Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

YAZI DİZİLERİ - Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu



Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Cumartesi, Ekim 7, 2009

Sözcü Gazetesi YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Söyleşi-2) Medyanın Para Dışın


Sözcü Gazetesi YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Söyleşi-2)    5 Kasım 2009

Medyanın Para Dışında Hiçbir İlkesi Kalmadı

Röportaj Bahar Kurşun

Türkiye’yi domuz gribi paniği sardı. Atatürk’e saldıranların ardı arkası gelmiyor. Uluslararası kuruluşlar, ülkemizde medya bağımsızlığının büyük tehdit altında olduğuna dikkat çekiyor.

AB’nin bile baskılara dikkat çektiği medyada, sansür edilen isimlerden biri de Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Bizi evinde misafir eden Yaşar Hoca ile Türkiye’nin gündemini meşgul eden tüm gelişmeleri ve özel hayatını konuştuk.  

Domuz Gribinden Değil, 2 Ayaklı Kravatlı Domuzlardan Korkarım

Türkiye’nin gündemi domuz gribine kilitlenmiş durumda. Domuz gribinden korunmak için önlem aldınız mı?

▬ O kadar çok domuzluk var ki, domuz gribi büyütülecek bir şey değil. Ama benim bir korkum var; acaba domuz gribi, eşek gribi, yılan gribi diyerek birileri Türkiye’den birkaç yüz bin dolar daha para mı götürmek istiyor.

Tavuktan domuza geçtiler. Hele Sağlık Bakanı da buna destek oluyorsa aklıma bu geliyor.

Acaba birtakım domuzluklar mı tezgâhlanıyor? Çünkü Türkiye zahmet çekmeden yolunacak kaz olarak artık dünyada bir numara.

Şimdi bakın, gen modifiye yiyeceklerin ithalatını da serbest bıraktılar. Siz 20 sene sonra sağlık sorunlarını göreceksiniz.

Domuza Mağlup Olmam

Aşı olacak mısınız?

▬ Güvendiğim doktorlara sorarım. “Ol” derlerse olurum. 20 yıldır kendi yiyeceğimi kendim yetiştiriyorum. Sapanca’da bahçem var. İstanbul’daki evimin bahçesinde sebze yetiştiriyorum. Benim bağışıklık sistemim olağanüstü güçlüdür. Domuza falan mağlup olacağımı sanmıyorum.

Allah, iki ayaklı kravatlı, şık giyimli domuzlardan korusun. Ben onlardan korkuyorum…

Yıllardır köşe yazarlığı yapıyorsunuz. Türk medyasının içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

▬ Türkiye’nin bu duruma gelmesinin en önemli sebeplerinden biri de medya. Ama Allah büyük, adil. Medya da ektiklerini biçiyor şimdi. Daha da biçecek. O biçilenleri görüp ibret almayanlar, hâlâ aynı şeyleri ekiyorlar. Onlar da biçecekler. Öyle bir para hırsı olmaz. İnsan eğer paraya bu kadar tapıyorsa, doğru yolda olmadığı için başka bir şey demeye gerek yok.

Bu medyanın para dışında hiçbir ilkesi ve inancı kalmadı. Reyting ve tiraj… Yani sadece para…

Hangi gazeteleri okuyorsunuz?

▬ Eve gazete sokmam. Hiçbir gazeteyi de okumam. Gündemdeki olayları, internetten ve yabancı yayınlardan takip ediyorum.

Son olarak boşanma davanız hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde duruşmanız da vardı…

▬ Dava daha devam eder… Bu ikincisiydi. Herkes yaptığı hataların faturasını ödeyecek. Bizim gibiler nikâh dairesinde imza atmamalı. Buradan herkes alacağını alır.

Can Dündar’a Yazıklar Olsun

Televizyon da mı seyretmiyorsunuz?

▬ Sadece Kurtla Vadisi. Bir kere takıldım, başından beri takip ediyorum. Bir de müzik dinlerim.

Sinemaya gitmez misiniz? Son olarak “Nefes” adlı film vizyona girdi mesela…

“Mustafa” filminden sonra sinemadan nefret eder oldum. Hiç o günden beri sinemaya gitmedim. Tam hıyanet belgesi. Yunan gazeteleri “Mustafa” filmini promosyon olarak dağıtıyor. Ben Can Dündar’ı bir adam sanıyordum. Yazıklar olsun.  

Koleksiyon yapar mısınız?

▬ Tespih ve silah koleksiyonum var. Ben 10 yaşımda aldım elime silahı ve hiç bırakmadım. Zaman zaman atış yapmaya giderim. Silah sesi duymak bana ayrı bir huzur veriyor. 

Allah Bizi Dincilerden Kurtarsın!

Siz, Atatürkçü kimliğinizle öne çıkan bir isimsiniz…

▬ Dibine kadar.

Peki, Başbakan’ın eleştiriler karşısında “Atatürk duysa kemikleri sızlardı” demesini nasıl yorumladınız?

▬ Erdoğan’ın Atatürk’ü ağzına almasını hayretle karşılıyorum. Onların Atatürk’ü değerlendirme kapasitelerinin olmadığını bilmeleri gerekir. Atatürk’ü iki tipten dinlediğimiz zaman nefretim kabarıyor. Biri dinciler, diğeri de rozet Atatürkçüleri. Zaten Atatürk’ü bu ülkede tartışma konusu yapan bunların ikisidir. Allah bu ülkeyi bu iki kesimden kurtarsın. Rozet Atatürkçüler, Atatürk’ü sömürenler bir de dinciler. Atatürk, rozet Atatürkçüler tarafından joker olarak kurtarıldı. Şimdi batı bunu dincilere de öğretti. Dinciler de hem Atatürk’ün mirasını yok edip dibini oyuyorlar, hem de Atatürk’ü kullanıyorlar. Ne yapayım ben, insanoğlu işte, yüzü kızarmıyor ki.

ABD Başkanı Obama’ya Nobel Barış Ödülü verildi. Yunanistan, aynı ödüle Atatürk’ü aday göstermiş ama ödül bir başkasına verilmişti. Obama bu ödülü hak ediyor mu?

▬ Orhan Pamuk da Nobel Ödülü aldı. Bu ödülü almak önemli değil bence. Atatürk’e verilmemesi de onurunu kırka katlar. Bırakın almasın. Atatürk’ün ödülü tarihe ve gök kubbeye yazılmış…

Cuma, Ekim 6, 2009

Sözcü Gazetesi YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Söyleşi-1) Türkiye Allah’


Sözcü Gazetesi YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Söyleşi-1)    4 Kasım 2009

Türkiye Allah’ına Kadar Din Devleti Oldu

Röportaj Bahar Kurşun

AKP, Allah’ın Avukatı Gibi Afra Tafra Yapıyor

Birçoğumuz yıllar önce Ayşe Özgün’ün sabah programında tanıdı onu. İslam ve Müslümanlıkla ilgili açıklamaları belli bir kesimin tepkisini çekse de Atatürkçü kimliğiyle milyonlarca insanın sevgisini kazandı.

Türk siyasetindeki ‘kirlilik’ onu milletvekili seçildiği partiden istifa edip parti kurmaya kadar götürdü; ancak kendi partisinden de istifa etti. Kitapları hep satış rekorları kıran Yaşar Nuri Öztürk, ikinci ayrılığı da köşe yazarlığı yaptığı Habertürk ile yaşadı. Sebep olarak, Hülya Avşar’ın programını “Benim üzerimden AKP yalakalığı yapamazsınız” diyerek terk etmesi gösterilse de, o “Yazılarım sansürlendi, istifa ettim” diyor.

Evine misafir olduğumuz Yaşar Hoca ile ayrılığın perde arkasını ve Türkiye gündemini konuştuk.

Anketlerde AKP’nin oyu yüzde 31’e düştü. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

▬ Bunlar, bu ülkede şehitliği utanç hâlinde getirdi. Üstelik bunu da Allah’ın avukatı gibi afra tafrayla yaptılar ve yüzde 99’u sözde Müslüman olan bu millet, bunlara yüzde 31 oy çıkarıyor.

Olmaz böyle bir felaket. Atalarız ne güzel söylemiş… Kuran’ın görüşü de budur. 40 nasihatle yola gelmeyenleri Allah musibetle yola getirir. Bu millet 40 nasihatle yola gelme şansını kaybetmiştir.

Kıbrıs’tan ve Kuzey Irak’tan başladılar; Kürt açılımı adı altında haritayı yırtmaya çalışıyorlar. Ermenistan tartışmasıyla haritayı yırtmaya çalışıyorlar. Batı, Kurtuluş Savaşı’nda eksik kalanları tamamlamadan AKP’nin gitmesine izin vermez.

Türkiye’de nasıl bir tablo görüyorsunuz?

▬ Türkiye, dinde müziğe, edebiyattan politikaya, tarıma kadar bütün alanlarda çökertiliyor. Kurtuluş Savaşı günlerinde bile içeride kendilerine destek verecek adamları, bugün buldukları kadar rahat ve ucuz bulamadılar.

Eğer Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde işini bitiremezlerse, tarih boyunca bir daha bitiremezler.

Bu karamsar tabloya rağmen, Başbakan herkesin 3 çocuk yapmasını istiyor ama…             

▬ Felaket… Kuran’a iftiralardan biri de budur. Kuran nitelikli nüfus istiyor. Eğer nüfus nitelikli olmayacaksa, nüfusun sınırlandırılmasını istiyor. Niteliksiz nüfusun rızkını Allah verir diyerek çoğalmasını desteklemek, insanlık suçudur.  

Laiklik tartışmaları ve Türkiye din devleti mi oluyor endişelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

▬ Laiklik, Türkiye’de sadece Anayasa’da var olan bir kavram. Bu ülke, yalnızca dinî ibadetler için 2 katrilyon para harcıyor. 8 bakanlık bütçesi. İran’da böyle bir para namaz kıldırmak için veriliyor mu? Din devleti sayılan İsrail’de ibadetler için bunun çeyreği harcanıyor mu? Hayır…

Artık bu ülkede laiklik suç olmaya başladı. Türkiye, Allah’ına kadar din devleti oldu. Ama nevi şahsına münhasır bir din devleti. Anayasa’sında bir şey yazıyor, hükümeti başka bir şey, günlük hayatı başka bir şey.

Parlamento tarikatlar konfederasyonuna dönmüş. Bazıları hâlâ laiklik diye bir yandan nutuk atıyor. Böyle garip bir ülke Türkiye…

Pakistan Devlet Başkanı, Başbakan Erdoğan’a Türkiye’deki imam hatipleri örnek almak istediğini söylemiş. Erdoğan da bizim imam hatipleri övdü. Siz de imam hatip mezunusunuz. Türkiye’deki imam hatipler övülmeyi hak ediyor mu?

▬ Benim mezun olduğum imam hatip başka, şimdiki imam hatip başka. Benim mezun olduğum imam hatipler o övgüye layık. Onlar, ilmi bir numaralı değer olarak alıyordu. Cumhuriyet’e sahip çıkıyordu. Şimdikiler cumhuriyete ne kadar sadık bilemem. Onu, Erbakan Hoca’ya sormak lâzım. Recep Tayyip’e sormak lâzım. Ama ilmi birinci değer olarak almadıklarını biliyorum. O zaman ne kaldı geriye. Bitti…

Başbakan’ın da ağzından düşürmediği “Ilımlı İslam” diye bir kavramla tanıştık. İslam’ın ılımlısı var mıdır?

▬ Türkiye bugün kimliği tartışılan bir ülkedir. Sisteminin, hukukunun, eğitiminin kimliği… Dinin kimliği bile tartışılıyor!
Türkiye’de yüz bine yakın cami var. Bunlar hangi İslam’ın camileri? Ilımlı İslam’ın mı, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) dinin mi? Yoksa Kuran’daki gerçek İslam’ın mı? Bunlar belli değil. Camiler gerçek İslam’ın mabedi mi, yoksa BOP projesinin beyin yıkama yerleri mi? Bu belli değil.

Ilımlı İslam, Amerika’nın hesabına uydurulmuş din demektir. Şimdi bir de ona uydurma halife buldu. Onu 90 dönümlük çiftlikte besliyor. Camileri dolduranlara sormak lâzım, siz Müslüman mısınız? Ne zamandan beri Müslümansınız. Yoksa Ilımlı İslam mensubu musunuz?

Hâlâ Fethullah Gülen’in vaaz kasetleri satılıyor. İnsanlar onu dinleyip ağlıyor. Yılmaz Morgül’ü dinleyip ağlayanlar da var bu ülkede. Müslüm Gürses dinleyerek kendini jiletleyenler de var. Ağlamak bir ölçüt değil.

Fatih Altaylı Beni Sansürledi, O Yüzden Ayrıldım

CHP ile başladığınız siyasi hayatınıza kendi kurduğunuz Halkın Yükselişi Partisi’yle devam ettiniz. Geçtiğimiz Günlerde de partinizden istifa ettiğinizi açıkladınız! Bu ayrılığın sebebi nedir?

▬ Almanya’dan yeni geldim. Almanya’da iki kitabımın daha tercümesi yapılıyor. Yeni kitap çalışmaların var. Çok yoğun çalışmam gereken bir dönemdim. Bu nedenle partiden ayrıldım.

Siyasete geri dönmeyi düşünüyor musunuz?

▬ Hiç belli olmaz. Siyaset ülke meselesidir. Ülke menfaatleri gerektirirse hiç kimse buna itiraz edemez. Ama kendi partimle mi yola devam ederim, başka bir siyasi parti mi olur onu bilmem. O günkü şartlara bağlı.

İkinci ayrılığınız da Habertürk ile oldu. Bu ayrılığın perde arkasında neler yaşandı?

▬ Ben 38 yıldır Türkiye’nin birinci sınıf gazetelerinde yazı yazan bir insanım. Bir yerde yazmaya başladığınızda hepsi sizi peygamber gibi görüyor. Sonra, yukarıdan bir yerden telefon geliyor ve korkuyorlar. Siyasi baskı olup olmadığını bilemem; ama onlar beni ayırmadı. Ben ayrıldım. 

Ayrılma nedeniniz nedir?

▬ 3 yazımı sansürlediler. Ben tepki göstermesem sorun olmayacaktı. Ama 3’üncü kez yazım yayımlanmayınca cumartesi sabahı aradım. Patron telefonuma çıkmadı. Fatih Altaylı telefonlarıma cevap vermedi. Yazı işleri müdürüyle görüşebildim. Neden yazımı yayınlamadıklarını sorduğumda da “Fatih Bey öyle emretti” diye yanıt verdi. “Ben lise talebesi değilim. Benim yazılarıma böyle muamele edemezsiniz. Ben artık yazmıyorum” dedim.

Ben sabah istifa ettim. Akşam internet sitelerinde “İşine son verildi” diye yazıyordu.

Hangi yazılarınız sansürlendi?

▬ “Sadece Anıtkabir mi Kaldı?”, “Taşlar Elbette Ağlar” başlıklı yazılardı. Bir de “Türk Solunun İnadı” diye bir yazı yazmıştım. Ama özellikle ilk iki yazı. Bunlardan biri Kürt açılımı ve PKK terörüyle ilgiliydi. Diğerleri ise Beki Coşkun’un bir yazısına istinaden yazılmış bir yazıydı. Hiçbirinde parti adı ya da siyasetçi ismi yoktu. Ama demek ki yazıların içeriği onları rahatsız etmiş. Bu yazıları, çalışmaya başladığım ilk gazetede yayımlayacağım.

Habertürk’te size hiç “Şu konuda yazma” dendi mi?

▬ Gazetenin sahibi Turgay Ciner’in olmadı ama Fatih Altaylı bazı konularda yazmamam konusunda benimle konuştu.

Neler konuştunuz Fatih Altaylı’yla?

▬ Bu Fatih Aylalı ile benim aramda geçmiş bir konuşma. Söylemek istemiyorum.

Hülya Avşar’ın programında yaşananlar nedeniyle işinize son verildiği yazıldı çizildi. Sizce bir ilgisi olabilir mi?

▬ O haberleri ben okumadım. Bunun payı var mıdır bilmiyorum; ama eğer öyleyse iktidar doğrudan baskı yapıyor demektir.

Peki, o programı terk ettikten sonra Hülya Avşar ile görüştünüz mü?

▬ Birkaç kez aradı, telefonlarına çıkmadım. Onunla ne konuşayım ki ben… Benim çalıştığım kanala gelmese programına asla çıkmazdım. Bunu da o biliyor. Jest olsun diye gittim. Yayın öncesi de uyardım: “Sana çiçek göndermiş gibi programına katılıyorum, ama sakın aynı şeyi yapma” dedim.

Sen benim üzerimden Tayyip Erdoğan’a yağcılık mı yapacaksın? Allah’ın böyle bir emri mi var? Kısmetin bana mı bağlı? Git başkalarının üzerinden yap…

Yayın öncesi, programın içeriği hakkında konuştunuz mu?

▬ Bana, “Gündemden, magazinden, romantizmden, şiirden konuşacağız” dedi. Hem, “Keşke siyasete girmeseydiniz. Ah hocam, başımızın tacı hocam” diyor, sonra da karşıma parlamentonun en çetrefilli adamını çıkartıyor. Beni zorla siyasetin içine çekti.

Kamer Genç’in program konuğu olduğundan haberiniz yok muydu?

▬ Hayır, hiçbir bilgi vermediler. Belki de tezgâhtı. Çünkü, baştan beri banim Habertürk’te patron dışında hiç kimseye güvenim yoktu. Hiç iyi niyetli ve doğru dürüst davranmadılar.

Peki, Hülya Avşar başka bir kanalda, başka bir programa sizi davet etse katılır mısınız?

▬ Ben onun olduğu yerden bile geçmem. Hata ettim, o programa katıldım. Hatırladıkça midem bulanıyor.

Hülya Avşar’ın seviyesi belli. Bir daha asla onun programına çıkmam.

Turgay Ciner’e güvendiğinizi söylediniz. Kendisine kırgınlığınız var mı?

▬ Ona tek bir laf demem. Onun beni hâlâ sevdiğini ve saydığını biliyorum. Beni tercih etseydi, tepedeki 3–4 kişiyi göndermek zorunda kalacaktı. Bunu hiçbir patron yapmaz. O da benim gitmeme göz yumdu. Yoksa Turgay Bey’in bana saygısı, fikirlerime bağlılığı tartışılmaz. O yazılar da bence bahane. Problem başka. Allah Turgay Ciner’in yardımcısı olsun.

Peki, başka bir şekilde Turgay Ciner ile yollarınız yeniden birleşir mi?

▬ Benim için nerede çalıştığım, nerede yazdığım önemli değil. Ben önce insana bakarım. Ki, Turgay Ciner benim patronum değildi. Bunu ona da söylerim. Benim patronum alın terimdir. Turgay Bey de benim dost olarak sevip saydığım bir insan. Hâlâ da sever sayarım.

Salı, Ağustos 8, 2009

Ermeni Açılımı III: Sorunu Doğru Teşhis Etmek... EMRE KONGAR


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Ermeni Açılımı III: Sorunu Doğru Teşhis Etmek

Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan arasındaki sorun nedir?

Neyin açılımı yapılıyor?

***

Sorun sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir sınır kapısı açılımı mıdır?

Yoksa sorun Ermenilerin,Soykırımiddiaları ve bu iddialarına dayanarak, Türkiyeden toprak istemeleri midir?

Sorun sadece Türkiye ile Ermenistan arasında mıdır?

Yoksa onlarca ülkeye dağılmış olarak yaşayan veDiyasporadenilen Ermeni kökenlilerle Türkiye arasındaki bir sorun mudur?

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ meselesi ve Kafkaslardaki güç dengeleri sorunu ne ölçüde etkilemektedir?

Enerji hatları, Hazar petrolü, doğalgaz sorunun bir parçası mıdır?

Rusya ve Amerika ne ölçüde sorunun muhatabıdır?

***

Yukardaki sorulara verilecek yanıtlar, AKP iktidarınınErmeni Açılımıadı altında topluma sunduğu sorunun hiç de tek boyutlu, kolay çözülebilir bir sorun olmadığını göstermektedir.

Kanımca Ermeni sorunuKomşularla sıfır problemadı altında, kulağa hoş gelen ama karmaşık uluslararası ilişkiler açısından hiçbir anlam ifade etmeyen basit sloganlara indirgenebilecek bir sorun değildir.

***

Soğukkanlı bir biçimde Türkiyenin bu sorunla ilgili muhataplarını sıralarsak en kısa haliyle şöyle bir liste gelecektir önümüze:

1) Ermenistan.

2) Ermeni Diyasporası.

3) Azerbaycan.

4) Amerika Birleşik Devletleri.

5) Rusya Federasyonu.

6) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde Dağlık Karabağ probleminin çözülmesi için oluşturulan Minsk Grubu Eşbaşkanı olarak Fransa.

7) Ve tabii hem enerji hatları hem de bölgedeki çıkarlar yönünden AB.

***

Bence Türkiye böyle karmaşık bir yapıda at oynatabilecek birikime ve güce sahiptir.

Ama bugünkü AKP iktidarı bu gücün ve bu birikimin farkında mıdır?

Daha doğrusu bu sorunu çözecek bilgiye, beceriye ve iradeye sahip midir?

Yoksa sadece ABDnin güdümünde sürüklenip gitmekte midir?

***

Tüm ülkeyi bir korku imparatorluğuna dönüştüren, herkesi dinleyen, izleyen, kayda alan, kayıtları medyaya sızdırıp insanları teşhir eden, aydınları hapse atan, gençleri fişleyen, medya üzerinde siyasal, ekonomik ve mali baskı kuran, tarafsız yargı erkini siyasallaştırma çabalarına girişen, terör sorununu milliyetçilik tartışmalarının çıkmazlarında sulandıran ve çözümsüz hale getiren, muhalefeti hiçe sayan ve her kritik konuda kendi görüşlerini dayatan, Ermeni kilisesini camiye dönüştüren, Hrant Dinkin öldürülmesini engelleyemeyen, ihmalleri olanları cezalandıramayan AKP iktidarı, hangi ortak akılla”, hangiuzlaşmaile hangikadrolarla” “Ermeni Açılımıyapacak, doğrusu merak ediyorum

Keşke ABDnin her dediği kayıtsız koşulsuz yapılarak ülke idare edilebilseydi!

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Pazartesi, Ağustos 7, 2009

Ermeni Açılımı (2) Hrant Dink ve Nedim Şener Olayı... EMRE KONGA


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Ermeni Açılımı (2) Hrant Dink ve Nedim Şener Olayı

Ermeni kökenli, hümanist gazeteci Hrant Dink hangi siyasal iktidar zamanında öldürüldü?

AKP iktidarı.

Hrant Dink öldürüldükten sonra yakalanan zanlıların ifadelerinden ve mahkemede görülen davadan neler öğrendik?

Devletin istihbarat örgütlerinin bu eylemden haberdar olduğunu.

Yapılan tanıklıklar, verilen ifadeler, belgeler ve bilgiler gösterdi ki, devletin hem sivil hem asker (jandarma) istihbarat kurumları bu olaydan, bu olayın sorumlularının eylemlerinden haberli, bunları izlemişler, sürekli temasta bulunmuşlar.

Hatta cinayetin kimin tarafından işleneceği bile devletin istihbarat örgütlerine bildirilmiş.

Peki ondan sonra ne olmuş?

Birçok hikâye...

Klasik ihmaller...

Adreste bulunamayan şüpheliler...

Kurumlar arası temaslarda gecikmeler...

Birbirini suçlayan muhbirler...

***

Kamuoyunda bu cinayetin önlenebileceğine ilişkin bir kanaat uyandığını belirtmek fazla abartma olmaz sanırım.

Peki bu olayda ihmali görülenler hakkında ne yapıldı?

Kimler soruşturuldu, kimler cezalandırıldı?

Neredeyse tüm Türkiyeyi dinleyen, izleyen, hoşlanmadığı muhaliflerine bir kulp takıp içeri tıkan AKP iktidarı, bu olayda sorumluluğu saptananlara ne yaptı?

Görevden mi aldı?

Ceza mı verdi?

Terfi mi ettirdi?

***

Hrant Dink cinayetini sorgulayan, resmi belgelerden, mahkeme zabıtlarından elde ettiği bilgileri yorumlayan, konuyu irdeleyen bir gazeteci çıktı sonunda:

Nedim Şener.

Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları adıyla olayın öyküsünü yazan Nedim Şener sıradan biri değil, daha pek çok kitabın yazarı, araştırmacı bir gazeteci.

Şu ana kadar yayımlanmış kitaplarına bir göz atmak, kimliği hakkında yeterli bir bilgi verebilir:

Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat.

Uzanlar: Bir Korku İmparatorluğunun Çöküşü.

Fırsatlar Ülkesinde Bir Kemal Abi.

Hayırsever Terrorist.

Tepeden Tırnağa Yolsuzluk.

Altın, İstanbul Altın Borsası ve Dünyadaki Örnekleri.

Kod Adı: Atilla.

Naylon Holding.

Ayrıca bir de Türkiyede Farklı Olmak adıyla yayımlanan ünlü Binnaz Toprak araştırmasında İrfan Bozan, Tan Morgül ile birlikte çalışmış.

***

İşte Kürt Açılımı”, “Demokrasi Açılımı”, “Ermeni Açılımı”, “HSYK Açılımı yapan AKP iktidarı zamanında Hrant Dink herkesin gözleri önünde öldürülüyor.

Katl zanlısı yakalanıyor, dava başlıyor.

Ve şimdi sıkı durun:

Açılan davada katl zanlısı için 20 yıl hapis istenirken bu cinayetin öyküsünü yazan Nedim Şener, toplam 28 yıllık bir hapis cezası isteğiyle yargılanıyor.

Buyurun size AKPnin, başta Ermeni Açılımı olmak üzere bütün açılımlarının öyküsü!

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Cumartesi, Ağustos 5, 2009

Ermeni Açılımı (1) Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu?.. EMRE KON


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Ermeni Açılımı (1) Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu?

İktidar son günlerde bir Açılımsaldırısına geçmiş görünüyor.

Aslında çelişkili uygulamalara bakılırsa, bunların hiçbiri Açılım değil

Galiba hepsi Sözde Açılım.

Önce Kürt Açılımı.

Hemen ardından HSYK Açılımı.

Şimdi de Ermeni Açılımı.

Sanıyorum çok kısa bir süre sonra Kıbrıs Açılımı da gelecek gündeme.

Bu Açılımlardanönce de bir Silivri Davası Açılımı yaşamıştık.

Hem de 12 dalga halinde gelen baskınlar, tutuklamalar ve fişlemeler, medyatik infazlarla birlikte

***

Mahkemenin yasaklamasına karşın, bazı çevrelerin Ergenekon Davası demekte ısrar ettikleri Silivri Davası Açılımı hukuka aykırı olduğu iddia edilen uygulamalar dolayısıyla Türkiyedeki baroları ayağa kaldırmış, HSYKnin isyanına yol açmıştı.

Derken demokratikleşme çerçevesinde çözülmesi gereken bir sorun, Kürt Açılımı diye topluma sunuldu.

Böylece sorun, bir etnik grup adıyla takdim edildiği için, daha başında milliyetçilik tartışmalarının labirentinde çözümsüz bir yola girdi.

Bu arada, Silivri davasının hukuk ihlalleri konusu henüz gündemdeyken, HSYK Açılımı devreye sokuldu.

Silivri Davası nedeniyle zaten tartışılan adaletin siyasallaşması iddialarını pekiştirdiği için bu Açılımda, daha işin başında çıkmaza saplandı.

***

Şimdi bir de Ermeni Açılımı ile karşı karşıyayız.

Bu Açılımda iktidarın uygulamaları dolayısıyla daha başından çelişkilerle dolu görünüyor:

Karabağ sorunu çözülmeden, Ermenistan sınırını açmayızdiyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın sözlerini bir yana bıraksak bile, Ermeni vatandaşlarımızın ibadet yerleriyle ilgili uygulamalar hiç de iç açıcı değil.

Değerli gazeteci Melih Aşık 3 Eylülde Milliyetteki köşesinde AKP iktidarının Ermeni Açılımıkonusundaki çelişkili tutumunu söyle özetlemişti:

Dimitrios Kilisesi

İki hafta önce Kemerburgazda okul yıkan İstanbul Anakent Belediyesi, Silivri Ortaköydeki Aziz Dimitrios Kilisesini cami olarak restore etmeye başladı.

Erdoğan, Medeniyetler İttifakının eşbaşkanı...

Ve daha iki hafta önce Büyükadada azınlıkların dini liderlerine Türkiyede bütün din ve mezheplere aynı mesafede durduklarını söylemişti...

Demek hepsi lafmış...

Bina kilise olarak kullanılmıyorsa kültür merkezine, sergi salonuna dönüştürülebilirdi.

Prof. İlber Ortaylı diyor ki:

Kiliseden cami olmaz... Bunlar 15. 17. asırların işi. Bu asırda olmaz.

Başbakana çağrıda bulunuyoruz...

Durdurun bu inşaatı... Hiç değilse kendi kendinizle tutarlı olun...

***

AKP iktidarı, bütün dünyanın gözleri önündeki çelişkili uygulamalarının dikkat çekmeyeceğini, bilmiyor olamaz.

Acaba Nasıl olsa ABDnin de ABnin de bütün istediklerini yapıyor görünüyoruz, bizden iyisini mi bulacaklar?. Tutarsızlıklarımıza göz yummak zorundalar! diye mi düşünüyorlar?

Sözde Açılımlarkonusunda bütün bu tutarsızlıklarıyla başarısızlığa uğradıkları zaman beceriksizliklerinin suçunu muhalefetin üzerine atarak, Biz çabaladık ama muhalefet yolumuzu kesti mi diyecekler?

Gerçekten merak ediyorum.

Perşembe, Ağustos 3, 2009

HSYK Reformu (4) Çoğunluk Diktatörlüğüne Dönüş... EMRE KONGAR


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

HSYK Reformu (4) Çoğunluk Diktatörlüğüne Dönüş

20. yüzyılın en büyük siyasal ve kültürel olayı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşudur.

Çünkü bu kuruluş öyküsü, toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümlerin tarih içinde hızlandırılarak gerçekleştirilebileceğinin en önemli kanıtıdır.

Hızlandırılmışbir dönüşümün öteki projesi olan Sovyetler Birliği deneyimi başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, tarihçilerin ve toplumsal bilimcilerin elinde örnek olarak bir tek Türkiye deneyimi kalmıştır.

Çok kısaca söylemek gerekirse, Türkiye deneyimi, feodal bir din-tarım toplumu olan Osmanlı İmparatorluğundan, kentli bir endüstri toplumu olan laik ve demokratik bir ulus devlete HIZLI geçişin öyküsüdür.

Kimileri buna modernleşme der.

Bazılarına göre bu bir laikleşmedir.

Kimileri ise bu dönüşümü tepeden inmeci, jakoben bir devrimcilik olarak algılar.

Kısaca Atatürkçülük denilen olay aslında budur.

***

Bu dönüşüm, bu devrim kolay olmamıştır.

Sadece dış konjonktür bakımından Birinci Dünya Savaşının galip devletlerinin işgal ettiği, böldüğü ve paylaştırdığı Anadoluyu kurtarmak zorluğu değildir bu

Kurtuluş Savaşı sırasında ve kurtuluştan sonra, kullardan oluşan feodal bir din-tarım toplumunu, vatandaşlardan oluşan bir çağdaş topluma dö-nüştürmenin zorlukları yaşanmıştır içerde.

Bugünlere nasıl gelindiğini sadece satır başları ile anımsayalım:

1) Başarısı imkânsız görülen bir Kurtuluş Savaşı kazanılmıştır.

2) Kurtuluş Savaşından sonra Mustafa Kemal Atatürkün devrimci iradesi, Cumhuriyet yönünde yönetime egemen kılınmıştır.

Bu egemenliğin halk adına gerçekleştirilebilmesi, fiiliyatta ancak Kurtuluş Savaşının muzaffer komutanı olarak başarılabilmiştir.

3) Toplumun siyasal, ekonomik ve kültürel dönüşümü 22 yıl boyunca Tek Parti Yönetimi ile gerçekleştirilmiştir.

4) Tek Parti Yönetimi, 1945’te Çok Partili Sisteme geçmiş ve 1950’de ikinci bir devrim gerçekleştirerek, yönetimi, seçimleri kazanan muhalif Demokrat Partiye devretmiştir.

5) Demokrat Parti çoğunluğun oyuna dayanarak demokrasinin temel kurumları olan muhalefet hakkını, temel hak ve özgürlükleri, bu arada basın özgürlüğünü ve tarafsız adaleti yok etmiş ve Tahkikat Komisyonukurarak yaptığı bir sivil darbe ile demokrasiyi ve anayasayı rafa kaldırınca, 1960ta gerçekleştirilen bir karşı darbe ile devrilmiştir.

6) 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi, sendika ve grev hakkı, özerk TRT, planlama, bağımsız yargı, basın özgürlüğü gibi, çağdaş bir çoğulcu parlamenter demokrasinin özerk kurumlarını oluşturmuş ve bu kurumları anayasal güvence altına almıştır.

7) 1971 ve 1980 askeri darbeleri, bu anayasal güvenceleri ve özerk kurumları çok ciddi biçimde kısıtlamış, sınırlamış ve hem baskıcı devletin, hem de temel hak ve özgürlüklere en büyük tehdidi oluşturan çoğunluk diktatörlüğü eğilimlerinin önünü yeniden açmıştır.

***

AKP iktidarı 2002’den beri adım adım, çağdaş, çoğunlukçu parlamenter sistemi yozlaştırmakta, yeniden çoğunluk diktatörlüğüne doğru gitmektedir.

İşte HSYK reformu denilen AKP projesinin tarihsel anlamı budur:

Türkiye, yüzyıla yaklaşan, dünyaya örnek olan demokrasi deneyimini çöpe atmaktadır.

ekongar@cumhuriyet.com.tr;

Çarşamba, Ağustos 2, 2009

HSYK Reformu (3) Yarı Siyasallıktan Tam Siyasallığa... EMRE KONG


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

HSYK Reformu (3) Yarı Siyasallıktan Tam Siyasallığa

Hiç kimse kendini aldatmasın:

HSYK şu anda zaten bağımsız değil.

Kurulun başkanı Adalet Bakanı.

Müsteşar kurulun üyesi.

Başkan istemediği zaman, kurul doğru dürüst toplanamıyor, karar alamıyor, alsa da aldığı kararlar uygulamaya konulamıyor.

Onun için kurul üyelerinin kompozisyonuna bakıp, Bağımsız adalet mensupları çoğunluktagibi aldatmacalara kimse kanmasın.

Nitekim son kararname krizinde de açıkça görüldü:

Bakan ve Müsteşar diretti, kurulun bağımsız adalet kurumları tarafından seçilen mensuplarımecburen geriledi.

Sakın buna bir orta yol, biruzlaşmafilan gibi bakılmasın.

Bağımsız adaletin gerilediği, uzlaştığı nokta, adaletin yozlaştığı noktadır.

Olayı, bağımsız yargı ile siyasal iktidar arasında bir uzlaşma, bir orta yol olarak görenler çok ama çok yanılıyor:

Adalet siyasetle uzlaşmaz

Adalet, hukuk dışında hiçbir kurumla uzlaşmaz

Uzlaştığı takdirde adalet olmaz.

***

Maşallah iktidar medyası (artık yandaş medya tanımı da yetersiz kaldı, bu medya doğrudan iktidar medyası oldu) tam gaz olayın üzerine gidiyor.

Şu vecizelere bakar mısınız:

Yargı siyasete hesap vermeliymiş.”

Türkiyede yargı aristokrasisi varmış.”

Türkiyede demokrasi değil, jüristokrasi (yargıçlar yönetimi) varmış.”

Bütün bunlar, demokrasiyi rayından saptırıp, laikliği, temel hak ve özgürlükleri, hukuk devletini kendi ideolojilerine göre yozlaştırmak isteyenlerin uydurdukları.

Hele hele Türkiyede yargı aristokrasisi varmışdiyenleri hiç bağışlayamıyorum:

Yargıçlar ve savcılar, bırakın aristokrat olmayı, Türkiyede öğretmenlerle birlikte en çok haksızlığa uğrayan, en çok ezilen meslek grubu içindedir.

***

Amaç belli:

HSYKnin yarı bağımsızlığı bile AKPyi rahatsız ediyor

Derhal tam bağımlı hale getirilmeli.

Üstelik önümüzde mükemmel bir de örnek var:

RTÜK:

Bu kuruluşun da canına okunmadı mı?

Çanına ot tıkanmadı mı?

Ya TRTnin içler acısı hali?

Özerk TRTden sonra, şimdi iktidarın halkla ilişkiler organı haline getirilen TRTnin reytingleri de artık yerlerde sürünmüyor mu!

Uzun lafın kısası, AKP iktidarı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu da RTÜK gibi TRT gibi kendi emrine almak istiyor.

Zaten bağımsızlığını korumak için çeşitli etkilerle boğuşmakta olan adalet mekanizması, bu değişiklikle artık siyasal iktidara tam teslim olacaktır.

***

Türkiye, demokrasisini doğru dürüst bir raya oturtmak için çok çaba sarf etti

Çok alın teri döktü, çok bedel ödedi

Şimdi yeniden eski çoğunluk diktatörlüğü dönemine dönülmesi çok üzücü!

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Pazartesi, August 31, 2009

HSYK Reformu (2) Kürt Açılımı ve Yargı Reformu... EMRE KONGAR


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

HSYK Reformu (2) Kürt Açılımı ve Yargı Reformu

Sevgili okurlarım, Samuel P. Huntingtonu bilirsiniz.

Kitaplarımda uzun uzun hem anlatıp hem eleştirdiğim bu zatı, sütunumda da sık sık anmıştım:

Uygarlıklar Çatışması adlı kitabıyla, Küreselleşmenin lideri ABDnin yeni düşmanının İslam uygarlığı olduğunu iddia eden bu yazar, tam bir faşist yaklaşımla Batı uygarlığınıerişilemez ve taklit edilemezdiye nitelemişti.

Bu nedenle de hem Atatürke hem de çağdaş Türkiyeye karşıydı.

Çünkü Mustafa Kemal Atatürkün çağdaşlaşma projesi, Türkiye Cumhuriyetinin varlığı, onun tezlerinin canlı reddiyesiydi.

Huntigton, sadece Sovyetler çöktükten sonra, ABDnin rehavete kapılmaması için, karşısına İslam Uygarlığını bir düşman olarak dikmekle kalmamıştı.

Aynı zamanda Küreselleşmenin ABD tarafından kolay yönlendirilmesi için, böl ve yönet ilkesini bütün dünyada egemen kılan Biz kimiz sorusunu ortaya atmıştı.

Huntingtona göre artık sınıf farklılıkları bir anlam ifade etmeyecek, etnik ve dinsel ayrımlar insanları yönlendirecekti.

Böylece dinî ve etnik kimlikler öne çıktı.

Balkanlar, Kafkaslar ve şimdi de Ortadoğu bu bağlamda bölündü, parçalandı, ABD tarafından yönetilmeleri kolaylaştı.

***

AKPnin Kürt Açılımının bir Amerikan projesi olup olmadığı, ABDli araştırmacıların hazırladığı çeşitli raporlara, düşünce kuruluşlarının toplantılarına, ABD önerilerine göre değerlendiriliyor.

Daha önce de belirttim:

Bunlar o kadar önemli değil.

Sadece ABDnin Ortadoğu (İsrail ve petrol) politikasına, Irakı işgaline ve Iraktan çekilirken gereksinme duyduğu önlemlere (Kürtlere ve Türkiyeye) bakın, bu açılımın kimin açılımı olduğu derhal ortaya çıkar.

Bence Kürt Açılımının bir ABD projesi olup olmaması da çok önemli değil.

Ben, böyle bir projeyi ülkenin çıkarları, devletin güvenliği, toplumun refahı adına nasıl kullanabileceğime bakarım.

Kanımca buradaki gürültü ve kavga, Açılımın bir ABD projesi olup olmamasından değil, bu açılımın Türkiyenin çıkarlarına mı ABDnin çıkarlarına mı uygun olduğu noktasından kaynaklanıyor.

***

Öyle anlaşılıyor ki, Açılım dönüp dolaşıp vatandaşlık, toplumsal kimlik, kültürel haklar, yerinden yönetim gibi konularda, anayasanın temel hükümleriyle ilgili kararların alınmasını gerektirecek.

Tabii bu noktada devreye Anayasa Mahkemesi giriyor.

Anayasa Mahkemesinin yapısı, üyelerin seçim prosedürü bakımından yarı özerk”.

HSYKnin yapısı da öyle sayılır.

AKPnin acelesi var.

Zaman içinde, bu yarı özerk sistemi kullanarak yüksek yargıyı kendine ram edecek sabrı yok, çünkü zamanı yok.

Adalet, yüksek yargı, yargı bağımsızlığı, özellikle anayasal yargı, AKPnin Açılımının önünde bir engel olarak görülüyor.

Onun için hemen Reform adı altında yasal düzenlemeler için harekete geçti.

***

Bu kadar ince bir planlama, bu kadar başarılı bir zamanlama, medyayla bu denli etkili bir eşgüdüm insanı şaşırtıyor doğrusu!

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Cumartesi, August 29, 2009

HSYK Reformu (1) Humeyni Modeli, Salam Politikası, Yargı Darbes


AYDINLANMA

EMRE KONGAR

HSYK Reformu (1)  Humeyni Modeli, Salam Politikası, Yargı Darbesi ve Zamanlama

Humeyni modeli:

Önce, iktidara gelmek için herkesle, demok-ratlarla, liberallerle, solcularla işbirliği yaparsın.

Komünistler güçlü ise Komünist Partisiyle bile iktidarı paylaşırsın.

İktidara gelince yargıç atamalarını etkilemeye, yasaları değiştirmeye, yargıya egemen olmaya başlarsın.

Yargıyı denetime aldıktan sonra muhaliflerini temizlersin.

Muhalifler bitince sıra müttefiklere gelir.

Önce uzak müttefiklerini ve güçsüz olanları yok edersin.

Sonra özellikle iktidarı paylaştığın yakın ve güçlü müttefiklerini de yargı kıskacına alırsın.

En sonunda da bütün ortaklarını, seninle ittifak kurmayı hayal edenleri sokaklarda vinçlere asar, temizlersin.

***

Salam politikası:

En masum, en ilgisiz, kamuoyunun fazla dikkatini çekmeyen en küçük ayrıntılarla işe başlarsın.

Temel kurumları, simge bireyleri yıpratırsın.

Yasaları ve anayasayı yavaş yavaş hacamat edersin.

Önce bir-iki yetkiyi sınırlar, yapıda ufak tefek değişiklikler yapar; sonra büyük dönüşümlere yönelirsin.

Zamanla ortada sistemi savunacak kimse ve hiçbir kurum kalmayınca tüm toplumsal, ekonomik, siyasal yapı olgun bir meyve gibi ağzına düşmeye hazır olur.

İşte o noktada düzeni teslim alacak son darbeyi vurursun:

Örneğin bir referandumla son derece demok-ratik(!) bir biçimde rejimi istediğin inanç sisteminin veya düzenin yörüngesine oturtursun.

***

Yargı darbesi:

Siyasal darbe, her zaman askerler tarafından yapılmaz.

Siviller tarafından da yapılır.

Bonapartizm, Faşizm, Nazizm, Peronizm, Humeynicilik, kimi zaman askerlerle birlikte, kimi zaman askerlere karşı bir biçimde sivillerin yaptıkları darbelerin sadece birkaç tarihsel modelidir.

Çağımızda, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti kavramları yaygın olarak kabul gördüğü için özellikle sivil darbeler, hem içerdeki süreçleri gerçekleştirmek hem de dışardan destek almak için yargı üzerinden, sessizce yapılır:

Demokratik hak ve özgürlükler, bu hak ve özgürlükleri yok edecek biçimde istismar edilir

Hukuk reformu veya yargı reformumaskeleri kullanılır.

Yargıyı ele geçirdikten sonra, toplumun demokrat liderlerini tutuklayıp içeri atmak

Demokrasiyi savunan medyayı, sivil toplum örgütlerini susturmak

Ve tabii çok daha önemlisi, demokrasinin güvencesi olan hukuk devletinin resmi kurumlarını yozlaştırmak artık çocuk oyuncağıdır.

***

Zamanlama:

Önce yapmak istediğin değişikliklerle ilgili bazı ipuçlarını topluma sızdırırsın.

Toplum, zaman içinde bunların tartışılmasını artık olağan karşılamaya başlar.

Sonra dikkatler başka taraftayken, örneğin çok önemli bir iç veya dış politika tartışmasının tam göbeğinde, darbeyi vurur, rejimi kökünden etkileyecek Hukuk reformunu(!) veya Adalet reformunu(!) yapıverirsin.

ekongar@cumhuriyet.com.tr

Cumartesi, Haziran 25, 2009

Siyaset Vesayetinde Yargı ve Yalanlar (3) ALİ SİRMEN


DÜNYADA BUGÜN

ALİ SİRMEN

Siyaset Vesayetinde Yargı ve Yalanlar - 3

Türkiyede, laik demokratik, sosyal, hukuk devletini, şeriatçı totaliter, baskıcı iane rejimine çevirmek isteyenlerin ilk yapacakları şey, önce devletin tüm kurumlarını çürütmek, karalamak, kamuoyu önünde yıpratmak ve nihayet dengeleri bozmak, kuvvetler ayrılığının var kalan bölümünü de devletin erkini kanuna karşı hile yöntemiyle kullanarak ortadan kaldırmaktır.

Yedi yıldır yürüttükleri ve Anayasa Mahkemesinin laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu yönündeki kararıyla tescil edilmiş olan sivil darbe ile AKP amacına ulaşmak üzeredir.

HSYKnin son toplantısına bakın! Bütün bu öğeleri teker teker görmeniz mümkündür.

Tıpkı Silahlı Kuvvetlere yapıldığı gibi, yargı da önce kamuoyu önünde karalanmak, yıpratılmak istenmektedir.

Bunun için kullanılan yöntem, rezil yalanlar, alçakça iftiralardır.

Bunlar aklın alamayacağı derecede abes olabilir.

Bunları gerçekleştirmek amacıyla arkadan vuran kalleş silahşorlar örneği çanak yalayıcılar kullanılabilmektedir... Bu çanak yalayıcılar, malt viski-ılımlı İslam sentezinin Sıraselviler kahramanı”, ya ülkücüyken sarışın güzel kadının danışmanlığını yaptığı sırada benim için devlet için kurşun yiyen de kurşun atan da kutsaldırsloganını bulacak kadar taşkınken sonradan dinci iktidara mayna edip, derin devlete karşı demokrasi hamisi pozunu takınanlar arasından seçilebilirler..

***

Bu kadar gözü dönmüş bir iktidar, arkasına tarikatların ve İtilaf Devletlerinin desteğini alıp da ahmaklık, hayâsızlık ve utanmazlıkta sınır tanımaz çanak yalayıcılarını seferber ederek yargıyı ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu karalamaya koyulabilir.

Örneğin biri yargıçlık mesleğinin gittikçe Alevilerin sultasına girdiğini ileri sürebilir, bir öteki de Alevilerin azınlık oldukları için asla demokratik yoldan iktidara gelemeyeceklerini söyleyebilir. Sonra yandaş gazetelerde HSYKnin Ergenekon davasına bakan savcıların ve yargıçların yerlerini değiştirmek istediği haberini sızdırırsınız.

Böylece kurmacaya dayalı bir izlenim yaratırsınız.

Görüntü şudur:

Ergenekon davasında demokrasi düşmanı darbeciler yargılanmaktadırlar. Aleviler, genel nüfusa oranları dolayısıyla hiçbir zaman seçimle iktidara gelemezler, dolayısıyla darbecidirler, bu darbeciler ayrıca yargı mekanizmasını ele geçirmişlerdir (kişiyi nasıl bilirsin; kendim gibi misali bir zihniyet) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçilmiş yargıç üyeleri, Ergenekon savcılarını ve yargıçlarını yani darbeyi yargılayanları tasfiye etmek isteyen, bağımsız ve tarafsız yargıya karşı kişilerdir.

Bu yalanlara inanırsanız, son olaylarda demokrasiden yana olanlar, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını savunmak isteyen AKPnin yanını tutmalıdırlar diye düşünebilirsiniz.

***

AKP, Çankayadan sonra üniversite, basın ve TSK gibi yargıyı da denetimine almak istemektedir. Bunun için her türlü kanuna karşı hileye ve yalana başvurulmaktadır. Önümüzdeki dönemde totaliter, şeriatçı, tek adam iktidarının önünü iyice açmak için, bu nitelikleri uygun rejimin altyapısını oluşturacak bir anayasanın hazırlanmasına da geçilecek, bu yapılırken de yine sahte demokrasi nutukları atılacak, çanak yalayıcılara gerçeklerle bağdaşmayan açıklamalar yaptırılacaktır.

Yeni anayasanın amaçlarından biri de yargıyı tümüyle AKP doğrultusuna sokmak olacaktır. Bunun için hâkim ve savcıların işe alınmaları, tayin ve terfileri disiplin cezalarını denetleyecek olan HSYKnin nihai tahlilde, AKP çoğunluğunun denetimine girmesini sağlayacak şekilde, bunları güya TBMMye seçtirmek olacaktır.

Yeni yalanlar, yeni düzenlemeler, yeni aldatmacalar yoldalar, elleri kulağında, çok fazla beklemenize gerek yok.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

« Önceki ::
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>