Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu




Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Pazartesi, Kasım 9, 2009

Atatürk’ü Anarken... ORHAN ERİNÇ


GEÇMİŞTEN GELECEĞE

ORHAN ERİNÇ

Atatürkü Anarken

Yarın, büyük Atatürkün kendi deyişiyle naçiz vücudununaramızdan ayrılışının 71inci yıldönümü.

Yazı günüm olmadığı için bugün saygı ve özlemle anıyor, özellikle de devrim ve ilkelerinin 71 yıl sonra bile sapasağlam durması için çaba gösterenlerin varlığını vurgulama ihtiyacını duyuyorum. Çeşitli ağır baskıların Atatürkçüleri yollarından döndüremeyeceğine olan inancımı da bir kez daha somutlaştırıyorum.

***

Atatürkün ülkeyi düşman çizmelerinden kurtardıktan sonra, önce saltanatı kaldırarak Cumhuriyeti kurmasına, ardından laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesini sağlamasına, Arap alfabesinin yerine Türk alfabesinin uygulamaya konulmasına kızanlar 1946 sonrasında birdenbire oluşmadılar.

Atatürk devriminin her aşaması Atatürke kızanları da beraberinde getirdi. Ancak, yıkıcı propagandalarını gizli gizli ve belirli odaklar kanalıyla sürdürme başarıları, onların neredeyse yok sayılmaları sonucunu doğuran bir yaklaşımı geçerli kıldı. Bugün bütün yandaşlarıyla laik Cumhuriyete saldırdıklarını görüp de şaşıranları şaşırtmak gerekiyor.

***

Saldırıların boy hedefinde laiklik var.

Türkiyenin din kurallarına göre yönetilen bir ülkeye çevrilmesi için gayret harcayanlar, bu değişimin birdenbire gerçekleştirilemeyeceğini gördükleri için kıyısından köşesinden örseleme girişimlerini sürdürmeyi yeğliyorlar.

Yeni Osmanlıcılık tanımlamasıyla Osmanlıya duydukları özlemi dile getirenlerin, Osmanlı İmparatorluğunun son yüzyılına bakıvermeleri, nasıl bir hayal âleminde yaşadıklarını anlamaları için yeterli olacak.

Türk tarihinin büyükleri arasında yerlerini almış olan Fatihleri, Kanunileri anmak bir saygı ve tarih bilinci borcudur. Ama onların görevde bulunduğu yüzyıllarla 21inci yüzyıl arasındaki farkı yok saymak pek de akıl işi değildir.

***

Arap alfabesinin değiştirilmesi ile Türkiyenin geçmişle bağlarının koparıldığı iddiası ise tam bir safsatadır. İmparatorluğun Anadolu ve Trakyaya sıkıştırıldığı dönemde Türkiyede okuma yazma bilenlerin oranının yüzde 10, bilmeyenlerin yüzde 90 olduğunu göz ardı etmek, Atatürk düşmanlığının çeşitli dallarından sadece birini oluşturmaktadır. Bu oranın yüzde 7sini erkeklerin, yüzde 3ünü de kadınların oluşturduğu gerçeğinin, bugün yüzde 90ı aşan okuma yazma bilenlerle tersine çevrildiği de unutulmamalıdır. Kültür eserlerinin bugünkü yazıya aktarılmasına yan çizen milyonlarca Arapça ve eski yazı bilenlerin ellerini tutan yok ki...

***

Atatürkü gerçek yönleriyle, insanlık kavramına yaklaşımını da göz ardı etmeden gündeme getiren binlerce cilt kitap var. O nedenle Atatürkü bir köşe yazısının boyutlarına sığdırmak olanaksız.

Hiçbir şey yapmamış olsaydı bile, Çanakkale savaşlarında yabancı orduların canlarını kaybeden askerleri için analarına söyledikleri, asker, devlet adamı ve insan Atatürkü anlatmak için yeterli sanırım.

Evet, Atatürkçüler için yılmak söz konusu olamaz.

oerinc@cumhuriyet.com.tr

Pazartesi, Kasım 9, 2009

‘Cumhuriyet, Türk Mucizesi’... MUSTAFA BALBAY


GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

‘Cumhuriyet, Türk Mucizesi’

Turgut Özakmanın, Cumhuriyet Türk Mucizesi romanını Silivrideki duruşmaları izlemeye gelen Cumhuriyet okurları, CUMOKlar getirdi.

Size bu kitabı getirdik diye önüme koyduklarında, elimi nasıl uzattığımı anlatamam. Hem yalnız bırakmadıkları için, hem kitap-kitaplar için bulut yüküyle teşekkürler. Üstelik Balkan bulutları yüküyle...

Özakman, Şu Çılgın Türklerve Diriliş - Çanakkale 1915in ardından Cumhuriyeti sundu okurlara.

Kitabı 24 saat içinde bitirdim. Zaman zenginliğinin bir avantajı!

Özakman, Şu Çılgın Türklerle Kurtuluş Savaşını ete kemiğe büründürmüş, bütün canlılığıyla önümüze koymuştu. Dirilişle Çanakkale Savaşının, Türkiye Cumhuriyetinin önsözü olduğunu bütün çıplaklığıyla anlatmıştı. Şimdi de Kurtuluş Savaşının ardından Atatürkün deyimiyle asıl büyük savaşta elde edilen başarıları, karşılaşılan güçlükleri yine tiyatro canlılığında, roman akıcılığında, belgesel gerçekçiliğinde sunuyor bize.

***

Kitapla ilgili değerlendirme yapmak ne hakkımız, ne haddimiz. Ancak okur gözüyle paylaşmak istediklerimi aktarmadan geçemeyeceğim.

Her şeyden önce Özakman, Atatürkü ve yaptıklarını 20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşıdı. Bu klasik bir aktarım değil. Bir anlamda Atatürkün en az 20. yüzyıl kadar 21. yüzyılda da güncel olduğunu ortaya koydu.

Böylesi çalışmalarda, bir yanlış birden fazla doğruyu, belki de bütün doğruları götürür. Özakman bunun bilincinde olduğu için kılı 80 yarmakla yetinmemiş, Kurtuluş Savaşından Cumhuriyetin ilanına giden yolda daha önce ortaya atılan yanlışları da ortaya koymuş.

Kitabın arkasındaki notlar için ayrı bir kitap desek abartmış olmayız. Bu bölümde yer alan, daha ayrıntılı bilgi şu kitapta notlarını ayrıca topladım, okunması gereken kitap sayısı 10’u geçince ipin ucunu bıraktım. Ayrıca toparlarım diye düşündüm.

Özakman, yeri geldikçe kendi duygularını da katmış. Bu tümceleri okurken, Özakmanın yüzü geliyor gözümün önüne. Öylesine güven veren, inandırıcı, samimi...

Genel olarak bilinen konularda bile öylesine ilginç bir ayrıntı ya da diyalog koymuş ki, adeta büyük bir sahnede o günü izliyorsunuz.

Anadolu gezilerinde Atatürke gösterilen sevgi, saygı, attığı adımların tepeden inme değil, toplumla nefes alıp vererek gerçekleştirildiği, bütün yanlış yorum ve aktarımları boşa çıkaracak biçimde ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet tarihiyle birazcık ilgili herkes Misaki Milli için bir şeyler söyleyebilir. Ancak; Misaki İktisadi desek, aynı şeyi söyleyemeyiz. Bunun bilincinde olan Özakman, İzmir İktisat Kongresine ayrı bir önem vermiş. Lozan Antlaşmasından da önce gerçekleştirilen, Türkiyenin ekonomi politikasına yön veren İzmir İktisat Kongresinde Atatürkün yaptığı açılış konuşmasının tam metnini eklemiş.

Lozana ayrıca ve etraflıca yer vermiş. Görüşmelerin sık sık kesilmesi, Atatürkün Kurtuluş Savaşının kazanımlarını korumak ve dünyaya kabul ettirmek için gerekirse yeniden savaşı göze alması, bunları yaşarken Meclisteki muhalefeti de soğukkanlılıkla göğüslemesi...

Bunları okurken insan mırıldanmadan edemiyor:

Yuh olsun, bu Cumhuriyetin kıymetini bilmeyene!

Atatürkün, neyi, ne zaman, nasıl, kimlerle yapacağını ustaca planlayışı, strateji gücü, onun da insan olduğunu ortaya koyan çok sıcak bir anlamla dile getirilmiş.

Özakmanın, emeğine, beynine, birikimine sağlık...

***

Özakman, kitabın önsözünde Cumhuriyeti iki cilt olarak planladığını söylüyor. 28 Eylül 1922-29 Ekim 1923, birinci cilt. 29 Ekim sonrası ve devrimler ikinci cilt.

Sonra?

Tamam mı?

Bence değil... İkinci ciltte neler var, hangi tarihe kadar gelecek bilmiyorum.

Ancak Özakmanın 1938-1946, 1946-1980 ve 1980den günümüze üç dönemi daha kaleme alması gerekiyor.

Kurtuluş Savaşında, içte ve dışta kaybedenler, sonraki dönemlerde ne yaptı?

Lozanın rövanşını almak isteyenler hangi yöntemleri denedi, denemeye devam ediyor?

Bütün bunları, doğrusuyla yanlışıyla en iyi kim yazabilir?

Özakman, düşük bir olasılıkla yoruldum diyebilir ama, buna hakkı yok.

Atatürk ne diyor:

Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar!

ankcum@cumhuriyet.com.tr

Pazartesi, Kasım 9, 2009

Yurttan Sesler... IŞIK KANSU


IŞIK KANSU

Yurttan Sesler

Acar gazeteci Fırat Kozok, ne yaptı, ne etti, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıçın oğlu Ahmet Şirvan Kılıçın düğün törenini izledi. İşte izlenimleri:

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, düğünden iki saat önce otele gelerek yetkililerden bilgi aldı ve salonu gezdi. Kılıç, düğünde çalınacak müzikleri dinlerken, sahne alacak gruplar hakkında da bilgi aldı. Aynı saatlerde TRT Ankara Radyosunda da hareketli dakikalar yaşandı. TRTnin kadrolu halk müziği ve sanat müziği sanatçıları saat 17.00 sıralarında Ankara Radyosundan araçlarla Bilkent Otele hareket etti. Sanatçıların yanı sıra ses düzenini sağlamak için bir de tonemeister de düğüne gitti. Otele gelen TRT ekibi düğünden saatler önce son hazırlıklarını yaptı. Düğünün başlamasıyla birlikte sanat müziği ve halk müziği sanatçıları art arda sahne aldı. TRT’nin sanatçı ve teknik personel için önce görevlendirme yapmayı planladığı ancak, konunun basının dikkatini çekebileceği düşüncesiyle sanatçıların düğüne davet edilmeleriformülünün uygulandığı öğrenildi. Sanatçılara bu konuda konuşma yasağı getirildi.

TRT sanatçılarının düğünde sahne alması akıllara kurumun CHP tarafından yargıya taşınan yeni yasasını getirdi. Genel Müdür İbrahim Şahinin göreve gelmesinin ardından hazırlanan yasa, TRTde köklü değişiklikler öngörüyordu. Yasanın Abdullah Gül tarafından da onaylanmasının ardından CHP düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşımıştı. Mahkeme de davayı esastan görüşmeye karar vermişti.

Esastan görüşme bekleyen dava ne aşamada mı?

Yaklaşık 1.5 yıldır Anayasa Mahkemesinin önünde, bekliyor.

Şeker Gibi İşler

Prof. Dr. Tayfun Özkaya, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile GDOlu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürünlerin dışalımına kapı açılmasının aynı anda gerçekleşmesinin ardındaki gerçeği açıklıyor:

Artık mısırdan şeker üretilebiliyor. Türkiyede Amerikan şirketleri bunun için yerleştiler. Mısırın çoğu Amerikadan ithal ediliyor ve bunlar GDOlu. Mısır nişastasını fruktoz şekerine dönüştürmek için biyoteknoloji ürünü, yani GDOlu enzimler kullanılmakta. Amerikan şirketleri bu ürün için ayrılan kotayı yükseltmek, mümkünse kaldırmak istiyor. Bunun için engel nedir? Engel, Türkiyede şeker pancarına dayalı şeker üretimidir. Mısır şurubu, Amerikan şirketlerine çok kâr bırakıyor. Onun için şeker fabrikalarının özelleşmesi gerekli. Bunları kendileri alarak kontrol etmeseler bile, bu özelleşme sonunda şeker fabrikalarının çoğunun kapanacağı düşünülüyor. Açık, tabii mısır şurubu ile kapatılacak.

Özkayanın yorumuna bir küçük ek de bizden:

Abdullah Gülün oğlu Mehmet Emre Gül, Devlet Bakanı Nafiz Özakın oğlu Mehmet Akif Özak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaşın oğulları Hüseyin Ersan Topbaş ile Mustafa Ömer Topbaşın ekmek paralarını ithal mısırdan çıkardıklarını da unutmayalım!

Ceptekiler Dışarı

İngiltere Dışişleri Bakanı David Milibandın, Hürriyetten Sedat Ergine söyledikleri çok açık:

Kürt açılımını kuvvetle destekliyoruz. Bu açılımı yapmış olmaları hükümetin başarı hanesine yazılmalıdır. Sürecin bugün için duraklamış olması o kadar önemli değil. Bu tür şeyler başlar, durur. Ama önemli olan, kanımca artık tersine çevrilemeyecektir.

Milibandın söyledikleri, Lozandaki başı dik, onurlu Türk heyeti karşısında, meslektaşı Lord Curzonun cebine attıklarının dışarı çıkarıldığının kanıtıdır.

Bırakın başımızdakiler, Açılım bizim projemizdirdiye avunmaya devam etsinler.

PKK affedilir belki, ama tarih affetmez!

Vaha Açılımı

Şeker fabrikaları içinAnadolu vahalarınitelemesi yapmıştık. Biliyorsunuz, başta Turhal olmak üzere Kastamonu, Kırşehir, Yozgat, Çorum, Çarşamba şeker fabrikaları satış listesinde.

Örneğin, Turhala kim talipmiş, bilir misiniz?

Araplar!

Bir konsorsiyum oluşturulmuş. Konsorsiyumun yüzde 40ı Savola Groupun, yüzde 20si Nesma Holdingin, yüzde 40ı da Tarım Kredi Kooperatiflerinin.

Tarım Kredi Kooperatiflerini de AKP iktidarı araya sokuşturmuş. Olur a, tepki doğarsa,Bakın, fabrikaları biz kooperatife veriyoruzdiyecekler...

Türkiyenin örnek kalkınma vahaları yakında Arap para babalarının vahaları olacak...

Haberin var mı Turhal Şeker Fabrikasındaki koca kavak?

Polis Baskını

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfına yapılan baskın CHPlilerce Meclis kürsüsünde de dile getirilince İçişleri Bakanı Beşir Atalay, TBMM Başkanvekili Güldal Mumcuyu arayarak polis baskını ifadesine karşı çıktı. Atalaya göre, vakfa gelip Adalet ve Demokrasi Haftası için toplanmış örgüt yöneticilerini sorgulamaya kalkan kişilerin poliste kaydı yoktu, polis değillerdi, üstelik vakfa ait güvenlik kamerası görüntü kayıtları silikti, ayrıca bu kişiler hiç bulunamayabilirlerdi.

Güldal Mumcunun, Atalaya verdiği karşılık, kısa ve kesindi:

Siz polis olmadığını söylediğiniz bu insanları bulup yargıya teslim etmedikçe bunlar bizim açımızdan polis kalmaya devam edecektir.

Görüntü kayıtlarının silik olmasına gelince... Biz de izledik o kayıtları. Vakfa baskın yapan iki kişinin suratı çok açık seçik belli. Bulmak isteyen, hemen bulur!

Bulunamıyorsa, o zaman işin içinde iş var demektir.

Pazartesi, Kasım 9, 2009

Genetiği Değiştirilmiş Yaşam... ERDAL ATABEK


2000’Lİ YILLARDA

ERDAL ATABEK

Genetiği Değiştirilmiş Yaşam...

Aslında Genetiği Değiştirilmiş Yaşamdan söz etmek gerekiyor.

Eğer Zihinsel Genetik Değişimiyapılmazsa genetiği çarpıtılmış domatesi de yediremezler.

Zihinsel Genetik Değişimi, öncelikle çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik bir beyin yıkama bombardımanıdır.

Çocuklarımıza, bildiğimiz DOĞAL SU olan maddenin içecekolduğu unutturuldu.

Çocuklarımız, içecekdeyince kolayı, boyalı gazozları biliyor.

Gençlerimize kültürsözcüğünün anlamı internette arkadaş bulma, cep telefonuyla muhabbetolarak aktarıldı.

Genetiği Değiştirilmiş Yaşam, işte budur.

İnsanlar duyarsızlaştırıldı.

İnsanlara çıkarlarıyla varolduğu öğretildi.

En büyük değerin para olduğu beyinlere kazındı.

Değerlerin DNA’sı değiştirildi.

İnsanlara Genetiği Değiştirilmiş Yaşam’da şunlar aktarıldı:

- Çıkarının olmadığı her şeye boşver.

- Kendin olmaya değil, başkalarının görmek istediği gibi olmaya bak!

- Zaman sana uymaz, sen zamana uy!

- Her şey satılıktır, sen de. Yeter ki fiyatını bul!

- Güçlülerin yanında dur, onlar gibi yap, güçlü görün.

- Haklıya aldırma, güçlüye bak.

İşte, yeni küresel kültürün değiştirdiği yaşam ilkeleri bunlar oldu.

***

Öfkeli kocaların eşlerine kocalarının yemeğine dilimlenmiş eşek dilikarıştırması önerilirdi. Böylece, eşek dilini yiyen kocanın eşek gibi uysal olacağına inanılırdı.

Denenmiş midir, ne sonuç alınmıştır bilemem.

Ama ortada olup bitene bakınca insanlara karışık moleküller katılmış besinler yedirildiğinden kuşkulanıyorum.

Koyun beyni molekülleri katılmış yiyecekler.

Yiyenlere koyunların uysallığını vermek amaçlanmış olabilir mi?

Kuş beyni özellikleri katılmış yiyecekler.

Kolayca yemlenen, önüne konanı gagalayan insanlar yaratır mı?

Bukalemun pigmenti katılmış içecekler.

Rengârenk içecekleri içip dururken değişip duran insanlar olamaz mı?

GDO’lar. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.

Sadece domatesler mi, sadece mısır şekeri mi?

Sadece yediklerimiz içtiklerimiz mi?

Kapalı kapılar arkasında sıkılan eller, sıvazlanan sırtlar ne oluyor?

Onlarla neleri yalayıp yuttuğumuzdan haberimiz oluyor mu?

***

DNA’sı değiştirilmiş eğitimi ne yapalım?

Darwinin reddedilmesini nereye koyalım?

Bilimin dışlandığı bir yaşamın nereye gittiğini nasıl görmezden gelelim?

Genetiği Bozulmuş Demokrasi’yi nasıl sindirelim?

Biz gerçekten de koyun beynini yalayıp yutmuşuz.

Kuzukulağı.

Sarısabır otu.

Genetiği Bozulmuş Yaşam bize kabul ettirilmek isteniyor.

Dayatılıyor.

Her alan kuşatılıyor.

Asıl sorun budur.

Karşı çıkmak zorunda olduğumuz kuşatma budur.

Çareyi elbette biz bulacağız.

Unutmayalım. Yarın 10 Kasım.

Atamızla buluşuyoruz.

Çaremizi de hep birlikte buluyoruz...

erdalatak@gmail.com

Pazartesi, Kasım 9, 2009

AB Himayesinde Özel Statü mü? Ortadoğu’da Patronluk mu?.. EROL MANİSALI


BIÇAK SIRTI

EROL MANİSALI

AB Himayesinde Özel Statü mü? Ortadoğu’da Patronluk mu?

Batıda, Erdoğan hükümetinin Doğu açılımısorgulanmaya başlandı.

- Hükümetin başta S. Arabistan, Suriye ve Irak olmak üzere Arap ülkeleri ile yakınlaşmaları 2006- 2009’da ilerledi.

- Erdoğanın son İran ziyaretinin, yalnız iktisadi konuları değil siyasi ve kültürel konuları da içermesi; bunların, ABD ve ABnin İrana karşı uyguladığı izolasyon politikalarına karşı sonuçlar doğurabilecek olması, Erdoğanın Pakistan temaslarında dini ve kültürel öğelerin de yine öne çıkması, Batının özellikle Amerikan çevrelerinde, kimi eleştirileri de beraberinde getirdi.

Batıda sorulan ve sorgulanan başlıklar şunlar:

1) Erdoğan hükümeti gerçekten de Batıdan uzaklaşıyor mu?

2) Bu uzaklaşma, İslami bir zeminde ilerliyorsa, bunun ABD ve Avrupa için taşıdığı riskler nelerdir?

Ancak Batıda bir kesim, bu değişimlerin Ankara- Washington mutabakatı dışında yürüyemeyeceğini düşünüyor. O zaman yanıtı verilmesi gereken soru şu oluyor: Erdoğan hükümeti yeni Doğu açılımlarında, ne oranda bağımsız hareket etmektedir? Ya da, ne oranda bağımsız hareket etme olanağı bulunmaktadır?

Ancak Erdoğan hükümeti, Türkiyede dayandığı taban ile dış politika arasındaki örtüşmeleri arttırmaktadır. ABD ve AB çevrelerinde kuşku ve eleştirileri de arttıran budur. Komşularla ilişkilerin parti tabanının isteklerine yakın bir biçimde işlemeye başlaması, ne gibi sonuçlar doğurur?

- Ankara - Tel Aviv ilişkileri bozulmaz mı?

- İranla ilişkiler yavaş yavaş Tahranın elini güçlendirmez mi?

- Suriye ile hızla gelişen ilişkiler ve özellikle vizelerin kaldırılması, doğal bir bütünleşmeye yol açmaz mı?

Ancak bu fotoğrafta, hükümetin dış politikası ile ters düşebilecek bazı uygulamalar da gözlenebiliyor;

1) Barzani ve Kuzey Irak açılımının durumu.

2) Ermenistanla imzalanan protokolün Ankara- Bakû ilişkileri üzerindeki ters etkisi.

Bunu da, bir al ver politikasının ya da pazarlığının sonucu gibi görmek mümkündür; her iki açılımla ABD ve AB tatmin edilmiştir. Ermenistan sınırının açılması ABD, Fransa’yı (ve AB’yi) tatmin etti.

Kuzey Irak açılımı, ABDnin zaten Iraktan çekilirken boşluğun doldurulması için istediği en önemli şeydir. Amerika, Özal hükümeti döneminde yapamadığını Erdoğan döneminde elde ettirmiştir dersek büyük bir yanlış yapmış olmayız.

Erdoğan hükümetinin Ortadoğu (ve Doğu) açılımını bu geniş fotoğraf içinde ele alıp değerlendirmek gerekir.

ABD ve AB farklı düşünürler mi?

Kuzey Irak ve bölgesel uzantıları meselesi ABD ve İsrail için hayati önem taşımaktadır. Ermenistan açılımı ise yalnız ABDye değil, Fransa üzerinden ABye sağlanan önemli bir olanaktır.

Bu iki açılımın gerçekleşmesi için Erdoğan hükümetinin tabii ki doğuya ve güneye doğru yol alması gerekirdi. Suriye, S. Arabistan, Irak ve İran açılımlarının tam ortasında Kuzey Irak ve Barzani yönetimi yer alıyor.

ABnin Kafkasyaya doğrudan adımını atabilmesi için Ermenistan sınırının açılması gerekir.

Duruma bu açıdan baktığımız zaman Erdoğan hükümetinin Doğu ve Ortadoğu açılımı ile kendi özgün politikası arasındaki çelişkilerin sanıldığı kadar büyük olmadığı görülür.

Kristof Kolomb Doğuya gideceğini sanarak yanlışlıkla Amerikaya yol almıştır. Erdoğan Kolombun hatasına düşmemiş ve Batı üzerinden Doğuda yol almaya başlamıştır.

Keşke, ABye uşaklığı mı yoksa Ortadoğuya patronluğu mu istersiniz?sorusunu, hiçbir kuşku duymadan sorabilsem.

Ancak olayın bu bağlamda başka bir boyutu daha var; Ortadoğuda çok etkili bir Türkiye, Ankaranın ABD ve AB ile pazarlık gücünü arttırır.

İspanya ve Portekiz, Latin Amerika kartları sayesinde AB içinde güçlerini arttırdılar ve bunu bir koz olarak kullanabildiler. Peki Türkiye bu kozu Ortadoğu üzerinden oynayabilir mi?

Potansiyel olarak bu olanağa sahiptir. Ancak realpolitik olarak bunu gerçekleştirebilmesi için ABD ve AB ile ilişkilerini normalleştirmesi gerekir.

1979’dan 2007ye kadar İstanbul Üniversitesinde Avrupa ve Ortadoğu Araştırma Merkezi Başkanlığını üstlendim. 1984 - 1994 yıllarında Middle East Business and Banking adlı, akademik ağırlıklı aylık bir derginin başyazarlığını yaptım.

Türkiyenin Avrupa ve Ortadoğu ile ilişkileri konusunda 30 - 40 ülkenin üniversiteleri ve değişik kesimlerinde; Türkiyede istisnasız her kurumda, toplamının kaç olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim ama binin çok üzerinde olduğunu sandığım konferanslar verdim.

Gerek Avrupa (AB), gerek Ortadoğu konusunda elimizdeki fırsatları 1960’lı yıllardan beri kimi zaman nasıl kazanıp, kimi zaman nasıl kaybettiğimizi bir akademisyen olarak izledim.

Bugün geldiğimiz noktada yine belli bir zemine oturmamış; olanaklar arasında gezinen bir Türkiyedeyiz.

İktisadi, siyasi, kültürel ve demokratik hesapların iyi yapılıp uygulanması sağlandığında dengeler yerli yerine oturacaktır. O tarihe kadar otonom iç ve dış dinamikler arasında bu gidişgelişler yaşanacaktır.

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali

Pazar, Kasım 8, 2009

Bir Gün?... CÜNEYT ARCAYÜREK


GÜNCEL

CÜNEYT ARCAYÜREK

Bir Gün?

Muhalif gördüğün yazarı, çizeri, parti genel başkanlığı yapan siyaset adamını, ilim bilim dünyasının önde giden isimlerini, neyle suçlandıklarını söylemeden tut kolundan içeriye tık!

Darfurda 300 bin kişinin ölümünden, binlerce kadına tecavüz ve milyonlarca insanın evsiz barksız kalmasından sorumlu... Uluslararası Ceza Mahkemesinin görüldüğü yerde tutuklanmasına karar verdiği Sudanlı Ömer el Beşiri, daha önceki gelişinde Çankayada kırmızı halılarla karşıla.

Bu kez El Beşir adındaki vicdanı gibi yüzü de kara adamın İslam Ekonomik ve Ticari İşbirliği Komitesi toplantısına katılmak için İstanbula gelişine Avrupa Birliğinin gösterdiği tepkiye -yüzünde alaylı bir gülümsemeyle- Onlar ne karışırmış ki Bu ikili ziyaret değil diyerek sert çık!

Çankayadaki AKPli AB gibi ABDnin de aynı doğrultuda tepki gösterdiğini galiba henüz öğrenememişti; zira öğrenseydi El Beşiri bu kadar sert, hadi canım sen deye gelen içerikte savunmazdı.

Olamazdı; çünkü, uyarı dümen suyunda gittikleri ABDden gelince akan sulara dur dediklerini artık bilmeyen kaldı mı?

***

AB, El Beşir konusunda duyarlı.

Dönem Başkanı İsveçin Ankara Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına gönderiyor. Sözlü veya yazılı fark etmez, Türkiyeyi uyarıyor.

AB, üyelik müzakereleri yürüten Türkiyenin (hükümetten) Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) El Beşir hakkında aldığı karara uymasını istiyor.

Ne diyor AB: El Beşirin Türkiyeye gelmemesi istenilmelidir. Zira UCMnin AByi bağlayıcı nitelikteki kararlarına tam üyelik müzakereleri yürüten Türkiye de uymak zorundadır!

Çankayadaki AKPlinin sonuçta El Beşiri korur nitelik içeren yanıtını Dışişleri Bakanlığı diplomatik birtakım gerekçelere dayandırıyor.

Toplantıyı Türkiye organize etmiyorİKÖ ülkesi devlet başkanlarına yapılan daveti değiştirmez.. ve sonuç: Türkiye UCMye taraf değildir.

***

Peki ama; UCMye üye olmamak uluslararası soykırım suçlusu El Beşire el bebek gül bebek muamelesi yapmayı gerektirir mi?

Üye olduğun kulübün koşullarına uyacaksın veya ya bu deveyi güdecek, ya da bu diyardan gideceksin derler adama ama

...bizimkiler yarın öbür gün AByi de ABDyi de memnun edecek dayatmalardan bir ikisine şapkayı çıkarır, El Beşir olaylarını unutturacaklarını sanırlar.

İnsanın sorası geliyor: AB ile Türkiye arasında kriz çıkıyor. Kel başına saç ektirerek bir ara hayli magazinleşen ABden sorumlu Devlet Bakanı Bay Egemen Bağış nerede?

***

Bugün diplomatik gereklere sığınarak üstü örtülen, Türkiyeyi Batıdan kopararak İslam ülkeleri arasında yer almaya yönelen uygulamaların aslı astarı nedir, kuşku olmasın bir gün mutlaka ayrıntılarıyla ortaya çıkacaktır.

Dün söyledik, bugün de yineleyelim. AKP iktidarından gittikten sonra bugün alkışlanan ya da korku, baskı nedeniyle çoğu görmezlikten gelinen kimi icraatıyla ilgili allı pullu dosyalar piyasaya sürülecektir.

Gün gelecek, kişisel dosyalar açılacak; bugün telekulaktan yakınan medyanın malum nedenlerle üzerinde durup gürültü koparamadığı, örneğin RTE ile yakın dostu, işadamı Remzi Gür arasındaki mangırsal konulu telefon konuşmasında sözünü ettikleri ilişkilerin içeriği daha da derinlemesine incelenecek.

Türkiyede yaşanan siyasal dönüşümü, AB ve ABD medyası artık yadsıyamıyor.

Fıkrayı belki bilirsiniz: Yabancı Türkiyedeki gelişmeleri ballandıra ballandıra anlatan Türkün her sözünü inşallah diye onaylıyor.

Türkçeyi hayli öğrenmişsiniz diyen Türke; yabancının, Türkler olmayacak her şeyin başına bir inşallah koyuyorlar dediği gibi:

Dinci, yalaka, yandaş dışındaki medyamız Batı medyası gibi inşallahhhh gidişatı bir gün algılar!

Pazar, Kasım 8, 2009

Haberal ve Balbay Turgut’u ve Cemal’i Okudular mı?.. EMRE KONGAR


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Haberal ve Balbay Turgutu ve Cemali Okudular mı?

Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay, Serdar Turgutu ve Hasan Cemali okurlar mı bilmiyorum

Bugün sözünü edeceğim yazılarını okudular mı, onu da bilmiyorum

Ama okudularsa neler hissettiklerini doğrusu çok merak ediyorum.

***

Serdar Turgutun burada sözünü edeceğim yazısı medyada çok tartışıldı.

Ama ne yazık ki bu tartışma, yazının ana konusu olan siyasal ve toplumsal eleştiri hakkında değil, bir sanatçının adı üzerinden yaptığı uygunsuz ve talihsiz bir espri yüzünden oldu.

Keşke Serdar Turgut o talihsiz ve uygunsuz şakayı yapmasaydı da konu sapmasaydı, yazının anafikri güme gitmeseydi

24 Ekim tarihli yazısının başında, öğrenciyken terörist örgüte katılma kararı vermediği için pişman olduğunu anlatan Turgut, ünlü Kürt Açılımı hakkında kara mizah yaparak şöyle devam ediyor:

“…dağı terk edip aşağıya indiğimde devlet bana Hangi ülkede yaşamak istersin? diye soracak.

ABD’nin New York kentine giderdim tabii ki...

Bunlar büyük ihtimalle bana business class bileti de alır, cebime harcırah da koyarlardı herhalde.

Başta doğru karar verip PKKye katılsaydım, liderlik kadrosuna muhakkak yükselirdim diye düşünüyorum. Ama lider de olamasaydım zararı yok. Çünkü düz militanlara belki hangi ülkeye gitmek istersin diye sormuyorlar ama dağdan inenlere hiç olmazsa saygı gösteriyorlar.

Onları herkes seviyor. Beni ise seven yok

Devlet bana bir gün bile iyi davranmadı.

Beni hiç sevmedi. Bu PKKlilerin adalet sisteminden gördüğü anlayışı ben hiçbir zaman göremedim

Türk olmamın bana hiçbir yararı olamadığı gibi terörist olmamamın zararı bile oldu…”

Merak edenler yazının tümünü internetten okuyabilir.

Bence yaşadığımız hukuk ve adalet çelişkilerini kara mizah yoluyla eleştiren çok güzel bir yazıydı

***

Şimdi bir de Hasan Cemalin 6 Kasımda, Milliyette yazdığı yazıdan bir bölüme bakalım:

Türkiyeyi bugün bir şiir okuduğu için hapis yatmış bir Başbakan yönetiyor.

Tayyip Erdoğan, bunun içindir ki, demokrasi ve hukuk devletinin önemini çoğu kişiden daha iyi kavrıyor, yüreğinde daha çok hissediyor

...28 Şubatın hukuku hiçe sayan çemberinden geçmiş, haksızlıklarını, andıçlarını yaşamış bir siyaset adamının iktidara geldikten sonra hukuku unutabileceğine ihtimal verilmez

Kendi yakın mazisinde demokrasi ve hukuk dışı darbeler yemiş bir siyasetçi, iktidar koltuğuna oturduğu vakit devlet yönetiminde hakkaniyet ve hukukun üstünlüğü çizgisini hâkim kılmak için çalışır.

Böyle düşünüyorum…”

Hasan Cemal daha sonra, Doğan Grubuna kesilen cezadan ve Al Capone benzetmesinden dolayı Erdoğanı eleştirdiğini de anımsatarak devam ediyor.

Yazı ilginç, merak edenler onu da internetten okuyabilir.

***

Haberalı bilemem, ama Balbayın dört duvar arasında yaşadıklarına ilişkin not tuttuğuna eminim.

Bu iki yazıyı okudukları zaman neler hissettiklerini bir kenara yazar ve özgürlüklerine kavuştuklarında bunları yayımlarlarsa, bize ve bizden sonraki kuşaklara büyük bir hizmette bulunmuş olurlar.

Hayırlı pazarlar!

ekongar@cumhuriyet.com.tr

« Önceki :: Sonraki »
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>