href="http://www.fodey.com/generators/animated/ninjatext.asp">Ninja!
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

http://erdem43.

Talat Atilla ile EMİN ÇÖLAŞAN Söyleşi-2- İdealist Gazeteci İş Bitirici Gazeteci Oldu - Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar - Blogcu


Siyasi GIF Animasyonlar-Siyasi Yazı ve Yorumlar

Saturday, Ekim 11, 2008

Talat Atilla ile EMİN ÇÖLAŞAN Söyleşi-2- İdealist Gazeteci İş Bitirici Gazeteci Oldu


Güneş Gazetesi  
                11 Ekim 2008


Talat Atilla sordu, usta gazeteci Emin Çölaşan yanıtladı-2

Hep güclülerle kavga ettim, vicdanım rahat
Usta gazeteci Emin Çölaşan ile kahvede başlayıp, büromuzda son bulan sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz... Çölaşan röportajın bu bölümünde basının bugünkü durumu ve gazetecilik konusunda çarpıcı tespitlerde bulunuyor...

İDEALİST GAZETECİ, İŞ BİTİRİCİ GAZETECİ OLDU?

  • TALAT ATİLLA: Türk basınındaki dejenerasyonu neye bağlıyorsunuz? 70'lerdeki idealist duruşundan sizin deyiminizle iş bitirici gazeteci tipine nasıl geldik?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Bunun nedeni gayet açık. Birincisi; basının koşulları yani Türkiye'de gazete sahipleri hep aileden gelen gazetecilerdir. Erol Simavi'den, Haldun Simavi'den, Ercüment Karacan'dan, Ahmet Emin Yalman'dan tutun da aklınıza gelen herkes gazeteci ailelerin çocuklarıydı. Ve onlar patrondu, o mürekkep kokusuyla büyümüş insanlardı onlar. Ama sonra zamanla büyük sermaye girdi işin içine ve büyük sermaye girince tabi işin rengi değişti
  • TALAT ATİLLA: Eskiden aynı mahallede herkes birbirini tanıyordu güzel ilişkiler vardı ama plazaya dönünce belki işin rengi değişti, başkalaştı sanki...
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii ki. Zaten plazaya dönüşmesi o büyük sermayenin medyaya girişiyle başlamıştır. Ondan sonra tabi doğal olarak bütün iş adamları yani gazete ve televizyon satın alan bütün iş adamları başka çıkarların başka işlerin peşine düştüler. Ki onlar gazetecilikten çok daha büyük işlerdi. Ve ondan sonra da iş yozlaştı. Patronunun iş getirdiğini gören gazeteci ben de kendi çapımda iş bitiririm demeye başladı. Tabi onlar da 'ben de bir gücüm. Ben de siyaseti etkiliyorum beni başbakan arıyor, ben köşe yazarıyım başbakanla ilişkim var, cumhurbaşkanını tanıyorum, bana ismimle hitap ediyor, bakanlarla ilgili gayet güzel ilişkilerim var bürokratlarla aram çok iyi' diye. Ondan sonra bunlar ufak başladılar sonra işleri büyüttüler.
  • TALAT ATİLLA: İşleri büyütünce de gerçek gazetecilik bitti o zaman....
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Yani bir yerde bazılarında öyle. Ama şu anda bunlar baskı altındalar. Bunların iş bitirmeleri falan kendi adlarına ya çok gizli yapacaklar, duyulmayacak şekilde ya da kesildi çünkü toplumun da baskısı oluştu bunların üzerinde.
  • TALAT ATİLLA: O zaman eskiye dönüş için tekrar umut doğdu diyebilir miyiz?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Hayır, kesinlikle dönemeyiz. O iş bitmiştir. Türk medyası bu para babalarının egemenliğinde olacaktır her zaman. Başka bir çaresi yok. Bunun geriye dönüş yok

    KUCAKLAŞIP ÖPÜŞTÜK
  • TALAT ATİLLA: Bir gazete bağımlı bir şekilde 700 bin satacağına 100 bin satsaydı da bağımsız olsaydı çok daha güzel olmaz mıydı?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii ki çok daha iyi olurdu ve topluma daha açık alanda hizmet verirdi ama şimdi öyle değil. Ben bazen gazetelerde bir haber okuyorum veya televizyonlarda bir haber izliyorum, özellikle ekonomiyle ilgili, ya diyorum bunun arkasında patronun bir numarası, bir çıkarı falan olabilir. Yani kuşku bu sadece belki yok ama kafamda benim bir soru işareti oluşuyor gazeteci olarak. Düşün, bir gazetecisin ve senin kafanda böyle bir soru işareti oluşuyor. Vatandaş belki farkına bile varmıyor bu işin ama biz işin içindeyiz biz farkındayız..
  • TALAT ATİLLA: Fatih Altaylı ile aynı dönemde Hürriyet'te yazarken birbiriniz hakkında sert eleştiriler de yaptınız. Altaylı şimdi sizin yayın yönetmeniniz olacak. Şimdi ne dediğinizi merak ediyorum,'Allah'ım neydi günahım' mı diyorsunuz? Yoksa, 'Dur bakalım ne olacak' mı?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Yok hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Çünkü bazı olaylar var ki insan onları aradan biraz zaman geçtikten sonra daha hoşgörüyle falan karşılıyor. Dediğiniz gibi bizim Fatih'le bir takım sürtüşmelerimiz olmuştu geçmişte. Hürriyet gazetesindeydik ikimizde. Ondan sonra Fatih'i ben 2-3 yıl görmedim. Dolayısıyla birincisi kafadaki o şeylere bir sünger çekilmiş oluyor. İkincisi ve daha da önemlisi mesela benim kovulma olayından sonra Fatih bana çok büyük destek verdi medyada. Yani televizyon programlarına katıldı beni savundu, yazılar yazdı. İlk karşılaştığımızda sarıldık, öpüştük, koklaştık. Dolayısıyla bazı şeyler geride kalıyor. Sadece Fatih Altaylı için söylemiyorum bunu. Fatih Altaylı’nın iyi bir gazete yapacağını umuyorum. Şimdi artık geçmişi değil de geleceği görmek gerekiyor. Geleceği düşünmek gerekiyor. İyi bir gazete olacak, iyi bir şekilde işi götüreceğiz.
  • TALAT ATİLLA: Fatih Altaylı silahla Güneş gazetesinin Ankara bürosunu bastı diye yazmıştınız. Fatih Altaylı ile artık aynı gazetede olacağınıza göre can güvenliğiniz olduğuna emin misiniz?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii canım, kesinlikle. Yani Fatih'te sanmıyorum hiç silah falan taşısın öyle bir şey olmaz herhalde. Şimdi o zaman Fatih de genç bir adam. Daha deneyimsiz, hayat tecrübesini yeterince almamış bir adam. Hepimiz öyleydik geçmiş yıllarda, hepimiz bir yerde daha fevriydik, daha deneyimsizdik. Şimdi insan biraz biraz yaşı ilerledikçe de birtakım şeyleri daha farklı görmeye başlıyor. Mesela şimdi ben Fatih Altaylı'nın o silah olayını o günlerde yazdım. Ama şimdi baktığım zaman bir anlamda hoş karşıladığım bir hadise. Ya diyorum Fatih de geçmişte bunları yapmış. Yani can güvenliğimiz vardır. O açıdan hiçbir kuşkum yok.
  • TALAT ATİLLA: Turgut Özal, Melih Gökçek, Nazlı Ilıcak, Mehmet Barlas gibi isimlerle ilgili sert yazılar kaleme aldınız. Bu yazılarınızdan dolayı hiç vicdan azabınız oldu mu yoksa az bile yazmışım mı diyorsunuz?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Hiçbir zaman vicdan azabım olmadı. Vicdan azabın olması için yalan yazmış olman gerekir. Yalan hiç yazmadım. Benim yazdığım her şey dört dörtlük doğruydu. Kimisi belgeliydi kimisi belgesizdi ama hepsi doğruydu. O yüzden hiç vicdan azabı çekmedim. Yine aynı koşullar içinde olsam yine aynı yazıları yazardım. Tabi bir de ister istemez bir sürü kavgaya girdik bir sürü insanla. Yalnız bir şeye dikkatiniz çekeyim; benim kavgaya girdiğim insanlar arasında hiçbir zaman gariban benden daha güçsüz, manevi anlamda söylüyorum, insanlar olmadı. Hepsi güçlü insanlardı, kalem sahipleriydi, köşe yazarlarıydı, bakanlar, başbakanlar, büyük bürokratlar, siyasetçiler. Hep bunlarla kavga ettim. Hep kendimden daha güçlü olanlarla kapışmışımdır. Şimdi geçmişe baktığımda diyorum valla helal olsun iyi iş yapmışım.
  • TALAT ATİLLA: Yazılarınızda ulaşılmaz, sert ve saldırgan bir duruşunuz var ama aslında bunun aksine cana yakın ve mütevazisiniz. Bu fark neden?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Özel yaşamda insanlarla yüz yüzesin. İnsancıl ilişkilerini yaşıyorsun. Ama gazetecilik yaşamında sinirlisin, gerginsin ve hırslanmışsın. Ki ben ülkeyi yönetenlere o sert yazıları yazarken sorumluluk psikolojisi de yükleniyor. Orada sen en azından yüz binlerce insan adına, kendi ülkenin çıkarları adına yazıyorsun. Bu nasıl olur, adam bu yolsuzluğu nasıl yapar, bu soyguna nasıl göz yumulur ya da bu din ticareti nasıl böyle kişisel kazanca çevrilir diye hırslısın ve bilgisayarın başına oturuyorsun o hırsınla yazıyorsun. Dolayısıyla daha sert acımasız ifadelerle yazı yazıyorsun. İş gazeteciliğe, yazı yazmaya geldiği zaman içindeki bütün o birikimleri o yazıya boşaltıyorsun. Ülke çıkarları için yazıyorsun. Kendi milletinin çıkarları için yazıyorsun o zaman da gayet tabii ki sinirli yazacaksın. Ve insanlar da onu seviyor. Sert yazıyı sever okuyucu. Çünkü kendisi de öyle düşünüyordur. Yani okuyucu kendisi tepkilidir. O tepkisini belki o da çok sert bir şekilde dile getiriyordur içinden. Ama çoğu zaman dışarı vuramaz, korkar. Çünkü memurdur iş adamıdır vs. Sen yazdığın zaman 'ohh be işte benim düşündüklerimi bu herif yazmış' der.
  • TALAT ATİLLA: Oğuz Aral bir yazısında sizi baltalı ilah Zagor olarak tanımlıyor. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Oğuz Aral'ınki tabi bir espri. Güzel de bir yakıştırma olmuş benim yazılarımdan yola çıkarak.
  • TALAT ATİLLA: Eğilmeyen, dik duran, taviz vermeyen tavrınızı simgelemek istemiş...
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii ki. Öyleyim. Bu güne kadar hiç eğilmeden, çizgimden hiç sapmadım. Bir takım şeylere inanıyorsam onu sonuna kadar savunurum. Dani dönek de olmadım. Yani dünkü geçmişteki bazı eski solcuları görüyorum şimdi maşallah nereden nerelere geldiler, yani dönektirler. Bir sürü dönek vardır bugün Türk basınında. Sizin de az önce söylediğiniz gibi özel yaşamında mütevazı ama ilkelerinden hiçbir şekilde ödün vermeyen biriyim. Haklıysam sonuna kadar direnirim. Haksızsam da gidip özür dilerim. Düzgün kaldık Allah'a şükür. İsmimiz bir şaibeye karışmadı. 30 yıl gazetecilik yapacaksın, hem de en güçlü konumda yapacaksın, hemen hemen onun en az yirmi yılında ve ismin hiçbir şeye karışmayacak o çok önemli. Onun için ben kendi halinde sıradan bir vatandaşım. Gerçekten öyle görürüm kendimi.
  • TALAT ATİLLA: Korumalarınız var mı? Köşeniz alındı diye devlet de korumalarınızı geri çekmemiştir herhalde?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Evet... Devlet korumalarını çekmedi. Ama ben çok tehdit aldım. Terör örgütlerinde falan benim ismim çok çıktı. Onun için devlet çekmedi.
  • TALAT ATİLLA: Buraya korumasız geldiniz? İstediğiniz zaman mı koruma size eşlik ediyor?
  • EMİN ÇÖLAŞAN: Tabii. Evde de var ve evi polisler bekliyor. Artı bir de yakın korumam var.
    ODTÜ'de yeni gelen öğrencilere kendinizi hoca diye tanıtıp ders veriyormuşsunuz...
    Biz ikinci veya üçüncü sınıftayız, biraz da palazlanmışız ODTÜ'de. Aklımıza geldi, yeni çaylaklar gelecek, bizim arkadaşları örgütledik. Siz bunları toplayın, bizim fakültenin birinci sınıf öğrencilerini bir de dershane bulduk oraya sokun ben ders vereceğim. Ondan sonra bizim çocuklar bağırıyor idari bilimler birinci sınıf buraya diye. Güzel kızlar falan da var. Hepsini oraya topladılar. Onlar da derse girdi. Bizim arkadaşlar hepsi planlı. Ben içeri girince hepsi ayağa kalkacak. Ben çok tıfıl bir öğrenciyim tip olarak falan da öyleyim. 1 saat ders verdim bunlara. Sonra iki tane güzel kız konuşuyordu yan yana. Biraz kıkırdaşıyorlar falan. Sonra ben bunları çıkın dışarı diye kovdum. Burası lise değil diye azarladım. Kızlar tabi bozuldular. Sonra küçük bir de test yaptım, genel bilgi testi. Sonra o çocuklarla çok iyi arkadaş olduk tabi. ..
  • EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

    0 yorum yazılmıştır

    « Önceki :: Sonraki »
    Image Hosted by ImageShack.us