Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

Sözcü Gazetesi VURAL SAVAŞ: Ahtapotun Kolları… - Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu



Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Çarşamba, August 26, 2009

Sözcü Gazetesi VURAL SAVAŞ: Ahtapotun Kolları…


Sözcü Gazetesi VURAL SAVAŞ    25 Ağustos 2009

Ahtapotun Kolları…

 Papa II. Jean Paul, “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemlidir” demişti.

Giderek tüm kurumlarımızı sarıp sarmalayarak, ulusal duyarlılıklarımızı felce uğratan, beş kollu bir ahtapotun faaliyetlerine karşı duramaz hâle getirildiğimizden; Papa’nın öngörüsü maalesef gerçekleşecek gibi görünüyor.   

Bu yazımda, söz konusu ahtapotun kollarını daha yakından tanımamıza yarayacak bazı ipuçları vermeye çalışacağım...

                                                          ***

1-   31 Temmuz 1920’de kurulan Beşinci Damat Ferit Hükümeti’nde yeniden

Şeyhülislam ve aynı zamanda da Şura-i Devlet (Danıştay) Reisliğine getirilen Mustafa Sabri, 14 Nisan 1930 tarihli Yayın Dergisi’nde yayınlanan söyleşisinde, şunları da söylüyor:

“Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım, diğer Müslümanları da. Bunların Araplaşmadığına da çok eseflenirim…”

Mustafa Sabri, Kurtuluş Savaşımız devam ederken şu fetvayı vermiştir:

“Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler, sizleri mahvetmek ve evlad ü iyâlinizi (çoluk çocuk; ev halkı) yetim bırakmak ve servet ve saadetinizi külliyen (toptan) çalmak için şeytanın dahi aklına gelmeyen hileye başvuruyorlar… Bunların vücutlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet (insanlık) için, Müslümanlık için bir farz olmuştur…”

Mustafa Sabri, Ermenilerin Türkleri katletmelerine karşı mücadele veren Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idamına da fetva vermiştir.  

Ne yazık ki vatan haini olan böyle bir kişi için, AKP Milletvekili ve Yeni Şafak Gazetesi yazarı Resul Tosun ile AKP Kurucu Üyesi Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu, Tokat’ta kurulan “Mustafa Sabri Vakfı” yöneticisidirler. (Yaşar Yazıcıoğlu, Bitmeyen Hesap, s.452–465)

                                                          ***

       2-  ABD’li bir araştırmacı, “AKP’de üç Vahhabi var” dedi. Araştırmacı üç Vahhabi’nin adını verdi: 1) Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2) Başbakan Danışmanı Cüneyt Zapsu, 3) TMSF Başkanı Ahmet Ertürk (Ahmet Hakan, “AKP’deki Vahhabiler”, Hürriyet Gazetesi/ 26 Haziran 2006)

Hitler’in zulmünden kaçarak ülkemize sığınan ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Naumark, öğrencilerine şunları söylemiştir:

“…Vahhabiliği kuranlar İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır. Batı, her yerde İslamiyet’i sapkın inançlara kanalize etti.”

                                                          ***  

       3- Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi AKP üst düzey yöneticileri hakkında çok şey yazdım. Burada sadece Turan Yavuz’un, “Çuvallayan İttifak” adlı eserinde açıkladığı bir hususa değinmekle yetineceğim: (s.160–161)   

“10 Aralık 2002 tarihinde, Beyaz Saray’da Bush – AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan görüşmesinde: Bush, Recep Tayyip Erdoğan’a, ‘Bakınız; siz de ben de dinarız. Dindar olduğumuzu söylemekten kaçınmıyoruz. Daha şimdiden ortak bir yanımız vardır. Irak konusunda yanımızda yer alacaksınız değil mi?’ şeklinde bir konuşma yapmıştır. Erdoğan’ın cevabı ise, ‘bu iş kolay’ olmuştur.”

                                                          ***

       4- Bologna Başpiskoposu Kardinal Carlo Caffara, “Yahudi olmadan Hıristiyan olunamayacağı gerçeği her geçen gün daha net biçimde ortaya çıkıyor. Gerçek anlamda dinler arası diyalog da sadece Yahudilikle mümkün olabilir.” demişti. (Milliyet Gazetesi/14.12.2006)

Papa VI. Paul’un talimatıyla kurulan “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası”nın 1973 yılında sekreterliği görevine getirilen Pietro Rossano, “Dinler arası diyalog, kilisenin İncil’i yayma amaçlı misyonunun içinde yer alır”, aynı kuruluşun 1984 yılından beri başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze’nin, “Dinler arası diyalog, kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmelidir”, yeni Papa’nın, “Dinler arası diyalog, kilisenin insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır” dedikleri bilinmesine rağmen, Papa’ya sunduğu mektupta, “Dinler arası diyalog için Papalık Konseyi/PCD misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyorum. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz… En mütevazı yardımlarımızı sunmak için geldik” diyebilen, 8 Şubat 1998 Pazar günü Papa’yla buluşmak için Vatikan’a hareketinden önce yaptığı açıklamada, “Birkaç ay önce Abramowitz (ABD Savunma Bakan Yardımcısı) cenaplarını yardımıyla bu buluşma gerçekleşti” diyen kişi Fethullah Gülen’dir…  

                                                          ***

       5- “Hukuk(!) İle Aldatmak” ve “Yüce Divan Dosyası” (Bilgi Yayınevi) adlı eserlerimde, tüm kurumlarımıza yerleşen, CIA ve MOSSAD’ın güdümünde faaliyet gösteren (F) Tipi Örgüt’ü, “PKK’dan bile daha tehlikeli bir örgüt” olarak nitelemiş; bu belirlemenin nedenlerini ayrıntılarıyla açıklamıştım.   

Michael Rubin, “Türkiye’nin Dönüm Noktası” başlıklı yazsında, Türkiye uçuruma yaklaşıyor; Fethullah Gülen, Polis Teşkilâtı’nı ve İçişleri Bakanlığı’nı ele geçirdi” diyor…

Fethullah Gülen de “Yargıda, eğitimde, emniyette, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde sessizce mevzilenip bekleyin” demişti. (Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet Gazetesi/26.09.2007) 

Son bir yılda olup bitenler, Cumhuriyetimizin altını oymak ve TC’yi param parça etmekle görevli tüm şer güçlerinin mevzilerinden çıktıklarını gösteriyor…

Gerçekleştirmeye çalıştıkları “Sivil darbe”nin önünü kesecek tüm Cumhuriyetçi aydınları ve askerlerimizi, düzmece belgeler, gizli tanık beyanları, hukuka aykırı uygulamalar, tutuklamalar, ciddi hiçbir delile dayanmayan davalarla sindirmeye çalışıyorlar.  

                                                          ***

14 Nisan 2009 tarihli Sözcü Gazetesi’nde, Kayseri Jandarma Alay Komutanı Cemal Temizöz’ü, PKK’lı tanık beyanlarına dayanarak nasıl tutukladıklarını yazmıştım.

Saygı Öztürk, gerçeği ortaya çıkardı: PKK itirafçısı olan iki gizli tanık:

“Bize gizli tanıklık yapın, kendinizi kurtarın dediler. Ayrıca birçok vaatte bulundular. Biz de, kendimizi ve ailemizi korumak için bu yola başvurduk. Bizim ifadelerimizi dikkate almayın diye savcılığa dilekçe vermişler.”

Büyük Atatürk’ün, dini siyasete alet edenleri  neden “Vatan haini” kabul ettiği, şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi?..


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »
Image Hosted by ImageShack.us
Subscribe to updates < / a>