Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

Siyasi Yazı ve Yorumlar - Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu - Sayfa 3



Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Cumartesi, Kasım 28, 2009

Erdoğan Bunu Becerdi Bari Biz Dikkat Edelim... ALİ SİRMEN


DÜNYADA BUGÜN

ALİ SİRMEN

Erdoğan Bunu Becerdi Bari Biz Dikkat Edelim

İzmir olaylarının yansımaları daha sürerken, Çanakkalenin Bayramiç ilçesinde meydana gelen gerginlik, Türkiyede çok tehlikeli bir tırmanışın yaşanmakta olduğunu gösteriyor.

Futbol alanlarından başlayarak, ülkenin yüzeyine yayılma eğilimi gösteren olayların Tayyip Erdoğanın ünlü açılımıyla birlikte başlamış olması, olayın baş sorumlusunu, bizzat Tayyip Beyden başka yerde aramanın ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor.

Şurası yadsınamaz bir gerçektir ki, Türkiye açılım sonrası, açılım öncesinden çok daha gergindir.

Bunun nedeni ise, geçen gün de yazdığım gibi, Erdoğanın ABD siparişiyle başlattığı açılımı iyi yönetemeyip, yüzüne gözüne bulaştırmış olmasıdır.

Burada bir yanlış anlamaya düşmemeye özen göstermek gerek.

Kangren olmuş bu konunun demokratik tartışmaya açılması, askeri önlemler ihmal edilmeden, ama onun dışında ekonomik, sosyal, siyasal çözümlerin aranması gerekliydi.

Şimdi kimileri unutmuş olsa bile, arazide çarpışan askerler bile bu zorunluluğu, bir değil, birçok kez dile getirmişlerdi.

Bu yüzden, itirazlarımız açılımın kendisine değil, içeriğine ve yönetiliş biçimine dönüktür.

***

Olayın fiyaskoya dönüşmesinin birinci nedeni, açılımın ne olduğunun anlatılamaması oldu. Zaten Tayyip Bey açılımın şümulünü, dolayısıyla sınırlarını kendisi de bilmiyor, ne yapıp, nereye kadar gideceği konusunda bir düşünceye sahip bulunmuyordu.

Bu durum, bir yandan taraflardan birinde, gerçekleşmesi güç, hatta olanaksız kimi beklentiler yaratırken, öbüründe de, o beklentilere karşı kimi tepkilerin doğmasına neden oluyordu.

İki öğe de bu gelişmeleri hızlandırıp güçlendirdi.

Birisi sahra mahkemelerinin kurulduğu Silopi gösterileriydi. Silivrinin ceberut rejimi Silopide cart curt rejime dönüşürken, kimilerine ne oluyoruz?sorusunu sorduruyordu.

Koordinasyonu olmayan açılımın koordinatörü İçişleri Bakanı Atalayın bunun bir süreç olduğunu söylemesi, açılımın ucu açıklığının altını özenle çizmesi de, Bu işin nerede duracağı belli değil. Nerelere kadar uzanacak, her aşamada yeni bir taviz vererek bölünmeye mi gidilecek?sorusuna yol açtı.

Bütün bunlardan sonra Hasip Kaplanın nüfus sayımında herkesin etnik kökeninin sorulması önerisi soru işaretlerini daha da arttırdı.

***

Sorunun enine boyuna tartışılması sırasında bütün bu evrelerin kaçınılmaz olduğunu söylemek belki de mümkündü, ama bu sürecin iyi yönetilmesi de şarttı.

Öte yandan, mademki sorunun özü Kürtler ile Türklerin birlikte yaşama arzularıydı, bunun var olup olmadığının saptanması için tutulacak yol da belliydi.

Herkesin etnik kökeninin sorulması, sonra da kaçınılmaz bir başka sorunun gündeme gelmesi, belki de bu toplumdaki birlikte yaşama arzusunun belli olmasının güvencesiydi.

Bütün bunlar iyi yönetilerek topluma her şey açıklıkla, ama duyguları coşturarak değil, aklı öne koyup anlatılarak yürütülebilirdi.

Oysa, Başbakan ne kadar tehlikeli bir yöntem olduğunu düşünmeden, duyguları coşturmayı yeğleyerek, tıpkı kristal dükkânına girmiş bir fil gibi davranıyordu.

Kendisi, bütün bunları görmemektedir ve baş sorumlusu olduğu fiyaskodan dolayı DTPlilerin tutumundan şikâyetçidir.

Ama DTPliler açılımdan önce ne idiyseler, açılımdan sonra da odurlar, değişmediler ki...

Bu yapılarının örneğini geçmişte de vermişlerdi, doğrusu davranış biçimleri yeni ve aldatıcı değildi. Başbakan yakın geçmişin olaylarına bakıp bu gerçeği görebilirdi.

Ama onu da göremedi ve Türkiyeyi çok tehlikeli bir gerginliğin eşiğine getirdi...

Şimdi de sorumluluğu üzerinden atmak için mezbuhane bir gayretle etrafa çatıyor.

Artık ondan sağduyu beklemek abes, iş başa düştü. Bari biz toplum olarak akıllı davranalım.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

Cumartesi, Kasım 28, 2009

Bayramda Demokrasiyi ve Etnik Ayrımcılığı Tartışmak... EMRE KONG


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Bayramda Demokrasiyi ve Etnik Ayrımcılığı Tartışmak...

Bugün bayramın ikinci günü

2009 yılının Kurban Bayramı

Memurlar eylem için sokaklarda

Günlük yaşam bir günlüğüne kesintiye uğramış

Kürt Açılımı ya da Demokratik Açılımdenilen iktidar projesi, İzmir gibi Çanakkale gibi Batı illerimizde bile vatandaşlar arası etnik kökenli çatışmalara yol açmış...

İnsanların kurban alacak, kesecek parası yok

Herkes dinlendiğinden, izlendiğinden kuşkulanıyor

Hapishaneler elli yıl sonra yeniden yazarları, öğretim üyelerini, politikacıları ağırlıyor

Sonuç:

Türkiye bayram sevincini yaşayamıyor!

***

Bayramda artık seyahate çıkılıyor

Karayolunda seyahat ise trafikte ölüm demek

Daha arife gününden itibaren ölüm haberleri gelmeye başlıyor

***

Eskiden neşe ve mutluluk kaynağı olan bayram, artık geçim sıkıntısını iliklerine kadar duyumsamak demek

Küreselleşme bir yandan ekonomimizi, öte yandan siyasetimizi tutsak almış

Çatışma, kavga, kin ve nefret hem içerden hem dışardan pompalanıyor

İnsanlar hem bireysel geleceklerinden hem de ülkenin geleceğinden kaygılı

Sonuç:

Türkiye bayram sevincini yaşayamıyor.

***

Eskiden gazeteler bayramda tatil yapardı:

Her kentin Gazeteciler Cemiyeti bir Bayram Gazetesiçıkarırdı.

Meraklı okurlar evlerine İstanbul, Ankara ve İzmirde çıkarılan Bayram gazetelerini alırdı.

Gazeteciler, yazarlar da bayramda tatil yapardı.

Basın, medyalaşırken bu geleneği de kendi elleriyle boğdu

Artık gazeteciler için bayramın öteki günlerden bir farkı yok.

Gazetelere bakıyorum

Televizyonları izliyorum:

Memur eylemi

İzmir ve Çanakkaledeki etnik ayrımcılık olayları

Silivri davasındaki hukuksuzluklar, tutarsızlıklar

Trafikteki ölümler

Ne bayram sevinci var

Ne de toplumsal refah ya da mutluluk işaretleri!

İşte 2009 yılındaki Kurban Bayramı manzarası:

Türkiye bayram sevincini yaşayamıyor.

***

AKP iktidarı, yaptıklarıyla övünüyor

Çevresine şöyle bir baksın

Yedi yıllık iktidar döneminden sonra Türkiyeyi nereden nereye getirdiğini bir düşünsün

Yakın çevrelerinin edindiği yeni servetler gözlerini kamaştırmıyorsa tablonun hiç de iç açıcı olmadığını göreceklerdir:

Ne yazık ki Türkiye artık bayram sevincini bile yaşayamıyor!

***

Yine de umutsuzluğa kapılmamak gerek

Bu ülke, bu halk ne bâdireler atlattı

Bunu da atlatacaktır

Karamsarlığa teslim olmayalım

Bölünmenin, kin ve nefretin tutsağı olmayalım.

Her şeye karşın, daha güzel bayramların geleceğine inanarak Bayramınız kutlu olsun”! sevgili okurlarım.

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Perşembe, Kasım 26, 2009

Yeni Ali Kemal’ler Aramızda mı?.. OKTAY AKBAL


EVET / HAYIR

OKTAY AKBAL

Yeni Ali Kemaller Aramızda mı?

Bugün bütün Anadolu Türkü, Kuvayı Milliyeye lanet etmekte ve Tanrıdan imdat beklemektedir. Kuvayı Milliyeden zulüm gören bir sürü halk ise Yunan istilasını hiç de felaket saymıyor ve ona katılıyor. Ona yardım etmekten de çekinmiyor. Mustafa Kemal tarihte elbet bir isim bırakacak. Fakat bu Profesör Lombrosonun inceleyip araştırdığı siyasal mecnunlar arasında bir isim olacaktır. Anadoludaki direniş bir blöf, bu haydut çetelerine hadlerini bildirmek de bir zarurettir. Bunlar cezalandırılmalı ve temizlenmelidir. Nitekim cezalandırılacak ve temizleneceklerdir.

(Rıza Tevfik)

İstedikleri kadar kafama vursunlar. Hangi teşkilattan hangi kahramanolurlarsa olsunlar hayal kurmanın bu derecesine, uydurmasyonun bu biçimine ben dayanamayıp, kuzum Mustafa sen deli misin, diyeceğim.

(Refik Halit)

Mustafa Kemal ve arkadaşları çapulculuğun tadını bir kez tatmışlardır. Bu lezzetten kendilerini artık mahrum bırakamazlar. Hedefleri, niyetleri belirlenmiştir. Hangi hükümet zamanında olursa olsun çalmakla, çırpmakla, soymakla yaşayabileceklerini anlamışlardır. Hükümette olurlarsa resmen çalarlar. Olmazlarsa dağa çıkıp eşkıyalık yaparlar.

(Refii Cevat Ulunay)

Mustafa Kemal ve hempalarıEskişehirde karargâhlarını kurmuşlar, Karabekirler, Kazımlar, Nurettinler, Fuatlar, Selahattinler sözde kolordularının başına geçip Yunanlılara karşı büyük taarruza hazırlanıyorlarmış. Bu çılgınca teşebbüsün acı sonucu ne olacaktır? Size bir kelimeyle özetleyelim: İzmihlal. Gene izmihlal, daima izmihlal. Çünkü Yunanistanın orduları var, cephanesi var. Sonuçta İngiltere gibi büyük bir yardımcısı var. Bizim serserilerin ise yoksunlukları her bakımdan yürekler acısıdır.

(Ali Kemal)

***

Orhan Karavelinin yeni çıkan Ali Kemal: Belki de Bir Günah Keçisiadlı belgesel kitabından aldım bu ilginç parçaları... Mütareke yazarlarının o günlerde yazdıkları!.. Şu işe bakın, günümüzde de buna benzer yazılar çiziktirenler var! Atatürke sataşmalar, Türk askerini suçlamalar, Cumhuriyetin değiştirilmesi çabaları!..

Bakın bu umutsuz çabanın öncülerinden birinin, Tarafın patronu Ahmet Altan Beyin yıllar önce dedikleri!..

Hiçbir komutan iyi bir insan değildir. Bir kitlenin ölümü için emir veren biri iyi bir insan olamaz. Bu bağlamda Mustafa Kemal de kötü bir insandır.

Altan Bey bu konuşmayı, Şehir Tiyatroları Kültür Etkinlikleri Birimi tarafından düzenlenen 9. Gençlik Günlerinde yapmış... Şeyh Sait isyanını, Menemen olayını, Tunceli harekâtını, buna benzer Cumhuriyet karşıtı eylemleri Mustafa Kemal asker gücüyle ezmiş, bu yüzden kötübir insan!..

Savaşmayı bilmek, ülkeyi düşmandan kurtarmak, hiçbir dış güce boyun eğmemek, dövüşmeyi, kazanmayı başarmak, yurdunu sevmek büyük bir suç oluyor!..

Ali Kemaller, Ulunaylar, Refik Halitler, Rıza Tevfikler ve onlar gibiler yüz ellilik olarak yurttan kovulmuşlardı.

Günümüzün mütareke yazarlarını bilmem nasıl bir sonuç bekliyor?

Perşembe, Kasım 26, 2009

İlginç Bir Yazı... CÜNEYT ARCAYÜREK


GÜNCEL

CÜNEYT ARCAYÜREK

İlginç Bir Yazı

CHP lideri Deniz Baykal, son aylarda ortaya atılan belgelerle mektupları bir karargâhın tezgâhladığını öne sürüyor.

Kimi yayınlara, araştırmalara, yayımlanan listelerin içeriğine bakınca bir değil birkaç karargâhın varlığından söz etmek daha doğru olabilir demek zorunluluğu doğuyor.

Medya her birinin ne kadar gerçekçi, doğru mu değil mi... hangi kaynağa hangi amaçla hizmet ettiğini araştırmadan mektupları, belgeleri veya listeleri manşetlere taşıyor.

Oda TVde ilginç bir yazı yayımlandı.

Dünyanın en güçlü Müslümanı listesini kim hazırladı başlıklı ve Deniz Hakyemez imzasını taşıyan yazı şöyle:

...Milliyet Gazetesi 20 Kasımda şu haberi verdi:

ABDnin uluslararası üne sahip Georgetown Üniversitesi ve Ürdün merkezli Kraliyet İslami Stratejik Çalışma Merkezi, Dünyanın En Güçlü 500 Müslümanı listesini yayımladı.

Bu listede RTEnin 5., Fethullah Gülenin 13., Abdullah Gülün 28. sırada yer aldığını, bunlara ek Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Adnan Oktar, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, (yazar) Ali Bulaç, Necmettin Erbakan, Hayrünnisa Gül, Ekmeleddin İhsanoğlu, (Fetocu Zaman Genel Yayın Müdürü) Ekrem Dumanlı gibi isimlerin de listede bulunduğunu öğrendik.

Milliyet Gazetesi, listeyi hazırlayan Georgetown Üniversitesinin uluslararası üne sahip olduğunu söylüyor ama neyleünlü olduğunu eklemeye gerek görmemiş.

Fethullah Gülen Hareketi, emrindeki bütün örgütler ve üniversiteler (büyük paralar akıtmaya devam ettiği Georgetown Üniversitesi dahil), ABDde ve Avrupada Gülen konferansları düzenliyorlar. (Rachel-Sharon Krepsin, Fethullah Gülenin Büyük İhtirası, The Middle East Quarterly, Kış 2009, http://www.meforum.org/2071/fethullah-gulenin-buyuk-ihtirasi).

***

Fethullah Gülenin, finansal açıdan desteklediği kurumun hazırladığı listede Dünyanın En Güçlü 13. Müslümanı olması şaşırtıcı değil.

Ama Milliyetin Georgetown Üniversitesinin yıllardır Fethullah Güleni yücelten konferanslar ve paneller veren üniversite olduğu ve bu konferansların katılımcıları arasında ABD Dışişleri İstihbarat Bürosu eski şefi Alan Makowskyden CIA eski Ortadoğu şefi Graham Fullera pek çok tanıdık ismin bulunduğu bilgilerini atlaması dikkat çekici. Bu isimlerin Fethullah Gülene Amerikada kalabilmesi için referans olduğu da biliniyor.

Listede Gülenin tanıtılışı da listeyi hazırlayanların bakışını ele veriyor.

Gülenin etki alanı milyonlarca Türkiye ve dünya Müslümanının ruhani ve sosyal lideriolarak tanıtılıyor. 1999 yılında ABDye gittiği söylendikten sonra Gülen hareketinin AKP döneminde artan etkisinden söz ediliyor.

***

Bu ayrıntıların dışında, Milliyetin önemli bulmadığı bir başka nokta ise Georgetown Üniversitesi adına listeyi hazırlayan iki isimden birinin Başbakanlık Başdanışmanı İbrahim Kalın olması.

Başbakanlık başdanışmanımızın Fethullah Gülen hareketinin emrindeolduğu iddia edilen bir üniversitede akademik pozisyona sahip olması, bu üniversite adına raporlar hazırlaması Milliyete gelmese bile bizlere ilginç geliyor.

Kalın aynı zamanda SETA koordinatörü.

Yani Kalın kendi hazırladığı Dünyanın En Güçlü 500 Müslümanılistesine de 97. sıradan girmeyi başarmış durumda...

***

İlginç değil mi yazı?

Bugünlerde yazıda adı geçenlerden yalanlamalar veya kimi kaynaklardan tamamlayıcı bilgiler peş peşe gelebilir.

Her iki durumda da -herhalde- gerçeğe biraz daha yaklaşırız.

Perşembe, Kasım 26, 2009

İzmir’in İmbatı... HİKMET ÇETİNKAYA


POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

İzmirin İmbatı...

PKKnin Kandildeki sesi Murat Karayılan, Türkiye gazetesine ne diyor:

Haburda o pankartları açanları araştırdık, bizden değiller!

Peki kim onlar?

9 aydır Silivride yatan Mustafa Balbay mı yoksa Tuncay Özkan ?

Belki Mustafa ve Tuncay, Silivride hazırlayıp, bir gece yarısı Habura gidip, o pankartları birilerinin eline verip geri döndüler(!).

İzmirde yaşananlara ne diyecek Karayılan, merak ediyorum...

Yoksa İzmirliler Ergenekoncu(!) mu oldu?

Emniyet Müdürü Ercüment Yılmazın, Aslı Aydıntaşbaşa yaşanan olaylarla ilgili söylediklerine bakalım:

DTP konvoyu kente, solganlarla, gerilla giysili çocuklarla girince ortam gerildi. Yurttaşlar evlerinin pencerelerinden, balkonlarından bayrak asmaya başladılar. Erken davranıp önlem almasak, olayda ölenler olabilirdi.

Yılmaz, devam ediyor:

Sokaktan bakınca, DTPnin kente girişi, Haburda PKKlilerin teslim oluşunda yaşanan tartışmalı görüntüleri anımsatıyor. İzmirli de olayı böyle algılamış.

2 bin araçlık konvoy zafer işaretleriyle ve kornalara basarak büyük bir ihtişamla kente giriş yapınca, sokakta gerilim artmış, yurttaşlar evlerine Türk bayrakları asmaya başlamış.”

Aslı Aydıntaşbaş, Yılmaza soruyor:

Olaylar organize miydi?

Emniyet müdürü:

Evet organizeydi... DTPnin programı organizeydi. Sokakta yaşananlar değil.

Üç gündür yazılıp çizilenlere bakıyorum...

Özellikle bir gazetenin manşetini hâlâ unutmadım:

İzmirde taş devri...

Türkiyenin Başbakanı, iki-üç yıl önce gâvur İzmirdememiş miydi?

İzmirliler özgürlüğe tutkundur... Çağdaş ve demokrattır...

Yılmaz Özdilin yazdığı gibi, İzmire etnik gömlekgiydiremezsin...

Bugün CHPden belediye başkanı seçilen kaç kişi iki kuşak İzmirlidir?

Hiçbiri!

***

İzmir ırkçı değildir...

İzmir demokrasinin kalesidir...

Sapına kadar Atatürkçüdür, yurtseverdir, uygardır...

Attilâ İlhandan Şükran Kurdakula; Samim Kocagözden Necati Cumalıya dek pek çok edebiyatçının anılarıyla yüklüdür İzmir...

İzmir ve Ege çokpartili yaşamın öncülüğünü yapmış, siyasetin nabzı orada atmıştır.

İzmirli ve Egeli, kör parmağım gözüneörneği, körü körüne bir partiyi tutmaz ama yobazlığa, ırkçılığa geçit vermez.

Kör milliyetçiliğin yeri yoktur İzmirde!

Şimdi siz İzmire etnik gömlekgiydirirseniz, aklınıza şaşarım!

İzmirli ve Egeli tüm Türkiye gibi Cumhuriyetin temel ilkelerine, Atatürk devrimlerine bağlıdır...

Son yıllarda özellikle tüm İzmirdeki evlerin balkonlarında, pencerelerinde Atatürklü Türk bayrakları dalgalandığını görenler neler yazmışlardı:

İzmirli faşizmi seviyor!

Son olaylardan sonra ne diyorlar:

İzmirde taş devri!

İzmirli Türküyle, Kürtüyle... Alevisi, Sünnisi ve Levanteniyle... Boşnakı, Arnavutuyla...

Tüm renkleri içinde taşır...

PKK çok can yakmıştır İzmirde... Bombalar, kundaklamalar...

İzmirli hiçbir zaman kışkırtmalara kapılmamış, yaşama daha sıkı sarılmıştır.

Askeri darbelere karşı tavrını koyan, işçi eylemleriyle sesini duyuran bir kenttir İzmir.

İzmir İnciraltı katliamının acısını hâlâ yüreğinde taşır; bizim takkeli ve takkesiz liboşlar ağızlarına almasalar bile...

***

İzmirliler bir tepki verdi...

Keşke taş atmasalardı!

40 bin insanımızın öldüğü bir ülkede, Apo ve PKK pankartları açanlara, çocuklara gerilla giysisi giydirenlere salt İzmirde değil, İstanbulda, Ankarada, Trabzonda, Kayseride, Antalyada da tepki gösterilir.

DTPnin Türkiyenin partisi olmaya hiç niyeti yok!

Yarayı kaşımayı sürdürüyor...

Kürt milliyetçiliği yapıyor...

Karşısında Türk milliyetçiliğini görünce, bağırmaya başlıyor:

Faşistler!

DTP süreci iyi yönetemiyor, Aponun çizdiği yolda, Kandilden gelen buyruklarla pişmiş aşa su katıyor...

Kordonboyunun imbatıyla, Attilâ İlhanın, Şükran Kurdakulun, Necati Cumalının dizeleriyle yıkanan İzmir, ne bölücülüğe, ne dinciliğe ne faşizme geçit verir...

Çünkü İzmir ve İzmirli özgürdür!

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

Perşembe, Kasım 26, 2009

Açılım Fiyaskosu... ALİ SİRMEN


DÜNYADA BUGÜN

ALİ SİRMEN

Açılım Fiyaskosu

İzmirde DTPnin önceden organize meydan okuyuş mitinginin ardından çıkan olaylar, Başbakanın sözleri, ardından da Cemil Çiçekin açıklamaları AKPnin ABDnin talimatıyla ve büyük umutlarla başlattığı Kürt açılımının ne kadar büyük bir fiyasko olduğunu bir kez daha serdi gözler önüne. Hemen belirtmek yararlı olacak. Konunun soğukkanlılıkla, enine boyuna konuşulup tartışılmasını, yeni politikalar oluşturulmasını içeren bir Kürt açılımının zamanı gelmişti ve doğru dürüst yönetildiği takdirde, yararlı olacağı kesindi.

Bu yüzdendir ki, büyük çoğunluk böyle bir açılıma destek verdi.

Gerçi verilen destek AKPnin istediği türden açık çek değildi.

Aklı başında hiç kimse, içeriği ve nasıl yönetileceği, dolayısıyla da ne sonuç vereceği belli olmayan bir açılıma açık çek veremezdi.

Bu konuda yirmi yıl önce yazılmış bir raporu olan CHPnin Genel Başkanı Deniz Baykal da bunlar arasındaydı. Zaman Baykalın haklı olduğunu da gösterdi.

***

Açılımın sonucunun ne olduğu konusunda salim bir karara varmak için önce şu soruya yanıt vermek gerekir:

1- Açılım denen girişim, Türkiyeyi germiş midir, yoksa yumuşatmış mıdır?

2- Açılımdan önce bir Türk - Kürt gerginliği var mıydı, açılımdan sonra var oldu mu?

Diyarbakırsporun lig macerasından, Silopi zafer törenlerine ve İzmirdeki olaylara kadar bütün olaylar, açılımın Türkiyeyi yumuşatmayıp gerdiğini gösteriyor. Başka bir deyişle, bütün yaşadığımız olaylar göz önünde bulundurulduğunda, Kürt-Türk gerginliği yokken ya da asgari düzeydeyken, açılımdan sonra bunun tehlikeli bir biçimde arttığını görüyoruz.

Bütün bunlar, Tayyip Erdoğanın, ABD tavsiyesi!ile başlattığı açılımın fiyaskoyla sonuçlandığının kesin göstergeleridir.

Açılım neden başarısız olmuştur?

Sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Bu girişim AKPnin öz malı değil, ısmarlamadır.

Iraktan çekilme konumunda olan ABD bölgede elverişli ortamın yaratılması için AKPye açılım yönünde, en kibar deyimiyle, telkinde bulunmuştur.

Gerçi açılımın ABD çıkarına olması illa bizim de karşı olmamızı gerektirmez; elverişli ortamdan yararlanarak iki ülkenin çıkarlarını bu alanda hiç değilse bir süre için birleştirmek akıllı bir tavırdır.

Ama bunun için açılım projesine Türkiyenin katkılarının da yerli malı olması gerekir.

...

2- AKPnin de, lideri Erdoğanın da, Kürt sorunu konusunda net bir görüşleri ve seçenekli çözüm önerileri mevcut değildi. Bu konuda ana muhalefet CHPden örnek alabilirler, onların daha önce yaptıkları çalışmalardan yararlanabilirlerdi.

CHP de kamuoyu önünde kendi çalışmalarını daha belirgin biçimde anımsatarak bu konuda en hazırlıklı parti olduğunu, geçmiş raporlarına sahip çıktığını söyleyebilirdi.

3 - Açılım, ABD telkininden öteye geçemedi ve PKK ile sınırlı kaldı. Oysa sorun daha geniş ve derindi. Ama belli ki, AKP hazırlıksız yakalanmıştı.

4- Açılımda, Kürt-Türk ayrımı yapılmadan bütün Türkiyenin zaman zaman birbirleriyle çelişir gibi görünen duyarlılıklarına çok dikkat etmeli, bunları kışkırtmamaya azami özen gösterilmeliydi. Gösterilmedi.

5- Nihayet bu açılımın mimarı olduklarını ileri süren iç taşeronlar, kimlerle dans ettiklerini iyi bilmeli, PKK ile DTPnin duygu ve kafa yapılarını iyi kavrayarak nasıl davranabileceklerini hesaplayıp ona göre hareket edebilmeliydiler.

DTP lideri Ahmet Türkün İzmir olayları üzerine, töre cinayeti ve kan davaları temelli feodal kültüründen gelen kafa yapısının ürünü olan çok çirkin tehditleri ve Silopi olayları sırasındaki tavırları, açılıma soyunanların kimlerle dans etmek zorunda olduğunu göstermiştir.

Herhalde, kendi kapatılması da gündeme sık sık gelen bir partinin mensuplarının DTP’nin aşırılıklarına karşı tek yanıtı kapatılma tehdidi olmamalıydı.Ne yazık ki, ilgili tarafların çapları yüzünden açılımdan yarar değil, zarar gelmiştir.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

Çarşamba, Kasım 25, 2009

Aba Altından Sopa Göstermek... CÜNEYT ARCAYÜREK


GÜNCEL

CÜNEYT ARCAYÜREK

Aba Altından Sopa Göstermek!

Başbakana Libyaya hareketinden önce İzmirde Demokratik Toplum (Kürt) Partisinin konvoyu ile yaşanan olayların demokratik açılım sürecini olumsuz etkileyip etkilemeyeceği soruluyor.

Oysa soru yanlış. Yanlış; zira: RTEye İzmirdeki olaylara hükümetin ortaya attığı demokratik (Kürt) açılımının neden olup olmadığı sorulmalıydı.

-Başbakanın açıklamasında söylediği gibi- DTP araçları PKK bayraklarıyla bölücü başının posterlerini göstere göstere kent içinden geçmeye kalkışınca -doğal olarak- İzmirliler tepki gösterdi.

Neden İzmir? Bilinen bir gerçek ama yinelemekte yarar var:

İzmir sapına kadar laik cumhuriyetçi, Atatürkçü Batı Anadolunun kalbinin attığı kent.

Asla ama asla bölücülüğe, dinci siyasete ödün vermeyen bir kent!

***

Başbakan bu tür eylemlerin sürece olumlu bakışlarını etkilemeyeceğinisöylüyor.

Bir yandan da görünen tehlikeyi yadsımayan ifadeler kullanıyor.

Çünkü diyor: Böyle çatışma ortamını hazırlama gayretleri de var.

Öteden beri devletin korktuğu bir sonuçtan söz ediyor.

1990’larda Süleyman Demirel, -bir görüşmemizde- terör hareketlerinin bir gün yerleşim bölgelerine kaymasıyla kentlerde Türk-Kürt kavgasının baş göstermesi olasılığını felaket olur diye yorumlamıştı.

Bugün ilk işaretlerini veren kimi olaylar böyle olasılıkları akla getirmiyor mu?

Hükümet, devlet, medyaİzmirdeki olayları olumsuz değerlendirmeler yapmadan yorumlamaya çalışıyor.

Fakat DTP Genel Başkanı Ahmet (Kürt) Türk; İzmir olaylarını değerlendirirken tecahülü arifaneden (bilmezlikten gelme) geliyor.

Olaylar, “...İzmirde kalmaz, diğer kentlere de sıçrar ise o zaman üzüntü verici ve zorlayıcı bir durum oluşur... diyor.

Örgütüne kışkırtıcı eylemlerden kaçınmalarını salık vereceği yerde

Bay Ahmet, bu sözleriyle adeta aba altından sopa gösteriyor:

Eğer bu şekilde devam ederse Türkiyenin her yerinde kendilerini koruyabileceklerini…” söylüyor.

İç savaşı bile göze aldıklarını duyumsatıyor.

***

Mantıkları takılı kalmış terör örgütüne, İmralıya.

Karşı tepkileri faşist sivillerin marifeti diye algılıyorlar.

Ne iğneyi ne de çuvaldızı kendilerine batırmak yok defterlerinde.

At gözlüğü ile bakıyorlar olaylara.

Türkiyede sadece Kürtlerin değil bölücülüğe karşı terör örgütüne ve başına karşı çok duyarlı, çoğunlukta olan Türklerin de yaşadığını kabul etmiyorlar.

RTEnin bir türlü sınırlarını çizemediği açılım adını verdiği proje girişimini açıkladığından beri bu tür yapıda olan kafalar harekete geçti.

Ne versen az buluyorlar, ne söylesen doyurucu olmuyor.

Ellerinde PKK bayrağı, başları üstünde terörist başının posteri bu kışkırtıcı sloganlarla amacı belli eylemlerini masum parti hareketleri diye yutturmaya çalışıyorlar...

Ancak saftiriklerin yutacağı bir sloganla:

Yurtta barış sağlamak için!

***

Bugün gizlemedikleri amaç; Türkiye Cumhuriyeti yerine Türk Kürt Cumhuriyeti sağlayacak yasal anayasal bütün olanakları sağlamak!

RTE ve hükümeti, AKP grubu; tehlikenin ne ölçüde farkında?

Daha doğrusu, farkında mı acaba?


Çarşamba, Kasım 25, 2009

Karşıdevrim... Deniz Som


Deniz Som

Karşıdevrim

BİLİM ve siyaset adamı Erdal İnönü, Cumhuriyet Kitaplarından yakında çıkacak kitabıBilimsel Devrimde şöyle bir saptama yapıyor:

Devrim deyince kamuoyunda genellikle siyasal devrimler akla geliyor... Siyasal devrim, hangi ülkede ortaya çıkmışsa, o ülkedeki toplumu değiştiriyor... Ama bu etkinin bir süresi var. Toplumlar kendilerini yeni çıkan fikirlere uyduruyor, yeni yaşam biçimine uyum sağlıyor ve ondan sonra o şekilde yaşamaya devam ediyor; devrim bitmiş oluyor. Siyasal devrim amacına varınca artık toplum bu yeni yolda ilerliyor.

Birkaç saptama da biz yapalım: Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki sayılı siyasi devrimlerden biridir. Devrimin siyasi önderi Kemal Atatürktür. Devrim, 1938 yılına kadar sürmüş; Atatürkün ölümünden sonra nispeten korunmaya çalışılsa da özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin maşası olan iktidarlar tarafından delinmiş, yozlaştırılmış, çarpıtılmıştır.

1923’ten 1938e dek 15 yıllık süre içinde Cumhuriyet Devrimleri, ne yazık ki toplumun tümünü kapsayacak şekilde bir yaşam biçimine dönüştürülememiştir. En büyük engel, emperyalistlerle işbirliği içindeki dinciler ve toprak ağaları olmuştur.

Bu arada dünyadaki siyasi devrimlere baktığımız zaman adı üstünde devirir geçer; engel tanımaz! Devrim yargılar veya yargılamaz; gerekirse kendi çocuklarını öldürür! Kimseye hesap vermek durumunda değildir. Devrimin yargılanabilmesi için, karşıdevrim olması gerekir.

Gelelim bugüne... Türkiye Cumhuriyetinde 15 yıllık süre içinde yapılan devrimler aradan geçen 70 yılda tümüyle ortadan kaldırılamamıştır ama bugün yapılanlar örneğin Dersim İsyanının bir katliam olarak topluma anlatılması, isyandaki eşkıya başı Seyit Rızanın bir kahraman gibi gösterilmesi devrimi yargılama çabasından başka bir şey değildir. Önceki yıllarda Şeyh Saitin, Derviş Vahdetinin, Sultan Vahdettinin, Said-i Nursinin yüceltilmesi de devrimi yargılama çabasıdır. Bu çabalara, devrimin temel ilkelerinden laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olmuş iktidarın başındaki şahıs da isyana katliam diyerek ve idam edilen vatan haininin son sözlerini tekrarlayıp onaylayarak destek vermiştir.

Yaşadığımız süreç karşıdevrim sürecidir ve Cumhuriyet Devrimlerine bağlı aydınların Silivri toplama kampında yargılanması da bu sürecin bir parçasıdır!

Magazin Dünyasında Uçuş Serbest!

ERGEENKON müneccimi ve dünürgillerin gazetesinde çalışan biri yine uçuşa geçmiş ve geçen hafta intihar eden albay Belgütay Varımlının Sarıkız Darbe Planını Başbakanlık’a bildiren meçhul subay olduğunu açıklamış; “ıslak imzalı belgeyi ihbar eden meçhul subayın da Varımlı olduğunu öne sürmüş.

Bir adım sonrası şimdiden belli gibi: Albay Varımlı intihar etmedi; Ergenekoncular tarafından evinin penceresinden atılarak öldürüldü!

Madem uçuş serbest; şu ıslak imzalıİrticayla Mücadele Eylem Planını veya AKPyi ve FGyi Bitirme Planını acaba kim hazırladı sorusuna yanıt bulunsun diye soralım: Belge denen bu sahte doküman acaba, Genelkurmay karargâhında kimliğini gizleyip yedek subay olarak askerliğini yapan bir grup Fetoş müridi tarafından hazırlanmış olabilir mi? Hazırlanan dokümana son şeklini dünürgillerin başyazarı Mehmet Altanın başkanlığındaki bir heyet vermiş olabilir mi? Mehmet Altana bu hizmetlerinin karşılığı olan para, şu sıra bir televizyon kanalında yapacağımagazin programı üzerinden ödenecek olabilir mi? Mehmet Altan gibi sapına kadar siyasi bir kişiye magazin programı yaptırma başarısı gösteren televizyon patronunun Kuzey Irakta enerji işleri olabilir mi?

Çarşamba, Kasım 25, 2009

Öğretmene Yatırım... MÜMTAZ SOYSAL


AÇI

MÜMTAZ SOYSAL

Öğretmene Yatırım

MEMURLARCA kararlaştırılan uyarı girişiminin Öğretmenler Gününden hemen sonra gelişi, bilinçli olmasa bile anlamlı bir rastlantı olarak iyi değerlendirilmelidir. Çünkü, hem kamu çalışanları içinde öğretmenlerin önemli bir yeri var, hem de geçim koşulları açısından en zor durumda olanların başında yine onlar geliyor.

Dünkü Cumhuriyette o konuya ilişkin olarak verilen rakamları tekrara gerek yok; katlanılması zor bir yürek burkulması veriyor o sayılar.

Özellikle başta ülkelerdeki durumlarla karşılaştırılınca.

En başta, Türkiyenin henüz devrimlerini tamamlamamış, geliştirilmesi gereken bir ülke olduğu için. Sonra da eğitim sözünün en çok edildiği, her yanlışın ya da geriliğin hep eğitim eksikliğine bağlandığı, kutsal kitabının bileOku diye başlamasına olağanüstü değer verildiği, ana babaların çocuklarını iyi eğitmek için en ağır özverilere katlandığı ülke burasıdır da onun için.

Böyle bir ülkede öğretmenin bu denli yoksullaştırılması ve sıkıntıya sokulması olacak iş değildir. Öğrenmeyi ve öğretmeyi laf ve kavram olarak bunca yücelten bir toplumun öğretmeni bu ölçüde aşağılatıcı bir geçim düzeyine düşürmesi affedilmeyecek bir ayıptır.

Şimdi en basitinden alalım: Müthiş bir zihniyet değişimine başlangıç olmak üzere, bütün öğretmen aylıklarına birden bire yüzde yüz zam yapılsa, Türkiye Cumhuriyeti batar mı? Böyle bir zamla devlet bütçesindeki artış ne kadar yüksek olursa olsun, bilin ki, ardından getirilecek ve ailelerin gelir düzeyine göre ustaca ayarlanacak bir eğitim vergisi toplumun bütün kesimlerinde hoşgörüyle karşılanacak, hatta çok kişi aşka gelip bağışlarda bulunacaktır. Yeter ki, o coşku yaratılabilsin. O coşku, çocuk okutanlardan daha çok, fabrikalarında, şirketlerinde, büyük kuruluşlarında, holdinglerinde insan çalıştıranları sevindirecektir. Sık sık, iyi yetişmiş elemansözü eden, çalıştırdıkları insanların eğitimsizliğinden yakınan onlar değil midir?

Daha doğrusu, hepimiz En doğru yatırım eğitimdirdemiyor muyuz?

Peki, eğitim yatırımı demek, okul binaları yapmak, derslik sayısını arttırmak mıdır? Öğretmenin hepsinden önce gelmesi gerekmez mi? Yalnız aylığını yükseltip geçimini kolaylaştırmak açısından değil, kendisini sürekli yenileyebilmesi, eksiklerini gidermesi, gelişmesini tamamlaması, maddeten de toplumdan saygı gören, onurlu bir kişi olması bakımından da...

Hepsinden önemlisi, iş güvencesi ve mesleğinde süreklilik duygusuna sahip olması için. Ne kadar süreceği belirsiz bir sözleşmeyle pamuk ipliğine bağlanmış öğretmenlik hem kişiyi huzursuz eder, hem de başkalarına dudak büktürür.

Oysa, bilen bilir, öğretmenlik, her düzeyinde, mesleklerin en güzelidir. Küçümsenmeyi asla hak etmez.

mumtazsoysal@gmail.com

Salı, Kasım 24, 2009

Karanlıktan Korkarım... HİKMET ÇETİNKAYA


POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

Karanlıktan Korkarım...

Özdemir Asafı 70’li yıllarda tanıdım...

70’li yılların sonunda Asaf’ın Bebekteki meyhanesinde Demirtaş Ceyhun, amele Erol (Özkök), Aziz Çalışlar ve Nevzat Şenolla buluşurduk.

Benim meyhane arkadaşlarım yaşamıyor artık.

Özdemir Asaf’ı 58 yaşında, Aziz’i 54, Erol’u 64, Nevzat’ı 63, Demirtaş’ı 70’li yaşlarda yitirdik.

Özdemir Asaf’ın şiirlerini okudum dün sabah:

Senin içine girdiğim zaman

Dışımda kalıyorsun.

Senin dışında sana bakınca

İçime sığmıyorum.

Mustafa Balbay, notlarına Özdemir Asaf’ın Jüribaşlıklı şiirini almış:

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,

Birinciliği beyaza verdiler.

Bu şiiri Sabih Kanadoğlu bir toplantıda okumuş, Balbay da not tutmuş...

Balbay’a sorgusu sırasında sormuş savcılar:

Beyaz kimdir?

Tam Aziz Nesinlik...

Zaman zaman çocukluk günlerimi anlatırım...

Ülkeyi yönetenlerin, “Komünizm bu kış gelecek” dedikleri yıllar...

Ege kentinde, balon satan bir adam vardı ve şöyle seslenirdi okulumuzun bahçe duvarlarının arkasından:

Eyyyylenin çocuklar eyyyylenin.”

Bir gün polisler onu alıp götürdü “Komünizm propagandasıyaptığı gerekçesiyle.

Yerel gazetelerde şöyle bir haber çıkmıştı, hiç unutmam:

Liseli öğrencilere Ey-LENİNi öven azılı komünist, suçüstü yakalanıp tutuklandı.”

70’li yıllarda sigara paketleri üzerinde orak-çekiç resimleri arayan savcılarımız vardı...

İzmir’de 15 yaşındaki M.Ç, orak-çekiç resmini tuvalete çizdiği için Buca Cezaevinde yattı uzun süre...

Manisalı çocukların başlarına neler geldiğini bu arada anımsayalım...

Bir gece yarısı evleri basıldı, gözaltına alınıp ilk sorgularından sonra tutuklandılar...

***

Gazetecilik yaşamının ilk yıllarından bugüne tanık olduğum Balbay, çetelerle, darbecilere karşı savaşım verdi...

Anlatmama gerek yok; yazıları, kitapları ortada!

Geçen hafta Balbay savunmasını yaparken kendi kendime sordum:

Benim ülkemin siyasileri, askerleri, yargıçları, savcıları, polisleri şiiri sevselerdi, Türkiye bugünleri yaşar mıydı? Bu ülkenin insanları Sıvasta diri diri yakılır mıydı? Polise taş atan çocuklar yakalanıp tutuklanır mıydı? Faili meçhul cinayetler işlenir miydi? İkide bir darbe yapılacakdiye insanlar korkutulur muydu? 28 Şubat olur muydu? AKP 2002de tek başına iktidara gelir miydi? 27 Nisanda e - muhtırası verilir miydi? Verilmeseydi AKP yüzde 46yı bulur muydu?

Bugün en azından kimi yurtsever aydınlar, bilim insanları, gazeteciler sanık kürsüsünde olmazdı!

Ceylan çocuk, Uğur Kaymaz yaşıyor olurdu...

Şemdinlide “Umut Kitabevi” basılmaz, insanlar öldürülmez, PKK vahşeti destek bulmazdı.

Eğer Köy Enstitüleri, Halkevleri kapanmasaydı, oradan yetişen çocuklarımız müzikten tiyatroya, edebiyattan sinemaya değin sanat dallarında başarıdan başarıya koşardı...

Aydınlık bir gelecek içindi tüm çabamız... Umutlarımız, o bitmeyecek olan düşlerimiz...

Karanlığın değil, aydınlığın sesi olduk; hep öyle kalacağız!

Yüreğimizde mevsimler yansa, acılarımız sürse de demokrasiyi ve özgürlükleri savunacağız...

Emperyalizme karşı Tam Bağımsız Türkiyediyeceğiz...

Ülkemizi salt doğasıyla değil, tüm insan renkleriyle de seveceğiz...

***

Düşünce ormanında bir gezintiye çıkmış gibiyim...

Balbay, Silivride savunmasını yapıyor yazımı yazdığım saatlerde.

Gazetedeki arkadaşlarım oradalar yine...

Özdemir Asaf’ın dizelerini okuyorum yüksek sesle:

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde/Denizlere açıldı içimizden biri/Niçin gittiğini söylemeden./Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri./Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden,/Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Ben beyazı severim en hızlı kirlenen renk olsa bile...

Aydınlığı severim karanlığı değil...

Karanlık korkutur beni!

Ortaçağı anımsatır!

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

« Önceki :: Sonraki »
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>