Pasif Laikliğin Jeopolitiği... NİLGÜN CERRAHOĞLU
SAĞNAK
NİLGÜN CERRAHOĞLU
‘Pasif Laikliğin’ Jeopolitiği
Sizi gerilere, Papa XVI. Benediktus’un 2006 güzündeki Türkiye gezisine götüreceğim…
Gezi, XVI. Benediktus’un, Türkiye’ye “laiklik dersi” vermesi ile başlamıştı…
Ayakları Türk topraklarına basmadan, uçakta kendisini izleyen gazetecilere verdiği demeçte Papa; Ankara’dan “yeni bir laiklik tanımı” beklediğini söylemiş, sözlerini şöyle sürdürmüştü:
“Günümüz Avrupa’sında ‘laiklik’ ile ‘laikçilik’ arasında biz sağlıklı bir tartışma yapıyoruz. Türkiye ile diyalog, bu tartışmadan geçiyor. Kamu yaşamı ile geleneksel değerler arasında katı ayrım gerektiren ‘laikçilik’, çıkmaz yol. Yeni bir laiklik tanımına ihtiyacımız var... Türkiye, laiklik ile gelenek arasında, hoşgörülü yeni bir yaklaşım bulmak zorunda!”
Papa, Türk laikliği ile niye ilgili?
Papa, Türkiye’deki “laiklik” tanımıyla neden bu kadar ilgiliydi?
Çünkü mevcut laik sistem; Vatikan’ın, Türkiye’deki Hıristiyan azınlıklara, bizzat kendisi tarafından tayin edilen “kilise kriterleri” üzerinden -okul, vakıf vs. gibi konularda- serbest müdahalede bulunmasını engelliyordu.
Ankara’dan her defasında, “Türkiye laik bir devlettir. Bu hakları biz kendi din vakıflarımıza, derneklerimize vermezken size veremeyiz!” yanıtı alınca kardinaller sıkılıyordu.
Vatikan bu nedenle, Türkiye’deki Hıristiyanlara, Papalığa uygun yeni bir “din, inanç, ibadet özgürlüğü tanınmasını” istiyordu.
Benediktus, Türkiye’ye çantasında en öncelikli talep olarak bunu getiriyor; talebin yerine getirilmesi karşılığında da “havuç makamından”, Türkiye’nin AB üyeliğine -laf ola beri gele!- taş koymayacağını belirtiyordu.
Konunun ayrıntılarını vaktiyle yazdım. Ama unutuluyor…
Prof. Özbudun geçen hafta, “Türkiye pasif laikliğe geçmelidir. Evrensel uygulama bu!” komutunu verince hafızamı yokladım ve “Bu ‘evrensel düzmece laiklik tariflerini’ ben ilk kez nerede duymuştum?” diye düşününce, Papa Benediktus’un Türkiye seyahatini hatırladım…
Papa o seyahatte yalnız “laiklik-laikçilik” tartışmasına dikkat çekmekle kalmamış, aynı zamanda yeni bir “sağlıklı laiklik” kavramı ortaya atmıştı…
“Laiklik” terimi başına ileri geri böyle “sıfat eklemek” modasını, anlayacağınız ilk Papa başlattı!
Papa’ya göre, “din-devlet işlerini ayırmak” -kısaca- “hastalıklı laiklik”, namı diğer “laikçilik” oluyor…
“Din”, “dini değerler”, “dini umdelere açılan”, “dinle diyalog kuran” laikliğin adı ise “sağlıklı laiklik” oluyordu.
Papa, Türkiye’den de özetle bu “sağlıklı laikliğe” uyum göstermesini istiyordu...
“Laiklik” konusu bizde yalnız “iç politika” malzemesi yapıldığından, Papa’nın bu ilginç çıkışları o “tarihi seyahatin” dipnotları arasında kaldı.
Ne var ki “Papa’dan laiklik dersleri” almanın ne olduğunu iyi bilen İtalyan laikleri ayaklandılar.
“Sağlıklı laikliği” anında masaya yatırıp “Bu da neyin nesi?” diye sorguladılar. Çizme’nin laik çevreleri özetle, “Din dogmadır!” demekteydi: “Kutsal dogmaya dayanan din” ile “diyalog” sözcüğü nasıl bir araya gelebilirdi?
‘Tanrı, İsa, Carla adına: Pozitif laiklik!’
Papa’nın bu “sağlıklı laiklik” açılımı itibar görmeyince, bu kez Fransa’nın “süper ihtiraslı” Cumhurbaşkanı Sarkozy ile yeni tanım “pozitif laiklik” devreye sokuldu:
2007 Aralık’ında Vatikan’ı ziyaret eden Sarkozy, Kutsal Peder’den alkış alan tantanalı çıkışında, Fransa’nın Hıristiyan mirasını öne sürerek; “Bu büyük Hıristıyanlık mirasına sahip ülke, (din-devlet ayrımı güden) ‘militan laiklik’ yerine, (ayrımı boşlayan!) ‘pozitif laikliği’ benimsemelidir!” demekteydi...
Bu kez Fransa solu ile Cumhuriyetçileri hop oturup hop kalktı. “Le Monde” gazetesi 1. sayfada Sarkozy’yi derhal, “Tanrı, İsa ve Carla Bruni adına!” diye dua eden bir piskopos karikatürüyle ti’ye aldı. Yorumcular: “Sarkozy’nin ‘pozitif laikliği’, Papa’nın ‘sağlıklı laikliğinin’ ikiz kardeşidir!” dedi; “Bundan çıksa çıksa (‘Katoliklikle’ kelime oyunu yapan) ‘kato-laiklik’ çıkar!”
Özbudun’un işte bayrağını taşıdığı “pasif laiklik”, Papa ile Sarkozy’nin fikir babalığını üstlendiği bu laiklik çeşitlemelerinin “üçüzünü” oluşturuyor.
Özbudun dünyadaki “yeni evrensel laiklik kavramları” ile “uygulamalarından” bahsediyor ya… Onlar bunlar…
Papa ile Sarkozy’nin “üfürükten tayyare” tanımları ve geçen yazıda söz ettiğim “Tony Blair İman Vakfı” önermeleri…
Yazıyı Yılmaz Dağdeviren’in gönderdiği bir fıkrayla bitirelim:
“Kümese müdür aranıyormuş. Tilki de müracaat etmiş… Tilkiyi çok beğenmişler ve işe almak istemişler. ‘Ne ücret istersin’ diye sormuşlar…
Tilki ‘Ben gülmekten söyleyemeyeceğim. Artık siz ne verirseniz verin!’ demiş…”
“Evrensel normlara uygun laiklik”; “kümes misali” Papa’ya, Sarko’ya, Blair’e ve de evet, Türkiye’de Erdoğan’a emanet.


















Konu: yazara övğü
Ne yazıkki ülkemde hiçbir şeyin değeri ve kıymetinin olmadıgı gibi son derece saygın,değerli yazarlarımızında kıymeti bilinmemektedir.çok üzğünüm nilğün hanım efendiye en derin saygılarımla saglıklar dilerim.
Bağlantı »