
Güneş Gazetesi 10 Ekim 2008
Talat Atilla sordu, usta gazeteci Emin Çölaşan yanıtladı-1 AKP'nin yanında Özal iktidarı masum kaldı
Emin Çölaşan, Türk basın tarihinin en önemli gazetecilerinden birisi. Belki de en önemlisi. Hayatındaki ilk önemli travmayı 19 Nisan 1969 tarihinde memur olarak çalıştığı DPT'den dönemin DPT Müsteşarı Turgut Özal tarafından kovulmakla yaşadı. Aynı Çölaşan, 35 yaşında başlattığı gazetecilik serüveniyle kendisini memuriyetten atan Turgut Özal'ın debdebeli siyasetini belgeli yazılarıyla bitiren gazeteci oldu. Tam 38 yıl sonra 15 Ağustos 2007'de tarih başka bir versiyonuyla yeniden tekerrür etti ve Çölaşan bu sefer de, 'Hükümete sert yazılar' yazdığı gerekçesiyle Hürriyet'ten kovuldu. Emin Çölaşan'la yaklaşık 2 saat süren röportajımız kahvede başladı, çalışma ofisimde bitti... Kahveye gitmemizin sebebi ikimizin de azılı sigara tiryakisi olması, kahveden kaçmamızın nedeni de, vatandaşın Çölaşan'a olan çok yoğun ilgisiydi. Emin Çölaşan, Turgay Ciner'le el sıkışmasındaki mahrem diyalogdan, öğrencilik yıllarındaki matrak anılarına kadar bir çok gün ışığı görmemiş bilgiyi sansürsüz anlatınca ortaya keyifli bir röportaj çıktı. Buyrun.
TALAT ATİLLA: Siyaset nasıl kutuplara ayrıldıysa bugün medya da 'yandaş medya, kartel medyası' gibi kutuplara ayrıldı. Siyaset mi medyayı parçalıyor, yoksa medya mı siyaseti?
EMİN ÇÖLAŞAN: İkisi de birbirini etkiliyor. Yani medya bugün iki ya da üç ana parçaya bölünmüş durumdadır. Bir tanesi kartel medyasıdır, ki bunun en başında yedi gazetesi, birçok televizyon kanalı ile Aydın Doğan grubu vardır. AKP iktidarına kadar kartel medyası yine vardı ama yandaş medya denilen olay yoktu. Yine iktidara övgüler düzen gazeteler, televizyonlar, yayın organları vardı. Şimdi yandaş medya dediğimiz, iktidara sadece yağcılık, övücülük, yalakalık yapan korkunç bir medya türedi. Bunların şimdi sayısız gazetesi var. Daha ötesi ve daha da önemlisi; sayısız televizyon kanalı var ve pıtrak gibi giderek çoğalıyorlar. Tabii bunların hepsinin AKP iktidarından maddi ya da manevi belli bir çıkarı, beslenmesi var. Ve bu arada kartel medyası daha da güçlendi.
GAZETELER BÜLTEN GİBİ...
TALAT ATİLLA: Yani iktidar yandaş medyayı güçlendirirken kartel medyasını da mı güçlendirdi?
EMİN ÇÖLAŞAN: Şöyle anlatayım; Kartel kendiliğinden daha da güçlendi. AKP iktidarı somut destek vermedi kartele. Belki özelleştirme ihalelerinde olduğu gibi belli konularda verdi ama kartel zaten parasını bastırıp ihaleleri alacaktı. Orada iktidarın yapacağı bir şey yoktu. Ama en azından kartele göz yumdu AKP iktidarı ve bir miktar daha güçlenmesini sağladı. Tabii ki tek unsur o değildir. Onun için Türkiye'de şu anda baktığımız tabloda ne yazık ki iktidar-medya ilişkileri açısından bakıldığında maalesef yozlaşmıştır. Böyle bir medyayla da Türkiye'nin götürülmesi söz konusu değildir. Yani dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kamplaşma yok. Çeşitli gruplar iktidarın, başbakanlık mahallesinin tamamen baskısının altındadır. Onlara başbakanlık mahallesinden belli kişiler tarafından bunu yaz bunu yazma diye sürekli direktif verilmektedir. Bir çeşit basın bülteni gibi...
TALAT ATİLLA: Basın bülteni demek uygun olur mu acaba? İçlerinde şartları zorlayan bazı haberlere imza atan gazeteler ve gazeteciler de yok mu?
EMİN ÇÖLAŞAN: Yok! Basın bülteni şeklinde ya da mesela bir haber olduğunda bu haberi iyi kullanmayın, bunu küçük verin, bunu yazmayın şeklinde direktifler şeklinde. Şimdi düşünün; Türkiye AB'ye girmek için çaba harcayan bir ülke. Hangi AB ülkesinde gazeteciler başbakana soru sormaktan ürkerler? Bütün gazeteci arkadaşlar şahit, Başbakan gazeteci azarlıyor artık. Adalet Bakanı çıkıp 'Bana ne ya Deniz Feneri'nden' diyebiliyor. Dolayısıyla iş tamamen yozlaşmış vaziyette. Medyaya bugün Türk milletinin saygısı kalmamıştır ama mecburdur. O televizyonları izleyecektir, o gazeteleri okuyacaktır. Başka çaresi yok çünkü.
TALAT ATİLLA: Siz tüm iktidarları eleştiren bir yazarsınız. Geçmiş önemli iktidarların liderlerine karşı kitaplar da yazılar da yazdınız. Türkiye'ye tüm iktidarlardan daha daha fazla zararı AKP'nin zarar verdiğini söylüyorsunuz sanırım?
EMİN ÇÖLAŞAN: Kesinlikle öyle söylüyorum. Hatta benim piyasaya ilk kez 87'de çıkan ama daha sonra baskısı kalmadığı için yeniden yayınlanan 'Önce İnsanım Sonra Gazeteci' kitabıma yazdığım önsözde bunu belirttim. Dedim ki; biz her iktidar döneminde bunların üzerine gittik. Çünkü bence hiç ideal bir iktidar Türkiye'ye gelmedi. Dolayısıyla biz bunların hepsine yüklendik. Özal, Demirel, Ecevit, Yılmaz, Çiller... Kim aklınıza geliyorsa.
TALAT ATİLLA: Her iktidar geldiğinde, 'Böyle beterini görmedik' demek biraz da moda oldu... Özal, Çiller Demirel için de aynı sözler söylenmemiş miydi?
EMİN ÇÖLAŞAN: Ama şimdi baktığımız zaman geçmiş iktidarları gerçekten bir yerde masum görüyorum. Hatta şöyle tanımlıyorum kendi kafamda; bunlar daha çoluk çocukmuş, iktidar falan değilmiş. Hiç bir şey yapamamış AKP'nin yanında. Geçmiştekiler çömezmiş. Yani Özallar, Demireller, Ecevitler aklınıza kim geliyorsa...Bunların yaptığını hiçbir iktidar yapmadı. Medyaya en ağır baskı bunlar tarafından kurulmuştur. Hepsi baskı yapmaya kalkışmıştır ama bunlar boyutunda hiçbir zaman olmadı. Türkiye'de ilkleri yaşıyoruz.
TALAT ATİLLA: AKP'yi 'En beter' yapan ne peki? Somut olarak örnekleriniz var mı?
EMİN ÇÖLAŞAN: Var tabii. Mesela Türkiye'yi peşkeş çekiyorlar. Türkiye'nin altın yumurtlayan tavuklarının eşe dosta yerli ve yabancı işbirlikçilere -iş birlikçiler sözünü altını çizerek söylüyorum- satıyorlar. Telekom'u gitti ismini cismini bilmediğimiz Lübnanlı biri aldı. Telekom'un parasını 2 yılda çıkardı. Biz yırtındık, yapmayın, etmeyin, Telekom satılır mı ya bu fiyata diye. Ve dediğimiz aynen çıktı. Ondan sonra o Lübnanlı kalktı bunlara dedi ki; 'Benim size borcum vardı, onu peşin ödeyeyim, taksitten falan vazgeçin!' Öylesine para kazandı ki adam bizim Telekom'dan... Lübnanlı'nın aklı hayali durmuştur herhalde böyle bir olaydan sonra. Şimdi de Milli Piyango'yu satıyorlar. Milli Piyango devletin ikinci bir altın yumurtlayan tavuğu. Satılır mı? Milli Piyango'nun ne zararı var sana? Neden satıyorsun? Kazancı yüzde yüz garantili bırak o sana 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl gelir sağlasın. Ama adam kalkıyor Milli Piyango'yu satıyor. Sadece iki tane örnek bu.
TALAT ATİLLA: Türkiye'nin en ağır şartlarını yaşadığı iddia ediliyor. Peki, bu nasıl bir paradokstur ki Türkiye'nin yarısı da AKP'ye oy veriyor? Acaba halk mı gerçeği anlayamıyor yoksa kara tablolar çizen entellektüeller mi sübjektif bir tavır alıyor?
EMİN ÇÖLAŞAN: Birincisi; tek parti iktidarının getireceği istikrar olgusu halkın gözünde tuttu. İkincisi, bunların kendi çıkarları doğrultusunda dini kullanmaları da tuttu. Üçüncüsü dünya konjonktürü hep Türkiye'nin lehine gelişti. Yani işte küresel sermaye artmıştı, gidecek yer arıyordu. Bizim mallar mülkler bunlara satıldı. Milyarlarca dolar para getirdiler Türkiye'ye. Ve o paralarla bizim bütçe düzeldi. Bunlar dini kullandılar. Ortalığa biz Müslüman'ız diye çıktılar. Yardım dernekleriyle, Deniz Fenerleriyle müslümanları ciddi bir şekilde sömürdüler. Dolayısıyla olaylar da bunlardan yana çalıştı. Entellektüellerin de okuyamadığı bazı şeyler vardır.
TALAT ATİLLA: Mesela?
EMİN ÇÖLAŞAN: Laiklik deyince Türkiye'de bir takım tiplerin aklına, ki bunların başında mesela Ertuğrul gelir, içki içmek gelir. Laikliği içki ile özdeştirdiler. Oysa laiklik içki içmekle falan ilgisi olan bir olay değil. Bu entelektüeller toplumun kafasına bu sığ kavramları enjekte ettiler. Ve bunu okuyan, ibadetini yapan, namazını kılan mümin bir insan dedi ki; ya arkadaş bunların işi gücü içki, kafa çekmek. Bu ne kadar zarar veren bir olaydır laiklik kavramına. O kadar yanlış yaptılar ki. Ve yine AB rüzgarıyla Türkiye'de birilerini kandırdılar: Ey vatandaş AB'ye gireceğiz, pasaportunu alacaksın, vizesiz istediğin ülkeye gideceksin, Avrupa'da iş bulacaksın, refaha ereceksin. Yok, böyle bir şey.
TALAT ATİLLA: Ciner Grubu'na geçtiğiniz biliyoruz... Patron Turgay Ciner ile ne konuştunuz? İçi dışı bir yazar olarak bu görüşmeyi sansürsüz olarak anlatır mısınız?
EMİN ÇÖLAŞAN: Peki anlatayım... Turgay Ciner, geçtiğimiz Haziran ya da Temmuz ayıydı Ankara'ya geldi. O, Turgay Bey'le bizim yüz yüze yaptığımı ikinci görüşmeydi. Ben Turgay Bey'e 'Ben sizin gazetenizde aynı doğrultuda yazılar yazacağım. Siz büyük bir işadamısınız. İşadamlarına, medya patronlarına bu iktidar büyük baskı yapıyor. Siz rahatsız olmaz mısınız? Yazılarımdan zarar görmez misiniz?' Bana söylediği cevap teyp gibi kafamda çakılı: 'Abi, ben kimin neyinden korkacağım bunlar benim malımı gasp ettiler. (Sabah Gazetesinden ve ATV'den bahsediyor) Benim Allah'tan başka korkacak hiçbir şeyim yok. Aynen yazılarınıza devam edersiniz' dedi.
TALAT ATİLLA: Bu kadar kısa mı konuştunuz? Hepsi bu mu yani?
EMİN ÇÖLAŞAN: Bu kadardır. Turgay Bey'in yanıtı da buydu. Dolayısıyla bu da beni rahatlatan bir unsur oldu.
TALAT ATİLLA: Anlaştınız, el sıkıştınız... Gazete ne zaman çıkacak? 1 Ocak diye duyduk...
EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii. Gazete sanırım 2009'un Ocak sonu ya da Şubat başlarında çıkacak.
TALAT ATİLLA: Turgay Ciner'le bu görüşmeyi yaptığınızda yalnız mıydınız? Benim duyduğum kadarıyla birkaç kişi daha varmış?
EMİN ÇÖLAŞAN: Doğru.. Yanımızda Fatih Altaylı ve Turgay Ciner'in maden işlerinin temsilcisi Erhan Aygün vardı...
TALAT ATİLLA: Bekir Coşkun'un da yeni gazeteye gideceği söyleniyor?
EMİN ÇÖLAŞAN: Evet. Benim de bildiğim kadarıyla öyle. Bekir Coşkun olacak, başka iyi isimler olacak ama ben şu anda gerçekten bilmiyorum öbür isimler kimler. Yani bazı transferleri falan okuyorum medyadan. Bazı geçen isimlerin ne olacağını bilmiyorum. Örneğin Hıncal Uluç, Ahmet Hakan, Oray Eğin... O isimlerle görüşmeler ne aşamada, ne oldu ne bitti bilmiyorum.
TALAT ATİLLA: Hürriyet Gazetesi sizi muhalefet etmenizden dolayı görevinize son verdi gibi görünüyor ama şöyle bir baktığımızda şimdi hükümeti sizden daha fazla eleştiriyorlar. Peki, nasıl oluyor da bu kadar yüksek volümlü muhalefet yapabiliyorlar?
EMİN ÇÖLAŞAN: Ben onu yüksek volümlü muhalefet olarak görmüyorum. Benim tanıdığım Hürriyet okurunun en az yüzde 80'i Atatürkçü, laik, ulusalcı, çağdaş insanlardan oluşur. Dolayısıyla onları da tatmin etmek için öyle arada sırada böyle çıkışlar yapılır ama gelir geçer.
TALAT ATİLLA: Siyasal partilerin tabanını kaybetmemek için tabana zaman zaman yaptıkları çıkışlar gibi mi?
EMİN ÇÖLAŞAN: Kesinlikle, aynen öyle. İyi yorumladın... Diyor ki; Ey okuyucu, bak biz muhalefetimizi de yapıyoruz yeri geldiği zaman. Ama yaptığı muhalefet alay konusu oluyor. Ben iktidar karşıtı yazılarım nedeniyle kovulduğumu hiçbir şekilde kanıtlayamazdım ama benim kovulma nedenim geçtiğimiz Eylül ayında Aydın Doğan ve Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle ortaya çıktı ve belgelendi. Ağustos 2007'de kovuldum, Eylül 2008'den yani tam bir yıl sonra bunların arasında Deniz Feneri nedeniyle patlayan bir kavga oldu. Çünkü Doğan Grubu gazeteleri Deniz Feneri olayını kazara manşetten verdiler. İşte kavga buradan çıktı...
MEVZİ BOŞALMADI...
TALAT ATİLLA: Hem her şeyin planlı gittiğini varsaymak, hem de Hürriyet'in kazara manşet yaptığını söylemek iddialı bir yaklaşım olmaz mı?
EMİN ÇÖLAŞAN: Evet, kazara verildi. Kazara verilmemiş olsaydı, bugüne kadar ne yolsuzluk haberleri yazdı muhabir arkadaşlar, hepsini çöpe attı Hürriyet gazetesi. Ondan sonra Aydın Doğan kalktı dedi ki 'Zaten bunlar her zaman baskı yapıyorlardı. Şimdi görüyorum ki bu baskı daha da ağırlaşacak.' Onun üzerine de Erdoğan 'Aydın Doğan bir gün bana geldi. Ben bunun gazetelerini arşivden çıkarttım, önüne koydum. Bana dedi ki 'Sayın başbakanım ben ne yapayım, ben bazı yazarlarımla baş edemiyorum.' Baş edemediği yazarların da bir numarası benim. Yani bunların ağzından benim kovulma olayım kanıtlanmış oldu.
TALAT ATİLLA: Neden bu sansürler yapılırken tavır koyup istifa etmediniz?
EMİN ÇÖLAŞAN: Ben orada bir mevzi tutuyordum. Nasıl istifa ederim?
TALAT ATİLLA: Peki kovulduktan sonra tuttuğunuz mevzi boşaldı mı?
EMİN ÇÖLAŞAN: Hayır! Benim açımdan bakıldığı zaman boşaldı ama tabii ki başka düzgün arkadaşlarımız da var. Bekir Coşkun, Tufan Türenç, Yalçın Bayer gibi. Şu anda herkes bana aynı şeyi söylüyor. Ah abi şimdi sen yazıyor olacaktın, sana ne belgeler gelirdi... Gerçekten de gelirdi. Çünkü bunu iddialı söylüyorum; Hürriyet'te hemen hemen belge sadece bana gelirdi. Ve o kadar çok gelirdi ki ben onları ilgi alanlarına göre muhabir arkadaşlara dağıtırdım. Bunu yazın, önemli bir haber derdim. Çocuklar haber yazarlardı gazete aman iktidarı kızdırmayalım diye çöpe atardı.
TALAT ATİLLA: Peki sizin başınıza gelen Bekir Coşkun'un başına gelmiş olsaydı siz Hürriyet'i bırakırmıydınız?
EMİN ÇÖLAŞAN: Gerçekten bilmiyorum... O soru benim de aklıma geldi. Ama ne yapardım bilmiyorum. O olayı yaşamak lazım. Şimdi dışardan konuşmak kolay olur ama o olayı yaşamadıkça ben şunu yapardım ben bunu yapardım demek doğrusu biraz zor geliyor.
TALAT ATİLLA: Sözcü Gazetesi'nde sizinle ilgili 'yazarımız' ifadesi yer alıyor. Siz orada yazıyor musunuz?
EMİN ÇÖLAŞAN: Bir yıldır onlar benim eski yazılarımı kullanıyorlar. Ayrıca Pazar günkü programın bant çözümlerini 'Emin Çölaşan dedi ki' diye kullanıyorlar. Ben onlardan bir kuruş bile almıyorum.
0 yorum yazılmıştır