İmza Islak Olabilir, Adalet Sulu Olamaz... ALİ SİRMEN
DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
İmza Islak Olabilir, Adalet Sulu Olamaz
Tam “Kürt Açılımı”nın çarşafladığı anda ortaya çıkan ve Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu söylenen “ıslak imzalı belge” dikkatlerin tekrar bu kişiye, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a, hatta tümüyle TSK’ye yönelmesine yol açtı.
AKP, TSK’yi yıpratma girişimlerini sürekli gündemde tutuyor, zaman zaman biraz geri plana alıp, sonra ne zaman başı sıkışsa, yine vitrine yerleştiriyor.
Albay Çiçek’e ait olduğu söylenen “ıslak imza” olayı da böyle.
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı, yargı sonucunu bekleyelim, diyorlar. Bu doğru bir karar. Ama hemen aynı anda yargının sonucunu etkileyebilecek konularda şu sorular takılıyor akla:
- Bu imza madem vardı, neden 4.5 aydır bekletildi de tam Tayyip Bey’in başı sıkışınca servis edildi?
- Nasıl oldu da yetkili mercilerden önce, kimilerinin yalaka dedikleri (biz kendilerini yalakalıktan tenzih ederiz) medyada yayımlandı ve Adli Tıp’tan önce Başbakan tarafından bu imzanın Albay Çiçek’e ait olduğu açıklandı?
- Adli Tıp gibi, şimdiye kadarki uygulamalarıyla ve bizzat içinde yer almış bulunan ve sonra istifa eden üyelerinin beyanlarıyla şaibeli duruma düşmüş bir kuruma ne kadar güvenebiliriz?
***
Sorular soruları izliyor, devam edelim:
- Ayrıca şimdiye kadar Adli Tıp’ın benzer durumlarda uyguladığı normal prosedür neden uygulanmamıştır?
- Belgeyi, yalnızca adı gizli tutulan iki kişi mi incelemiştir?
- Bunlar aynı zamanda grafolog mudurlar?
- Herhangi bir yetkili uzman, imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğunu sarahaten belirtmiş midir?
- Yoksa Yalçın Doğan’ın belirttiği gibi, uzmanlar yalnız bu belgenin incelemek üzere “kabulü gerekir” diye mi görüş beyan etmişlerdir?
- Bu takdirde, yine Yalçın Doğan’ın yazısında belirttiği gibi, bu beyan imzanın aidiyetinin saptanmasını mahkemenin yapması gerektiği anlamını mı taşımaktadır?
- Ayrıca, imzanın parafı andırır yatay, dikey veya yuvarlak şekillerden ibaret olması, ad ve soyadın harfle yazılışını içermemesi halinde, grafolojik inceleme yapmadan bunun kime ait olduğunun tespiti mümkün müdür?
Örneğin İstanbul Barosu’nun 2006 yılında yayımladığı, Yard. Doç. Dr. Jaei Bafra tarafından yazılmış, “İmza Yazı ve Adli Belge İncelemeleri” adlı kitapta belirtildiğine göre, imzanın adı ve soyadı ve harf özelliği yoksa, kime ait olduğu konusunda hüküm vermek imkânsızdır.
- Bu durumda, yukarıdaki tarife uyan imzanın Albay Çiçek’e ait olduğunu, kim, hangi uzmanlığına dayanarak; hangi gerekçelerle ileri sürebilmektedir? Ya da böyle bir şey yoksa, Albay Çiçek sorumsuz kişilerce nasıl suçlanabilmektedir?
***
Yıpratma olayının kimlere yönelik olduğunu çok iyi bildiğinizden, benim burada bir kez daha belirtmeye gerek duymadığım, tarafları, imza ve belge konusunda yargının karar vermesinde, o ana kadar da tartışmanın askıya alınmasında anlaşmaya varmışlardır.
İlke olarak bu tutum doğrudur.
Ancak şimdiye kadar bazı olaylarda ve Ergenekon soruşturmasının bütün aşamalarında görüldüğü gibi yargı bağımsızlığı, adil yargı konusunda çok ama çok ciddi kaygılar uyandıran çok vahim gelişmelere tanık olmuş kişiler olarak, endişelenmemek olanaksızdır.
Acaba Türkiye’de kaç kişi bu konuda yapılacak soruşturmanın hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde olayı aydınlatabileceğine inanmaktadır?
Bütün bu tereddütler ortadayken, bu konuda yetkili makamın Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı olduğunu söyleyen birçok saygın hukukçunun görüşlerine karşın, dosyanın İstanbul’a gönderilmesini yeni bir kuşku unsuru olarak görenlerin haksız olduklarını söylemek kolay mıdır?
Olayımızda, ıslak imzanın kime ait olduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit etmek mümkün müdür?
Eğer değilse kuşku üzerine karar bina etmek adil yargıyı sağlar mı?
Bu durumda böyle bir ıslak imzadan yola çıkarak verilecek yalapşap bir karar yargının ciddiyetini sulandırmaz mı?
Bir hukuk devletinde her şey olur da sulandırılmış yargı olmaz.
asirmen@cumhuriyet.com.tr


















0 yorum yazılmıştır