Olağanüstü Yargı... ORHAN BURSALI

BİLİM ve SİYASET
ORHAN BURSALI
Olağanüstü Yargı
Birkaç şey oldu şu kısa sürede, kronoloji izleyelim:
a) Şimdilik ancak, “büyük sahtekârlık” sonucu üretilmiş, diyebileceğimiz bir “fotokopi” piyasaya sürüldü. “Belge”, “Ergenekon” savcısı Öz ve ekibinin, Fetocuların elindeydi. Bu “belge”yi nasıl ele geçirdikleri aydınlık değil…
b) Genelkurmay karargâhından Albay Çiçek, “belge”yi yazdığı gerekçesiyle uzun süre top ateşine tutuldu, yerden yere vuruldu. Çiçek’in tutuklanması için gerekli zemini oluşturma diyebiliriz.
c) “Belge”nin, bugüne kadar hazırlanan Genelkurmay belgeleriyle karşılaştırıldığında, tarihsizliği, kod numaraları eksikliği, gizlilik derecelerinin olmaması ve belirsizliği gibi pek çok noktadan, bir resmi “askeri” nitelik taşımadığı açıklandı. İmza da kesin Çiçek’e aittir denilemedi.
d) Genelkurmay, “belge”nin kendilerine ait olmadığını söyledi, hazırlayanların belirlenmesini istedi.
e) Başbakan, olayı şimdi sivil savcılığın araştıracağını ve aslını bulacağını, “davanın peşini” bırakmayacaklarını söyledi! Kendi cenahındaki düzenbazlıklara ve yolsuzluklara güvercin olan zat, öyle anlaşılıyor ki, “böyle bir belge”nin olduğuna kesin inanıyor!
f) Bu durumda, Feto+AKP ittifakının, yakında, fotokopinin “ıslak imzalı”sını, bir yerlerden ortaya çıkartması beklenebilir! “İşte aslı” diye artık tamamen düzenbazlık olduğuna inanacağım üst düzeyde yeni bir uydurukçuluğu daha gündeme sokabilir!
g) Gece yarısı operasyonuyla, Genelkurmay Başkanı dahil bütün askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarının önünü açan yasa değişikliği gerçekleştirildi. AKP, demokratik ve şeffaf bir şekilde bu tasarıyı tartışıp yasalaştırma yerine, baykuş operasyonunu tercih ederek, komplocu bir iktidarla karşı karşıya olduğumuz düşüncesini tescilledi!
h) Örneğin Ankara Belediye Başkanı hakkında onlarca davanın açılmasına, İçişleri Bakanı izin vermezken bu yasa gereği bir savcı, doğrudan Genelkurmay Başkanı’nın yakasına yapışabilecek. Bu açıkça, ordunun aşağılanması demek! Vurun abalıya dönemi, bir kademe üstten, yeni olaylarla sürebilir!
i) Genelkurmay Başkanı basın toplantısı düzenledi ve orduya karşı bu “asimetrik savaş”a son verilmesini istedi.
j) “Ergenekon” savcılığı, fotokopinin nasıl ve kimler tarafından hazırlandığını araştıracağına, Albay Çiçek’in ifadesini aldı, tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk etti, mahkeme Çiçek’i tutukladı!
***
Şimdi, kuşbakışı:
1) Bütün bu sürecin, kendiliğinden, raslantısal değil, planlı-programlı işlediği gözükmekte. Bunun işaretini Amerika’nın bir nolu işbirlikçisi eski imam vermişti. Fethullah Gülen, fotokopiden birkaç gün önce, cemaat üyelerimizi terörist gibi gösterecek sahtekârlıklar yapılabilir, demişti! Arkadan gelenler: “AKP ve Gülencilerin işini bitirme planı” fotokopisi; orduya yeni bir saldırı dalgasının başlaması (Taraf, kıçı kırık bir piyon, metro gazetesi Zaman ise olayın sürükleyicisi!); gece yarısı yasa değişikliği ve Çiçek’in tutuklanması... Hepsi planın yapı taşları...
2) Mahkeme, hangi “kanıtlara” dayanarak bu tutuklamayı verdi? Tutuklama mahkemesi genellikle savcı Öz’ün istekleri doğrultusunda davranıyor! Bu davaya bakan mahkemelerden birinin hâkimi, kurumsal ve medya baskısı altında olduğunu belirterek görevinden alınmasını istemişti! Bazı paçavraların, yargıçları nasıl baskı altına aldığı biliniyor da, “kurumsal” baskı konusu tartışılmadı!
3) Bütün bunlar gösteriyor ki, “Ergenekon” davası ve TSK’ye karşı yürütülen operasyon için, görünüşte sivil iktidarın desteğiyle olağanüstü işlediğine ilişkin kamuoyunda güçlü kanaatin oluştuğu bir yargılama süreci içindeyiz.
4) Bu sürece “haklılık” ve “destek” sağlamak için yeni birtakım “hazır” vesikaların ortalığa sürülmesini bekleyebiliriz!
5) Eğer bütün bu savlarımız doğru değilse, iktidarın başı, savcı ile mahkemeler, son vesika ile ilgili kesin haklı kanıtlarını dört dörtlük ortaya koymakla yükümlüdürler!
6) Yoksa bu süreç içindeki herkes; hukuk devletini yıkmak, uyduruk-sahte vesikalarla suçsuz insanları tutuklamak, ülke içinde karışıklıklar çıkarmak, demokratik parlamenter sistemin kuyusunu kazmak, sahtekârlıklar üreterek askeri isyana teşvik etmek, toplumu ikiye bölmek.. gibi bir dizi suçlamaya hesap vermek zorunda kalırlar!

















Konu: Devletin altını üstüne bir kişi getiremez.
İkide bir çıkıp güçlü devletiz diye söyleneceğiz,ondan sonrada demokrasi diye diye demokratik hiç bir şey bırakmadan bu ülkenin kaderini bir tarikat şeyhine bırakacağız.Bu toplum bu zulmü kaldıramaz. Bütün bu işleri dünyanın süper gücü diye adlandırılan birilerine sırtımızı yaslayarak ve onlardan taktik alarak yapıyoruz.
Bağlantı »