Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

ARAP KÜLTÜR EMPERYALİZMİ... - Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu



Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Pazar, Nisan 13, 2008

ARAP KÜLTÜR EMPERYALİZMİ...

                                     Arap Kültür Yayılmacılığı

                                                     ve

                         Sami Topluluklara İlişkin Bir Değerlendirme

İnsanoğlu, tarih öncesinden başlayarak çağımıza değin kimlik arayışı içinde olmuştur. Çağımızda da nereden geldiğimiz, ilk atalarımızın kimler olduğu yönlerinde bilimsel araştırmalar yapılagelmektedir.

Sözlü geleneğin geçerli olduğu tarihöncesi (pre-historik) çağlarda ve sonrasında, insanların ilk ataları üzerine çeşitli söylenceler oluşturulmuştur. Bu söylencelerden en yaygın ve geçerli olanı, “Âdem ile Havva” söylencesi ve “Nuh Tufanı” söylencesidir. Bu iki söylence zamanın toplumlarınca öyle kabul görmüştür ki, sonraları yazıya dökülerek “Eski ve Yeni Ahit” (Tevrat ve İnciller) ve “Kuranıkerim” gibi kutsal metinlerde detaylı bir şekilde yerlerini almıştır. Bu kutsal kitaplarda insan soyunun ikinci atası sayılan Lamek oğlu Nuh (Peygamber) üç oğluyla birlikte Tufan’dan kurtulup gemiden çıkar. Bu çocuklar Sam, Ham ve Yafet (Yafes)’tir. “SAM” Sami halkların, “HAM” Hami halkların, “YAFET” de, Asyatik halkların atasıdır. Yine söylencenin Tevrat anlatımına göre:

Nuh bir gün şarabı fazla kaçırınca çadırında çırılçıplak sızıp kalır. Onun bu çıplaklığını oğullarından Ham görür ve dışarıdaki kardeşlerine bildirir. Sam ile Yafet babalarının çıplaklığını ve sarhoş bir halde sızıp kalmışlığını görmemek için geri geri çadıra girerek arkaları dönük bir şekilde babalarının üzerini giysilerle örterler. Nuh içkiden ayıldıktan sonra, küçük oğlu Ham’ın çıplaklığını gördüğünü anlar ve onu, özellikle de Ham’ın oğlu Kenan ve soyunu lanetler. Bundan böyle Kenan ve soyu diğer ırklara kulluk etsinler diyerek ilenir. (Babaların günahını çocukların çekeceğine ilişkin bugünkü ‘Semitik inanç’ da buradan gelmektedir.) Sam ve soyunu ise mübarek kılar, Yafet ve soyuna da genişlik diler. İşte dinsel inançlara göre ırkların birbirlerinden ayrılmaları bu hikâye ile başlar. Hami ırk bu suretle aşağılanmış, kul köle düzeyine düşürülmüştür. Ne yazık ki bu kin, bugün de sürüp gitmektedir. Afrika’daki azınlık beyaz hegemonyası, Amerika’daki ırk ayrımı ve zenci düşmanlığı gibi. Bu düşmanlıkların temelinde her ne kadar ekonomik çıkarlar yatmakta ise de, yine de dinsel anlatımların zavallı beyinlerde bıraktığı fanatik kin kalıntılarının rolü yadsınamaz.

 Sami, Hami ve Yafet gibi ırksal ayrımlar bilimsel açıdan geçerli olmayan sınıflandırmalardır. Yahudi inancının mensubu olduğu Sami ırkı yüceltmeye yönelik bu an­latım doğal olarak tektanrılı dinlerin literatüründe kabul görmüştür. Çünkü Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslüman­lık, Sami kültürün ürünüdürler. İrdelemeye çalıştığımız konunun birçok yerinde kullanılagelen “Sami”, “Semitik” deyimleri de bu literatür çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Sam’ın soyundan geldiklerine inanılan toplumlar şun-lardır :Elamlılar, Babilliler, Asurlular, Filistinliler, İsrail-liler, Araplar ve Habeşler. (Bazıları Fenikeliler ile Yunan-ları da bu kategoriye sokmaktadırlar).

Sami deyimi aslında bir dil ortaklığını belirtir. Sami diller grubuna Akadça, Saba dilleri, Aramca, İbranca ve Arapça girer.

    Konumuzla doğrudan ilgili olduğu için yukarıdaki açıklamayı zorunlu olarak yaptık.

Öncelikle şu hususu belirtmek gerekiyor ki, konuya yaklaşımımız ırkçı bir yaklaşım değildir. Hiç bir toplumun ırksal üstünlüğüne inanmadığımız gibi, ırksal düşkünlüğünü de kabul etmiyoruz. Bizi ilgilendiren ırkların genetik yapıları değil, toplumların ( “Ulus” demekte de hiç bir sakınca görmüyo­ruz) kültürel birikim ve etkinlikleri ve bu yöndeki üstünlükleri, genel düşün­ce biçemlerinin temellerinde yatan pozitif değerler ve en azından çağının gerisinde kalmamış sosyal oluşumlarıdır. Değerlendirmemiz sadece bu kıstaslara dayanıyor. Günümüz Türkiyesinde ayakları devamlı boşlukta kalmış, nereye ne kadar basacağını bi­lemeyen, bırakınız kendi öz kültürünü yaratmayı, gelişmesini önleyen, ne olduğu belirsiz yoz ve yapay Türk-İslam (Arap) sentez kavramı savunucularının kulaklarını biraz olsun çınlatmak gere­kiyor. Biz bu senteze Arap ağırlıklı güdük Türk sentezi dersek sentezcilerin ağababalarını kızdırır mıyız bilemiyorum. Bakınız 18. yy‘ın aydınlık insanı Voltaire, Felsefe Sözlüğü’nde Sami toplulukların iki önemli temsilcisi olan Araplar ve İsrailliler için neler söylemiş? :

“Gerçek şudur ki, İsmail oğulları (Araplar E.D) Yakup oğullarından (İsrailliler E.D) daha çok Tanrı’nın lütfuna uğramışlardır. Doğrusunu isterseniz her iki soy da hırsız­lar yetiştirmiştir. Ama Arap hırsızları Yahudi hırsızlardan çok daha yaman çıkmışlardır. Yakup oğulları ancak küçük bir ülke ele geçirmişlerdi. Onu da kaybettiler, oysa İsmail oğulları Asya, Avrupa ve Afrika’nın bir bölümünü ele ge­çirdiler. Romalılarınkinden daha geniş bir imparatorluk kurdular, Yahudileri de adanmış toprak dedikleri mağa-ralarından kapı dışarı ettiler.” (Voltaire, age.)

Bu saptama tarihsel süreç içerisinde irdelendiğinde, pek de yanlış sayılmaz. Gerek İsrailliler, gerekse Araplar tarih boyunca birbirlerine diş bilemişler kendilerine ayrılmış kutsal topraklar uğruna ve kutsallık adına büyük kıskançlıklarla acımasız savaşıp durmuşlardır. Aynı ortak atadan geldiklerini savlayan bu iki topluluk, hiçbir nesnel kültürün objesi olmamışlardır. Tek istisna, tektanrı kıskançlığı içinde sadece on iki sıptın Tanrısı saydıkları Yehova’yı, İsrail oğulları hiçbir ulusla paylaşmamışlar, özellikle ve sadece O’nu kendi kavimlerine mal edip dinsel ve kavimsel bir kültür edinerek, buna aksülamel olan Hıristiyan dininin doğma­sına neden olmuşlardır; sonraları Arap kavimlerinin de kıskanç­lıklarını uyandırarak onlara da yepyeni ve son olduğunu iddia et­tikleri bir din (İslamiyet) kazandırmışlardır.

Sami toplulukların diğer bir özelliğini, Prof. Dr. Şemseddin Günaltay bakın nasıl değerlendiriyor. “Sami ırkların belirleyici diğer bir özelliği de : Samiler, başka unsurlarla karşılaştıkları zaman, her vakit görüldüğü üzere o ırkları daima bozar ve kendilerine temsil ettirirler. Fakat o unsurlar ve milletler, Samileri pek nadiren temsil ederler veya hiç edemezler.”[1] Bu teşhisin doğruluğu bugün de kanıtlanmış durumdadır. İşte İran ve işte Mısır. Büyük uygarlıkların temsilcileri olan bu iki toplum Sami gruplardan değildirler. Ne var ki, Sami kültüre bulaştıklarından beri her yönleriyle adeta Samileşerek öz kültürlerini kaybetmişlerdir. Mezopotamya tarihi ise ayrı bir örnek oluşturur. Samiler buralara sokulduktan ve Sumerlerin kültür, din ve mito-lojilerini benimseyip kendilerine mal ettikten sonra hiçbir zaman Sumerleşmemişlerdir; aksine onları da massederek tüm yöreyi Samileştirmişlerdir. Suriye ve Mitanniler ülkesinde olduğu gibi.[2]

Diğer bir örnek ise, Arapların sıfır rakamını ve sayısal öbür rakamları kendilerinin bulduklarına değgin savlarıdır. Bu ve bu tür savları da, dogmalarla yetişmiş, okuma ve araştırma alışkanlıkları olmayan, düşünme tembelliği içinde her söylenene inanmaya hazır halklara gayet güzel yutturmuşlardır. Aritmetiğin ve geometrinin ilk temel kuralları, İndus Vadisi, Mezopotamya, ve Mısır çoktanrılı uygarlıklarının eseridir. İÖ 2500 yıllarında İndus kentlerinin yapılarını süsleyen üçgen ve dörtgenleri çevreleyen dairelerin pergelle çizilmiş olduğu ve geometri kavramının da bu kültürde epeyce gelişmiş olduğu, dolayısıyla Hindistan’ın, Babil matema­tiğinin gelişmesinde fazlasıyla katkıda bulunduğu sonraki araş­tırmalarda ortaya çıkmıştır.[3] Sıfır rakamının da Hindistan’dan alınarak Arap kültürüne mal edildiği anlaşılmıştır. Arap-İslam düşünürü İbn-i Haldun da (1332-1406) ünlü “Mukaddime” sinde Arapların Hint rakamlarını ve hesaplama yöntemlerini İS. 773 yıllarından sonra Hindistan’dan aldıklarını büyük bir dürüstlükle açıklar. Arap gökbilimcisi ve matematikçi Al Biruni (973-1048) Hindistan’da 30 yıl yaşayarak Hint bilginleri ile yakın ilişki ku­rar. Hint rakamlarına ilişkin birçok kitap yazar ve Araplarca kul­lanılan rakamların Hint kökenli olduğunu belirtir. Yine ünlü bir matematikçi olan Al Harizmi de, “Hint Hesabına Göre Toplama ve Çıkarma Hesabı” adlı kitabında, Hintlilerin dokuz işaret yar­dımıyla nasıl hesap yaptıklarını gösterir ve daire biçimindeki onuncu şeklin (sıfırın) bir Hint buluşu olduğunu söyler. Sıfır ra­kamının Sami Arap buluşu olmadığı, bu Hint kökenli buluşun Araplarca benimsenip yaygınlaştırılarak Batı kültürüne aktarıl­dığı bu kadar açıktır.[4]

Diğer taraftan Avrupa, Hıristiyan dogmalarının ürünü olan karanlık ortaçağı yaşarken, İslam dogmalarına pek bulaşmamış İbn Sina ve Al Farabi ve birtakım düşünürler, o tarihlerde batının göz ardı ettiği Aristoteles ve Platon’un eserlerini defalar­ca okuyup Arapçaya çevirmişlerdir. Bu eserlerden özellikle Pla­ton’un felsefe anlayışı, İslam felsefesinin temelini oluşturmuştur. Sonraları bu yapıtlar Arapçadan Latinceye çevrilecek ve Hıristi­yan reformuna katkıda bulunacaklardır. Arap kültürünün o ta­rihlerdeki göreceli yükselişi, yine de Anadolu ve Yunan kültür ürünlerinin o tarihlerdeki aydın düşünürlerce okunup özümlenmesi sayesindedir.

Sami kültür yayılmacılığını neden mercek altına alıp işledik. Yıllardır ülkemizde Arap ve Semitik kültürün (ne kadar da gözlerden kaçırılmaya çalışılsa da) sinsi sinsi yayılamaya başladığı fark ediliyordu. Son zamanlarda bu yayılmacılık giderek artmış ve toplumumuza dayatılır hale gelerek “Türk Laik Sistemi’ni” tehdit eder konuma erişmiştir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nu bir hayli uğraştırmış olan, kendilerinin dışındaki bütün Müslümanları kâfir sayan, dinsel-siyasal akımlardan Vahhâbilik, devletimizin üst kademelerine kadar tırmanarak toplumu ayrıştırmaya başlamıştır. Nakşîlik, Nurculuk gibi dinsel-siyasal tarikatlar “Dinler Arası Diyalog” söylemleriyle Anglo-Amerikan cingözlüğü ile ‘masumiyet’ zırhına büründürülüp (Fethullahcılık), saf ve temiz insanlarımıza pompalanmaktadır. Tertemiz, hoşgörülü “Anadolu-İslam” anlayışı ve kültürünün sınırları daraltılmakta ve giderek Sami dinsel-siyasal kültürün egemenliğine girmektedir.

O nedenle, binlerce yıllık tarihimiz içinden süzülüp gelmiş öz kültürümüze ve benliğimize sıkı sıkıya sarılıp sahip çıkmaya, her türlü emperyalizm ve yayılmacılıkla ve özellikle de Arap ve Anglo-Amerikan emperyalizmiyle sonuna kadar mücadele etmeye mecburuz. Aksi halde Mustafa Kemal Atatürk’ün ışıl ışıl aydınlık devrimlerine ve bizlere emanet ettiği “Laik Uygar Cumhuriyet”e ihanet etmiş oluruz.

Ergun Demirel
erdem43 blogcusu



[1] Prof. Dr. Şemseddin Günaltay, Yakın Şark III. TTK Y.

[2] Yakın bir örnek : Son zamanlarda, ülkemizde yaşanan köktendinci akımlar, halkımızı ümmet düzeyinde Araplaştırma ve ulusal bağları ve kültürü, dinsel harçlarla çökertme girişimleridir. Türban takmanın yaygınlaştılması da bu çerçeve  içindedir.

[3] Gordon Childe, Kendini Yaratan İnsan-Varlık Y. 1992 4..Baskı.

[4] Bkz. Sıfırı  Kim Buldu, Ömer Aslan, (Makale) Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 31 Ağustos 1996, Sayı 493
Georges Ifrah, Akdeniz Kıyılarında Hesap-Tubitak Y. 1996 3.Baskı


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

4 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: nicinboyle | Tarih: 2008-04-16 02:29:34
    Konu: adeta bir seminer
    yazınızı not tutarak okudum,,,yetmez print almalıyım,,,alacağım
    en içten,en içten saygılarımla Sayın Erdem

    Bağlantı »

  2. Yazan: DemotikE | Tarih: 2008-04-14 15:51:01
    Konu: Yanıtınız
    Kıymetli dostum.
    Zaten konuya hakimiyet çizgisinde ve dolayısı ile bilginizden şüphe etmek mümkün değildi.
    İşte bu nedenle "yanından geçmek" ifadesini kullanmıştım.
    Bu ifadeyi kullanmakta isabetliliğimi siz kanıtladınız.
    Bendeniz, çok teşekkür ederim.

    Bir husus daha var.
    Sayfam yerine burada, dostça ifade edeyim.
    Sayın Perinçek'i iyi tanırım.
    Ayrı düştüğümüz konularda olmuştur. Bilir.
    Ama neticede Sayın Perinçek'i de "dost" bilirim.
    Tekrar teşekkürlerimle
    Dostçakalın.

    Bağlantı »

  3. Yazan: erdem43 | Tarih: 2008-04-14 02:57:56
    Konu: SN.DemotikE'ye teşekkürler ve bir açıklama...
    Sevgili dostum DemotikE,
    Değerli yorumunuz ve açıklamanız için teşekkür ediyorum. Haklısınız, Nuh'un, 3. oğlunun adı Anadolu İslam söyleminde YAFES olarak ifade edilir. Yazıma temel kaynak olarak Eski Ahit'i aldığım için, Eski Ahit'te geçen orijinal adları kullandım.(Eski Ahit-Tekvin Bap. 5. Ayet 28-32)
    Bildiğiniz üzere, (Nuh)Tufan söylenceleri, birçok toplum tarafından benimsenmiştir. Ancak her toplum, kendi kültür yapısı içinde söylenceyi şekilledirnmiştir. Eski Türklerde de çeşitli Tufan Söylenceleri vardır.
    Örneğin,Safiyüddün Reşideddin'in (1252 - 1334) İslami etki altında kaleme alınmış
    Oğuznamesi'nde, Yafes'in adı tamamen Türkçeleştirilerek Olcay Han olarak geçer, ve Olcay Han Türklerin atası kabul edilir.
    Değerli uyarınız doğrultusunda, yazımın metninde geçen ilk Yafet kelimesinin yanına parentez içinde Yafes'i de ekledim.
    Dikkatiniz ve haklı uyarınız için ayrıca teşekkür ederim.
    Saygılarımla
    erdem43

    Düzenleyen erdem43 gün: Monday, April 14, 2008 saat: 14:19

    Bağlantı »

  4. Yazan: DemotikE | Tarih: 2008-04-13 21:43:27
    Konu: Yazınız
    Dostum.
    Ellerine sağlık.
    Sabahtan beri belki 60'dan fazla yazı okudum.
    Ama bu yazınız keyif verdi. Sağolasın.
    Yalnız bir hususun, müsadeniz olursa yanından geçeceğim.
    Bizde, yukarıda bahsettiğiniz Yafet değil Yafes olarak kullanılır.
    Dostçakalınız.

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>