Domuz Gribinde ‘Sıfır Sorun!’... NİLGÜN CERRAHOĞLU
SAĞNAK
NİLGÜN CERRAHOĞLU
Domuz Gribinde ‘Sıfır Sorun!’
Başbakan domuz gribinde de “sıfır sorun” formülünü buldu:
Kimse aşıya “icbar edilmeyecek”!
Her koyun -pardon vatandaş!-kendi bacağından asılacak...
Aklı erdiği kadarıyla kararını alacak. Aldığı kararın sonuçlarına katlanacak. Siyasi iradeye “hâşâ” -haddine mi düşmüş!- “fatura kesmeyecek”...
Dış politikada olduğu gibi “aşı” konusunda da hükümetin, erdemlerine varamadığımız bir “stratejik derinliği” var...
Sağlık Bakanı kameralar önünde aşı olurken; Başbakan “siyasi - kişisel risk almamak” adına, “Ben olmam!” buyuruyor. “Bin kişiyle el sıkışan siyasetçileri aşı konusunda uyarmaktan” başka bir şey yapmayan Bakanı sonra; “Vay bana sormadan -haddine mi düşmüş!- konuya nasıl adımı karıştırırsın?” makamından paylıyor...
Başbakan’ın kendine atfettiği sınırsız “güç, kudret, haşmet” yanında; “siyasi iradeye” biçtiği “toptan sorumsuzluk” arasındaki ölçüsüzlüğe, orantısızlığa bakın!
Herkesi endişeye gark eden yeni ve meçhul bir salgın karşısında; bir numaralı söz sahibi olması gereken kişi -Sağlık Bakanı- her koşulda kendini “son söz mercii” sayan Başbakan’dan izin almadan, ağız açamayacak...
Ama “son söz mercii”; her siyasi sonuç ve faturadan muaf tutulacak!
Oh ne âlâ! Keka.
Tam bir “sıfır sorun” durumu...
Siyasi -aynı zamanda “insani”!- sorumluluk ve “fatura” sıfırlandığında; sorun da haliyle -kendinden başka “söz sahibi” tanımayan merci nezdinde- otomatikman sıfırlanmış oluyor.
Sorumluluk sıfır...
Başkalarına kelam hakkı sıfır...
Sorun sıfır...
“Bulaşıcı” bir salgın karşısında bile takınılan tavır bu olursa varın gerisini hesap edin.
H1N1 de RTE karşısında ‘virüslüğünü bilecek’!
“Böyle bir kampanyanın (‘aşı kampanyasının’) sürdürülmesi doğru değil, yanlıştır. Yapacağımız şey, siyasi irade olarak bunu (aşıyı) isteğe bağlı hale getirmektir ki; yarın bunun faturası siyasi iradeye (‘bize!’) kesilmesin!” diyor Başbakan...
Millet icabında gerekirse “domuz gribinden” kırılacak...
Ama bu kötü virüs; -Maazallah! Allah korusun!- “O”na, “ailesine”, “AKP”ye bulaşmayacak...
“Siyasi iradenin” gücü, kudreti karşısında; H1N1 bile “virüslüğünü bilecek”; kime “fatura” keseceğini, kime kesmeyeceğini takdir edecek...
“Aşı kampanyasına” tavır alan, karşı çıkan Başbakan’ın sözleri arkasında, böyle bir “vizyon” da var.
Hepimizin sağlığını ilgilendiren “badire” karşısında “siyasi iradenin tavrı” bu olduğuna göre, ne yapmalı?
Konunun uzmanları ve doktorlar; bu durumda “siyasi iradeyi” acilen ve zoraki bir “bilgi/bilgilendirme bombardımanına” tabi tutmalı.
Diyeceksiniz ki: “Ama doktorlar ve uzmanlar da konu üzerinde bölünüyor. Başbakan tavrını zaten bölünme sergileyen otoritelerin çelişkili değerlendirmelerine dayandırıyor.”
Madem böyledir; o halde hiç olmadı “tıbbi otoriteler” sorumluluk almak durumunda...
Siyasi iradenin sorumluluk alanında bıraktığı “boşluğu”; hekimler ellerinden geldiğince doldurmak ve vatandaşları “tereddüt içinde” bırakan “çelişkileri” mümkün mertebe “açıklığa kavuşturmak” durumundalar.
Tam bir ‘çaresizlik’ hali
Gelinen noktada insanlar; hem “domuz gribinden”, hem aşıdan “korkuyor”.
Bunun adı “çaresizlik”tir!
Vatandaşın “çaresizlik” hali karşısında Başbakan cinfikir tek “çare” olaraktan çıkıyor: “Başınızın çaresine bakın!” diyor.
“Siyasi irade”, bizi bu denli “sahipsiz”, “boş” ve “çaresiz” bıraktığına göre; hiç olmazsa “Hipokrat yemini” eden “tıp çevreleri”; “bizleri sahiplenmek” ve “Başbakan’ı bilgilendirmek” durumunda...
“Siyasi iradeyi” bu uç tavırları almaya iten, aşı polemiğinin aslı astarı nedir? Aşı etkin mi, değil mi? Yan etkiler -herhangi bir başka aşıdan- daha mı çok? Aşılar fazla apar topar mı hazırlandılar? Alışımındaki maddeler konusunda mı kuşkular var? Virüs mutasyona uğradığı takdirde; aşı anlamsız mı kalacak? Virüs yalnız hasta olanlarda mı var? Hasta olmayanlar da “taşıyıcı” olabiliyor mu?
Hasta olmayanlar da virüs taşıyabiliyorsa; salgının baş döndürücü hızla yayılmasını engellemek adına; “aşı kampanyası” -Başbakan’ın buyurduğu üzere “isteğe bağlı” olmaktan çıkıp- elzem hale gelmiyor mu?
Ve nihayet son soru: Kimse bize sahip çıkmayacak mı?
nilgun@cumhuriyet.com.tr


















Konu: Vah Recep Amca Vah
Bence RTE Domuz Gribi Asisinin kulagina üflemistir,ama sonucu ne olacak merakla
bekliyoruz.
Kücüklügümde buna benzer bir olay yasamistim,belki ilginizi ceker diye yazmak
istiyorum.Mahallemizdeki birkac aile birleserek kurban bayraminda bir boga sa-
tin almislardi.Hayvan bayagi iri yari bir seydi.Tabi bütün cocuklarin ilgisi,
koclardan cok bogaya olmustu.Neyse,ahali bayram namazindan döndükten sonra,bo-
gayi kesmek icinbir ahira götürdüler.Iclerinde en dindar (SOFU)gecinen Abdul-
lahin babasi Recep Amca,kurbanin kesilmesini icin ikna edilmesini gerektigini ve bu iside en iyi kendisinin yapabilecegini söyledi.Diger kurban sahipleride
kabul edince,bizim Recep Amca boganin kulagina birseyler fisildamaya basladi.
Bizler merakla acaba ne diyor diye dikkak kesilmistik.Bir 5-10 dakika Recep Amca boganin kulagina(kesilmeyi kabul etsin diye)ÜFLEDI.Biz cocuklar daha önce
böyle birsey görmedigimizden pür dikkat izliyorduk.Sonunda Bizim Abdullah´in babasi Recep Amca üflemeyi bitirdi ve kurban sahiplerine dönerek "Boga kesilme-
yi kabul etti demesiyle birlikte birden boganin bir bas darbesiyle havalandi-
uctu-uctu ahirin kösesine biriktirilmis hayvan bokunun icine düstü.Recep Amca bir anda taninmaz hale geldi.Hayvanin ani vurusuyla sersemleyen Recep Amca bir
türlü ayaga kalkamiyor ve pisligin icerisinde debeleniyordu.Biz cocuklar ve ko-
ca adamlar gülmekten kendimizi alamamistik.Daha sonraki kurbanlarda Abdullahin babasi Recep Amcayi birdaha ortalikta görmedik.Ama bu olayin espirisi hala de-
vam etmektedir.Eger bir kurban kesilecekse"oglum bir kosu Abdullahin babasi Recep Amcaniza haber verinde,kurbanin kesilmesini kabul ettirsin"diye espiri yapilmaktadir.
Bağlantı »