Tarih Kesiti... IŞIK KANSU
IŞIK KANSU
Tarih Kesiti
Emekli Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Güven Dinçer, Naima tarihinden küçük bir kesitin okunmasını salık verdi:
“Celali isyanları ile baş edemeyen Osmanlı, sadrazamın emriyle ünlü Celali Kalenderoğlu’nu 1607’de Ankara sancak beyliğine getirir. Ancak Kalenderoğlu, Ankara yöneticisi olan Kadı Vildanzade Mevlana Ahmet Efendi ve halk tarafından kente sokulmaz. Bunun üzerine Kalenderoğlu ile Kadı Vildanzade arasında şu konuşma geçer:
Kalenderoğlu - Bu memleketi padişah bana temlik etmiştir ve etrafındaki sancakları dahi adamlarıma vermiştir. Siz beni şehre girmekten niçin reddettiniz ve şehrin kapılarını teslim almaya gelenlerin yüzüne kapadınız?
Kadı Vildanzade - Gerçi sancak sana verilmiş, ama siz buraya mirlivalar (alay kumandanları) gibi gelmediniz. Yine Celaliler suretinde geldiniz. Delil budur ki, önce Müslümanları öldürdünüz. Gasp ettiğiniz hayvan sürülerini de Müslümanların ekinlerine saldınız...
Bu arada, Ankara’yı teslim almaya gelen eşkıyanın 30 civarındaki adamı da Kadı Vildanzade’nin emriyle iç kalede mahvedildi.”
Naima tarihinden anlıyoruz ki, açılımın saati, günü, ayı, yüzyılı olmazmış! Önemli olan, sancağı teslim etmemek, elde sağlam tutmakmış.
Kadının Yeri Yok
Emekli Danıştay Başkanı Nuri Alan’ın, son 29 Ekim törenlerine ilişkin izlenimleri:
“Şimdiye kadar Cumhuriyet Bayramı törenlerinde şeref tribününe genellikle eşlerle gidilirdi. Son 29 Ekim töreninde şeref tribününde yalnızca bir tek bayan vardı. O bayanın da görevli olması gerekiyor, çünkü oturmuyordu, ayaktaydı. Buna karşılık akşam yapılan resepsiyonda da başörtülüler vardı. Doğu’ya mı, Batı’ya mı gittiğimizin tartışıldığı bir ortamda, nereye gittiğimizi bu manzaralar çok iyi gösteriyor.
Bakın, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi yayımlandı. 134 ülkede yapılan araştırmaya göre; Türk kadını, ‘kadın-erkek’ eşitliği sıralamasında 129. sırada yer alıyor. Türkiye; Katar, Mısır, Mali, İran, Suudi Arabistan, Benin, Pakistan, Çad ve Yemen ile birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından en kötü durumda olan ülkelerden. Ayrıca bir yoruma yer yok.”
TSK’nin Yeni Rotası
Islak imza mıydı, değil miydi; açılıma yandaş mıydı, değil miydi tartışmalarının yarattığı toz duman arasında, soğukkanlılıkla, bildik davanın savcısının elinde olduğu ifade edilen bir belgeyi, eski Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Nusret Taşdeler’in, AKP’nin seçim başarısından hemen sonra, eylül 2007’de hazırladığı raporu ciddiyetle ve altını çize çize okuyalım. Niye altını çizelim? Çünkü belge, belirlenmiş bir rotayı kanıtlıyor da ondan...
Kamuoyuna yansıyan ve şimdiye değin yalanlanmayan belgenin en önemli saptamalarını seçip alt alta sıralayalım:
1- 22 Temmuz seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için devletin temel nitelikleri açısından bir dönüm noktasıdır. Türkiye, demokrasi ile İslamın bir arada yaşayabileceğini ispat etmiş bir ‘ılımlı İslam’ devleti olarak tanımlanmaktadır. Hükümet de, iç kamuoyu, AB ve Avrupa’nın da desteği ile elde ettiği kazançlarını pekiştirmeye kararlı görünmektedir. Bu eğilimi ve ‘İslami demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan bir ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan geri çevirmek son derece zordur.
2- Her şeyden önce, yeni şartlar ortaya çıkaran ve yeni tedbir ve uygulamalar gerektiren bir dönem içinde olduğumuzu kabul etmek gerekmektedir.
3- Esas mesele, ılımlı İslam veya demokratik İslam olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı TSK’nin, kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barınabileceğidir.
4- TSK’nin TBMM tarafından kurallara uygun olarak seçilmiş ve gerçek niyeti bu olmasa da, devletin anayasada belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkacağını açıkça deklare etmiş bir cumhurbaşkanına karşı çıkmak için geçerli bir gerekçesi ve desteği bulunmamaktadır. Bu nedenle, devlet sisteminin işlemesine, devlet terbiyemiz gereği, mani olmamak gerektiği düşünülmektedir. Ancak seçim sonrasının seçimden daha fazla önem arz ettiği açıktır. Kriz veya gerginlik yaşanıp yaşanmayacağını cumhurbaşkanının ve hükümetin davranışları belirleyecektir.
5- Bir diğer önemli konu da, TSK tarafından izlenecek politikanın, başta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere siyasi bir partinin politikaları ile çakışmaması, bir diğer deyişle TSK üzerinde veya arkasına sığınarak muhalefet veya politika yapılmasına imkân verilmemesidir.
6- Türkiye’deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığı şüphesizdir. Her ikisi ile de duygusallıktan uzak, gerçekçi ve birebir diyalog kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Saptamalar çok açıktır: TSK -kimilerine göre makas değiştirme olarak kabul edilse de- rotasını belirlemiştir ve bu rota, AKP, AB ve ABD ile çatışmamayı, hatta uyuşmayı öngörmektedir.


















0 yorum yazılmıştır