AB Himayesinde Özel Statü mü? Ortadoğu’da Patronluk mu?..
BIÇAK SIRTI
EROL MANİSALI
AB Himayesinde Özel Statü mü? Ortadoğu’da Patronluk mu?
Batı’da, Erdoğan hükümetinin “Doğu açılımı” sorgulanmaya başlandı.
- Hükümetin başta S. Arabistan, Suriye ve Irak olmak üzere Arap ülkeleri ile yakınlaşmaları 2006- 2009’da ilerledi.
- Erdoğan’ın son İran ziyaretinin, yalnız iktisadi konuları değil siyasi ve kültürel konuları da içermesi; bunların, ABD ve AB’nin İran’a karşı uyguladığı izolasyon politikalarına karşı sonuçlar doğurabilecek olması, Erdoğan’ın Pakistan temaslarında dini ve kültürel öğelerin de yine öne çıkması, Batı’nın özellikle Amerikan çevrelerinde, kimi eleştirileri de beraberinde getirdi.
Batı’da sorulan ve sorgulanan başlıklar şunlar:
1) Erdoğan hükümeti gerçekten de Batı’dan uzaklaşıyor mu?
2) Bu uzaklaşma, İslami bir zeminde ilerliyorsa, bunun ABD ve Avrupa için taşıdığı riskler nelerdir?
Ancak Batı’da bir kesim, “bu değişimlerin Ankara- Washington mutabakatı dışında yürüyemeyeceğini düşünüyor”. O zaman yanıtı verilmesi gereken soru şu oluyor: Erdoğan hükümeti yeni Doğu açılımlarında, ne oranda bağımsız hareket etmektedir? Ya da, ne oranda bağımsız hareket etme olanağı bulunmaktadır?
Ancak Erdoğan hükümeti, “Türkiye’de dayandığı taban ile dış politika arasındaki örtüşmeleri arttırmaktadır”. ABD ve AB çevrelerinde kuşku ve eleştirileri de arttıran budur. Komşularla ilişkilerin parti tabanının isteklerine yakın bir biçimde işlemeye başlaması, ne gibi sonuçlar doğurur?
- Ankara - Tel Aviv ilişkileri bozulmaz mı?
- İran’la ilişkiler yavaş yavaş Tahran’ın elini güçlendirmez mi?
- Suriye ile hızla gelişen ilişkiler ve özellikle vizelerin kaldırılması, doğal bir bütünleşmeye yol açmaz mı?
Ancak bu fotoğrafta, hükümetin dış politikası ile ters düşebilecek bazı uygulamalar da gözlenebiliyor;
1) Barzani ve Kuzey Irak açılımının durumu.
2) Ermenistan’la imzalanan protokolün Ankara- Bakû ilişkileri üzerindeki ters etkisi.
Bunu da, “bir al ver politikasının ya da pazarlığının sonucu” gibi görmek mümkündür; her iki açılımla ABD ve AB tatmin edilmiştir. Ermenistan sınırının açılması ABD, Fransa’yı (ve AB’yi) tatmin etti.
Kuzey Irak açılımı, ABD’nin zaten Irak’tan çekilirken boşluğun doldurulması için istediği en önemli şeydir. Amerika, Özal hükümeti döneminde yapamadığını Erdoğan döneminde elde ettirmiştir dersek büyük bir yanlış yapmış olmayız.
Erdoğan hükümetinin Ortadoğu (ve Doğu) açılımını bu geniş fotoğraf içinde ele alıp değerlendirmek gerekir.
ABD ve AB farklı düşünürler mi?
Kuzey Irak ve bölgesel uzantıları meselesi ABD ve İsrail için hayati önem taşımaktadır. Ermenistan açılımı ise yalnız ABD’ye değil, Fransa üzerinden AB’ye sağlanan önemli bir olanaktır.
Bu iki açılımın gerçekleşmesi için Erdoğan hükümetinin tabii ki doğuya ve güneye doğru yol alması gerekirdi. Suriye, S. Arabistan, Irak ve İran açılımlarının tam ortasında Kuzey Irak ve Barzani yönetimi yer alıyor.
AB’nin Kafkasya’ya doğrudan adımını atabilmesi için Ermenistan sınırının açılması gerekir.
Duruma bu açıdan baktığımız zaman Erdoğan hükümetinin Doğu ve Ortadoğu açılımı ile kendi özgün politikası arasındaki çelişkilerin sanıldığı kadar büyük olmadığı görülür.
Kristof Kolomb Doğu’ya gideceğini sanarak yanlışlıkla Amerika’ya yol almıştır. Erdoğan Kolomb’un hatasına düşmemiş ve Batı üzerinden Doğu’da yol almaya başlamıştır.
Keşke, “AB’ye uşaklığı mı yoksa Ortadoğu’ya patronluğu mu istersiniz?” sorusunu, hiçbir kuşku duymadan sorabilsem.
Ancak olayın bu bağlamda başka bir boyutu daha var; “Ortadoğu’da çok etkili bir Türkiye, Ankara’nın ABD ve AB ile pazarlık gücünü arttırır”.
İspanya ve Portekiz, Latin Amerika kartları sayesinde AB içinde güçlerini arttırdılar ve bunu bir koz olarak kullanabildiler. Peki Türkiye bu kozu Ortadoğu üzerinden oynayabilir mi?
Potansiyel olarak bu olanağa sahiptir. Ancak realpolitik olarak bunu gerçekleştirebilmesi için ABD ve AB ile ilişkilerini “normalleştirmesi” gerekir.
1979’dan 2007’ye kadar İstanbul Üniversitesi’nde Avrupa ve Ortadoğu Araştırma Merkezi Başkanlığı’nı üstlendim. 1984 - 1994 yıllarında Middle East Business and Banking adlı, akademik ağırlıklı aylık bir derginin başyazarlığını yaptım.
Türkiye’nin Avrupa ve Ortadoğu ile ilişkileri konusunda 30 - 40 ülkenin üniversiteleri ve değişik kesimlerinde; Türkiye’de istisnasız her kurumda, toplamının kaç olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim ama binin çok üzerinde olduğunu sandığım konferanslar verdim.
Gerek Avrupa (AB), gerek Ortadoğu konusunda elimizdeki fırsatları 1960’lı yıllardan beri kimi zaman nasıl kazanıp, kimi zaman nasıl kaybettiğimizi bir akademisyen olarak izledim.
Bugün geldiğimiz noktada yine belli bir zemine oturmamış; olanaklar arasında gezinen bir Türkiye’deyiz.
İktisadi, siyasi, kültürel ve demokratik hesapların iyi yapılıp uygulanması sağlandığında dengeler yerli yerine oturacaktır. O tarihe kadar otonom iç ve dış dinamikler arasında bu gidişgelişler yaşanacaktır.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali


















0 yorum yazılmıştır