Pasifliğin Salaklığı... MÜMTAZ SOYSAL

AÇI
MÜMTAZ SOYSAL
Pasifliğin Salaklığı
ŞİMDİ bir de “pasif laiklik” diye bir şey çıktı. Bugüne kadar hiç duyulmamıştı. Son haftalarda soran sorana: “Ne demek bu?”
Müslüman bir topluma laik düzen getirmeyi ve bu düzeni ayakta tutmayı hedeflemiş Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devlette laikliğin pasif, yani edilgin olabileceğini düşünmek kadar büyük aptallık olamaz.
Ne yani? Yalnız ahreti değil, günlük yaşamın her yanını düzenlemeye yönelik bir dinin gücünü kullananlar her şeye el atıp din kurallarının her yerde uygulanmasını istemeye kalkacaklar ve biz pasif kalıp seyredeceğiz, öyle mi? Tam tersine, cumhuriyet hep uyanık olmak, sürekli etrafa taşıp her yana yayılma eğilimi taşıyan şeriatçılığa karşı kendi ilkelerinin bekçiliğini yapmak zorundadır.
Geçen gün bu gazetede Ürdünlü Doçent Münir Hamarna’nın radikal İslamdaki yayılma potansiyeline dikkat çekişi ilginçti. Çok kişi gibi o da bu akımın büyümesinden ABD’yi sorumlu tutuyor ve sorunu vaktiyle Sovyetler Birliği’ne karşı uygulanan Yeşil Kuşak tasarımına bağlıyor.
Sorunu bu denli basitleştirip güncelleştirmek asıl tehlikeye göz yummak anlamına gelmiyor mu? Yeşil Kuşak’a dayalı bir açıklama, İslamın özündeki yayılmacı eğilimi ikinci plana itmek oluyor. ABD’nin yeryüzündeki hegemonya tutkusu geçip gitse, laikliğin gerçekleştirilmesi ve korunması için uyanık kalma zorunluluğu ortadan kalkmış olmayacak herhalde.
Kabul edelim ki, son derece zor ve bitmek bilmeyen bir çaba gerektirici bir zorunluluk bu. Özellikle, laikliğin genellikle büyük halk kitlelerince ve muhafazakârlarca pek beğenilen bir yanını, yani inanç ve ibadet özgürlüğünü ayakta tutmak ve korumak da gerekiyorsa.
Laiklik, elbet, o çevrelerin zaman zaman iddia ettikleri gibi, sadece bu özgürlüğe ya da serbestliğe indirgenebilecek bir kavram değil. Bunu kat kat aşan, akılcılığı her alanda egemen kılmayı amaçlayan bir yönü var laikliğin. Son zamanlarda “pozitivizm” diye küçümsenen, hatta akıl almaz bir küstahlıkla alaya alınan bu yön, devrimci çağdaşlaşmanın özünü oluşturuyor aslında. Pasif laiklik yandaşlarının asıl ortadan kaldırmak istedikleri de bu zaten.
Öte yandan “aktif” denebilecek doğru laikliğin de devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal düzenini dine dayandırmayı, din duygularını kötüye kullanmayı yasaklamaktan ibaret olduğunu sanmanın eksikliğini de görmek gerekir. Sosyal eşitlik, planlı ve dengeli kalkınma, halk yığınları için parasız ve çağdaş eğitim gibi kavramlar ile laiklik arasındaki mutlak bağlantı bir yana itildiği, hatta ihmal edildiği zaman tehlikeye girecek ilkelerden birinin de laiklik olacağı unutulmamalı.
“Olacağı” ne demek? “Olduğu” için laik cumhuriyet bugünkü hazin durumlara düşmüş değil midir?
mumtazsoysal@gmail.com


















0 yorum yazılmıştır