Sel Felaketi ve 3G Sistemi... EROL MANİSALI
BIÇAK SIRTI
EROL MANİSALI
Sel Felaketi ve 3G Sistemi
- Bir yandan Türkiye’ye en ileri teknolojiler giriyor ve uygulanmaya başlıyor. İnsanlar telefonda konuşurken artık birbirlerini görüyor. Ya da te-levizyonda 3G aracılığı ile, sürüklenen TIR’ın içine dalan bir televizyoncuyu canlı yayında övgüyle izliyoruz.
Evlerde eğitim başlıyor, ileri teknoloji bu, üniversite eğitiminizi evinizde sürdürebiliyorsunuz.
- Ama öte yandan sel felaketleri artıyor; evlerin, sokakların, kentlerin “nasıl yapılması gerektiğini”, eskisinden çok daha iyi bildiğimiz halde bunları uygulamıyoruz.
Görüntülü telefonun nasıl uygulanması gerektiğini öğreniyor ve uyguluyoruz; peki içinde yaşadığımız evler, sokaklar, kentler için işler neden daha da kötüye gidiyor? Felaketler neden giderek büyüyor?
Bazı şeylerde neden “tersine korelasyon var”? Bilgimiz artıyor, teknolojimiz ilerliyor; bazı alanlarda ileriye, bazılarında ise bile bile geriye gidiyoruz.
Avrupa yüz küsur yıldır “ulaştırma sorununu” çözmüş, tekniği, teknolojisi belli. Raylı sistemi, metroyu, denizi ve nehri kullanıyor, altyapısıyla birlikte sorunu çözüyor. Ucuz, güvenli, temiz ve sağlıklı olduğu için. Biz ise pahalı, kirli ve güvensiz olanı, göz göre göre, bile bile uyguluyoruz. Sorun cehalet değil, daha da kötüsü, bilerek işliyoruz bu kamusal suçları. Sonra da vah vah çok yazık oldu, yağmur yağdı böyle oldu diyerek işi geçiştiriyoruz.
Kamusal yarar ve demokrasi…
İşin temelinde kamusal yarar ve gerçek demokrasi sorunu yatıyor. Ben bu konuyu yaklaşık otuz yıldır, “makro-mikro çatışması ve örtüşmesi” başlığı altında bilimsel olarak inceleyen ve yazan bir akademisyenim.
- Bireyin çıkarı ile mahallenin, kentin ve ülkenin çıkarı örtüşmek zorundadır. Örtüştürülmenin yolları katılımcı demokrasi ve sosyal hukuk devletinin kurallarının uygulanmasından geçer.
- Firmanın çıkarı ile ekonominin çıkarı çatışma değil, bütünleşme içinde olmak zorundadır. Hem şirket hem ekonomi birlikte kazanmalı. Şirketin kazanması karşılığında makro ekonomik çıkarlardan bir bedel ödeniyorsa bu durum azgelişmişliğin ve gerilemenin göstergesidir. Örneğin, Batı Avrupa ülkeleri “mikro-makro” çatışmasına izin vermezler.
- Gelişmiş ve uygar toplum demek bireyin, şirketin, siyasal partinin ve ülkenin makro çıkarlarının aynı yönde ilerlemesi demektir. İnsanlar yazlık ev yaparken dere yataklarını, ağaçları, ormanları yok ederlerse şirketler para kazanırken çevre kirliliği, dış ticaret dengesizliği üretirlerse işte o zaman felaketler art arda büyür ve önlenemez hale gelir.
İnsanlar yok yere selde boğulur, ülke dış borç batağına saplanır; göz göre göre gelen depremler için hiçbir önlem alınmadan kurbanlık koyun gibi kaderimizle baş başa kalırız.
Toplumsal akıl yerine yalnızca bireysel (ve bireyci) aklı kullanan ülkeler hiçbir zaman gelişemez ve uygar bir toplum haline dönüşemezler.
Bu bilinen gerçekleri uygulayan ülkelere gelişmiş ülkeler; bildiği halde bir türlü uygulayamayanlara da “azgelişmiş” adı verilir.
Oysa bireyin çıkarı ile mahallenin, kentin ve ülkenin çıkarının örtüştürülmesinden herkes yarar sağlar, zarar eden yoktur.
Demokrasi birey, kurum ve toplum arasındaki ortak çıkarların geliştirilmesinin zeminini hazırlamak için gereklidir. Özgürlüklerden iktisadi refaha kadar her alanda bu kural geçerlidir.
Trafik kurallarını çok iyi bildiği halde kırmızıda geçen sürücüler gibi yerleşimde, ulaştırmada ve kamusal faydanın geçerli olduğu her alanda toplumsal getiriyi bireysel getiri ile bütünleştiremez isek ortada ne demokrasi ne de gelişme kalır.
Türkiye bu çelişkileri azalttığı oranda gelişme gösterebilir.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali



















0 yorum yazılmıştır