Savcılık Ne Yapmalıydı?.. ORHAN BURSALI

BİLİM ve SİYASET
ORHAN BURSALI
Savcılık Ne Yapmalıydı?
Diyelim ki gerçekten ordu içinden bir “subay/casus”, “posta” yoluyla Ergenekon savcılarına bir “mektup” gönderdi ve ihbarlarda bulundu... Savcılar “posta”yı aldılar, büyük bir sürprizle karşılaştılar. Arayıp da bulamadıkları bir şey! Tanrı 7 kat gökyüzünden imdatlarına yetişiyor, gibi!
Mektubu alınca yapmaları gereken ilk işlerden biri, ihbarcıyı araştırıp bulmak ve yazdıkları üzerine daha derin bir sorgulama yapmak.
Bu kadar ciddi bir olayı ortaya çıkarmanın esas yolu budur. Şüphesiz, aynı zamanda mektupta ileri sürülen savlar üzerinde de araştırmanızı sürdürürsünüz.
Ama öncelikle hukuki olarak mektubu yazan, olayın kilit noktasını oluşturuyordur.
Zaten hukuki olarak da, iddia sahibinin ortaya çıkması önemli. Yargıcın karşısına “tanık” olarak “mektubu” çıkartamazsınız! “Mektup” mahkemede ne ifade verebilir, ne de sorulacak sorulara yanıt!
***
İhbarcı zaten diyor ki; çağırırsanız gelirim.
O halde savcılar neden ihbarcının peşine düşmüyorlar da sadece iddiaları araştırıyorlar? Bu iddialardan son aşamada hukuki pek de bir şey çıkmayacağı açıkken! Üstelik imzanın ıslak mı kuru mu olduğu ve bunun hukuki değeri tartışılırken? Bazı siyasi ellerin oluşturduğu özel Adli Tıp imza inceleme kurulundan bir yetkili bile, “İmza Çiçek’e ait olabilir, bu mahkemenin yetkisine bırakılmıştır” derken?
Savcılık, eğer hukuki olarak kanıta dayalı bir savla mahkemenin karşısına çıkacaksa, o halde ayakları sağlam yere basmalı. Öyle değil mi?
Bu sağlam durmanın önkoşullarından biri ise ihbarcıyı tanık olarak sorgulaması ve dosyaya eklemesidir.
Ama ortada ihbarcı/casus yok. Öyle birisi var mı, bilmiyoruz! Bu mektubun gerçekten Genelkurmay’da ilgili dairede görevli biri tarafından yazılmış olması gerekir, iddiasının ilk adımda ciddiye alınması için. Bunu nereden bileceğiz? Eğer böyle biri yoksa, bir kurgu-kişilikse, yaptığı ihbarın da bir anlamı yoktur. Bunu nasıl anlayacağız? İlk aşamada, ihbar mektubunda adı geçenlerin ifadeleri, en azından, savcılık için epey zor bir durum yaratmıştır!
Ama savcılık sansasyon yaratmak peşindedir.
***
Savcılık, ihbarcının varlığı/kişiliği ile ilgilenmiyorsa eğer, bu “Islak İmza”lı mektubu ortaya çıkarmanın ve içindeki iddiaların peşine düşmenin tek bir anlamı olabilir:
Yoğun ve entegre bir propaganda faaliyetiyle Genelkurmay’ı son bir darbe ile çökertmek!
Ve Genelkurmay’a ve ordu komutanlıklarına atamalarda ipleri ele geçirmek!
Bu gerçekleştirilebilir, siyasi atamalar devreye sokulabilirse, ordu tamamen tepeden bitirilmiş olacaktır... (Bütün hedef budur! Süreci hâlâ anlamayanlara, izleyemeyenlere, AKP demokrasisi aşkına kapılanlara duyurulur.)
Tıpkı adamlarını YÖK’ün başına getirterek üniversiteleri bitirme planını uygulamaya koydukları gibi!
Ve ıslak imzalı mektubun zamanlaması ile de bir taşla iki kuş vuruyorlar: Ekonomi ve siyaset politikalarıyla zor bir durumda olan iktidarlarına destek çıkmak, konuyu “Vay bak bizi darbelerle düşürmek istiyorlar!” noktasına getirerek mağduru oynamak!
***
Bu iktidarı kendi yaptıkları işlerin çökerteceğini, çökertme sürecinin işlediğini görmemek için ne olmak gerekir?
Ya, darbe planları vb. gibi girişimlerin, ancak bu iktidarın dirilmesine hizmet edebileceğini görmemek için?
Düşünüyorum; iktidar ve cemaatçi ortakları ile arkalarındaki destekleyici büyük güçler, bu gidişatı durdurmak için, acaba kendi kendilerine “darbe planları” düzenleyerek, mektuplar falan yazarak, hem kendi iktidarlarına hem de “Ergenekon davalarına” hayat şırıngası ediyor olmasınlar?!
Bence durum öyle gösteriyor!
obursali@cumhuriyet.com.tr

















0 yorum yazılmıştır