunun nedeni ise, geçen gün de yazdığım gibi, Erdoğan’ın ABD siparişiyle başlattığı açılımı iyi yönetemeyip, yüzüne gözüne bulaştırmış olmasıdır.
Burada bir yanlış anlamaya düşmemeye özen göstermek gerek.
Kangren olmuş bu konunun demokratik tartışmaya açılması, askeri önlemler ihmal edilmeden, ama onun dışında ekonomik, sosyal, siyasal çözümlerin aranması gerekliydi.
Şimdi kimileri unutmuş olsa bile, arazide çarpışan askerler bile bu zorunluluğu, bir değil, birçok kez dile getirmişlerdi.
Bu yüzden, itirazlarımız açılımın kendisine değil, içeriğine ve yönetiliş biçimine dönüktür.
***
Olayın fiyaskoya dönüşmesinin birinci nedeni, açılımın ne olduğunun anlatılamaması oldu. Zaten Tayyip Bey açılımın şümulünü, dolayısıyla sınırlarını kendisi de bilmiyor, ne yapıp, nereye kadar gideceği konusunda bir düşünceye sahip bulunmuyordu.
Bu durum, bir yandan taraflardan birinde, gerçekleşmesi güç, hatta olanaksız kimi beklentiler yaratırken, öbüründe de, o beklentilere karşı kimi tepkilerin doğmasına neden oluyordu.
İki öğe de bu gelişmeleri hızlandırıp güçlendirdi.
Birisi “sahra mahkemelerinin” kurulduğu Silopi gösterileriydi. Silivri’nin ceberut rejimi Silopi’de cart curt rejime dönüşürken, kimilerine “ne oluyoruz?” sorusunu sorduruyordu.
Koordinasyonu olmayan açılımın koordinatörü İçişleri Bakanı Atalay’ın bunun bir süreç olduğunu söylemesi, açılımın ucu açıklığının altını özenle çizmesi de, “Bu işin nerede duracağı belli değil. Nerelere kadar uzanacak, her aşamada yeni bir taviz vererek bölünmeye mi gidilecek?” sorusuna yol açtı.
Bütün bunlardan sonra Hasip Kaplan’ın nüfus sayımında herkesin etnik kökeninin sorulması önerisi soru işaretlerini daha da arttırdı.
***
Sorunun enine boyuna tartışılması sırasında bütün bu evrelerin kaçınılmaz olduğunu söylemek belki de mümkündü, ama bu sürecin iyi yönetilmesi de şarttı.
Öte yandan, mademki sorunun özü Kürtler ile Türklerin birlikte yaşama arzularıydı, bunun var olup olmadığının saptanması için tutulacak yol da belliydi.
Herkesin etnik kökeninin sorulması, sonra da kaçınılmaz bir başka sorunun gündeme gelmesi, belki de bu toplumdaki birlikte yaşama arzusunun belli olmasının güvencesiydi.
Bütün bunlar iyi yönetilerek topluma her şey açıklıkla, ama duyguları coşturarak değil, aklı öne koyup anlatılarak yürütülebilirdi.
Oysa, Başbakan ne kadar tehlikeli bir yöntem olduğunu düşünmeden, duyguları coşturmayı yeğleyerek, tıpkı kristal dükkânına girmiş bir fil gibi davranıyordu.
Kendisi, bütün bunları görmemektedir ve baş sorumlusu olduğu fiyaskodan dolayı DTP’lilerin tutumundan şikâyetçidir.
Ama DTP’liler açılımdan önce ne idiyseler, açılımdan sonra da odurlar, değişmediler ki...
Bu yapılarının örneğini geçmişte de vermişlerdi, doğrusu davranış biçimleri yeni ve aldatıcı değildi. Başbakan yakın geçmişin olaylarına bakıp bu gerçeği görebilirdi.
Ama onu da göremedi ve Türkiye’yi çok tehlikeli bir gerginliğin eşiğine getirdi...
Şimdi de sorumluluğu üzerinden atmak için mezbuhane bir gayretle etrafa çatıyor.
Artık ondan sağduyu beklemek abes, iş başa düştü. Bari biz toplum olarak akıllı davranalım.
asirmen@cumhuriyet.com.tr


























